Tem
22
2007
0

Uzun Hasan Kimdir?

Akkoyunlu hükümdarlarından. Oğuzların Bayındır boyundan, Akkoyunlu Hanedanının kurucusu Kara Yülük Osman’ın torunu olup, babası Celâleddîn Ali Beydir. 1423 yılında Diyarbakır’da doğdu. Uzun Hasan’ın gençliği, Akkoyunlu emirî Hamza Bey ile Cihangir arasında vukû bulan savaşlarla geçti. Hamza Beyin vefâtından sonra, Akkoyunlu tahtına ağabeyi Cihangir geçti. Kardeşi Hasan Beyin büyük gayret ve yardımları sonucu iktidarı ele geçiren Cihangir, Ergani ve çevresini ona ikta olarak verdi. Cihangir Bey (1444-1463), 1455’te amcaları Şeyh Hasan ve Kasım’a karşı kardeşi Uzun Hasan’ı gönderdi. Uzun Hasan amcalarını mağlup etti. Erzincan valisi, Cihangir Beye isyan edince, Uzun Hasan onu da itaat altına aldı. (Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Umur Bey Kimdir?

Aydınoğulları Beyliği hükümdarlarından. Babası Aydınoğlu Mehmed Beydir. Lâkabı Bahâüddîn’dir. Genç yaşında babası tarafından İzmir Emiri tâyin edildi. Bu sırada deniz seferlerinde gösterdiği cesâreti, kumandanlık ve adâletiyle meşhur oldu. 1328-1329’da Bozcaada’ya kardeşi İbrâhim’le birlikte bir akın harekâtında bulundu. Sakız Adasına da bir sefer tertip etti. 1332 yılında Gelibolu, Semendire; 1333 yılında Yunanistan ve Ege adalarına tertip ettiği sefer neticesinde, buraları haraca bağladı. Umur Bey, bu deniz seferlerinden birçok ganîmet elde etti.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Uluğ Bey Kimdir?

On beşinci yüzyılda yetişmiş Müslüman-Türk astronomi âlimi, Semerkant sultânı. İsmi, Muhammed Taragay bin Muinüddîn Şahruh Bahadır Mirza’dır. Güney Âzerbaycan’daki Sultaniyye şehrinde 22 Mart 1394 târihinde doğdu. Timur Hanın torunudur.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Tuğrul Bey Kimdir?

Selçuklu Devletinin kurucusu. Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Beyin torunudur. Babasının adı Mikail’dir. Muhtemelen 993 yılında doğdu. Babası Mikail, gazâ akınında şehit düşünce, dedesi Selçuk’un yanında büyüdü. Çocukluğu Cend’de geçti. Büyük bir îtinâ ile yetiştirildi. Âilesinden dînî ve millî terbiye alıp, mükemmel silâh kullanmasını öğrendi.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Toktamış Han Kimdir?

Altınordu hanlarından. Babası Mangışlak Hâkimi Tuli Hoca olup, annesi Künçek Hâtundur. 1341’de doğdu. Babasının, Akordu Hanı Urus Han tarafından öldürülmesiyle, 1375’te Timur Hanın yanına sığındı. Timur Han’dan iyi muâmele ve yakın alâka gördü. Otrar ve Savran şehirleriyle, hâkimiyet alâmetlerinden bayrak, asker, at ve davul verildi. Toktamış, bu târihten îtibâren yaptığı seferlerle, 1378’de Sığnak’ı, 1379’da Temür Melik’i mağlup ederek, Doğu Deşt-i Kıpçak’ı; 1380’de Kıyat Mama’yı yenerek Batı Deşt-i Kıpçak’ı zaptetti. Altınordu birliğini yeniden kurdu.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Timur Han Kimdir?

Türk-İslâm dünyâsının büyük hükümdarlarından. Târihin en büyük cihangirlerinden biridir. Babası Moğol Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi Tigin Hatundur. 1336 senesinde Mâverâünnehir’de Semerkand’la Belh arasında Keş kasabasında doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven babası Emir Turagay, Timur’a aklî ve naklî ilimleriyle kumandanlık bilgilerini ehil hocaların elinden öğretti. (Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Yıldırım Bayezid (Beyazıt I) Kimdir?

Osmanlı pâdişâhlarının dördüncüsü. Babası Murâd-ı Hüdâvendigâr, annesi Gülçiçek Hâtundur. 1360’ta doğdu. Küçük yaştan îtibâren zamânın en mümtaz âlimlerinden din ve fen ilimlerini tahsil etti. Değerli kumandanlardan sevk ve idâre dersleri aldı. 1381 yılında devlet idâresini öğrenmesi için Kütahya’ya vâli tâyin edildi. 1389’da yapılan Birinci Kosova Savaşına katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Savaş sonunda babası Sultan Murâd’ın şehâdeti üzerine tahta çıktı. Cesâret ve gözü pekliğiyle ün yaptığından kendisine “Yıldırım” lakabı verilmiştir.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Yavuz Sultan Selim (Selim Han I) Kimdir?

Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslâm halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid Hanın oğlu olup, annesi Dulkadirli âilesinden Âişe Hâtundur. 1470 yılında Amasya’da doğdu. Şehzâdeliğinde, devrin âlimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askerî sevk ve idâre ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzâdeliğinde Trabzon Vâliliğine gönderildi.
(Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Yakup Han Bâdevlet Kimdir?

Türkistan’ın Kâşgar emirlerinden. Muhammed Yâkub Bey de denir. 1826’da Taşkent’te doğdu. İyi bir eğitim ve öğretim gördü. Eniştesi Nur Muhammed’in himâye ve yardımlarıyla askerî makamlarda yükseldi. Binbaşıyken 1849’da Akmescid hâkimliğine tâyin edildi.1864 yılı sonunda, Cihangir Türe’nin oğlu Buzurk Han Töre başkanlığındaki heyetle Kâşgar’a gitti. Buzurk Han Töre,Kaşgar’da idareyi ele alınca, Yâkub Bey, idârede önemli vazifeler aldı. Yâkub Bey, Buzurk Han Töre’nin idâredeki alâkasızlığından faydalanarak, askerî ve mülkî kadrolara hâkim oldu. Askerî faaliyetleri arttırıp, ordu kurdu. 1866’da Yenihisar, Yarkend ve Hotan’ı zaptetti. (Devamini okumak icin tiklayin)

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |
Tem
22
2007
0

Vahideddin Han (Mehmed VI) Kimdir?

Son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesi. Sultan Birinci Abdülmecid Hanın oğullarının en küçüğüdür. Annesi Gülistû Sultan’dır. 2 Şubat 1861 târihinde doğdu. Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. Ağabeyi İkinci Abdülhamid Han tarafından büyütülüp, himâye edildi. Çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşâd’ın vefât ettiği gün pâdişâh ve halîfe oldu. Saltanata geçtiğinde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Enver Paşanın Başkumandan Vekili unvânını Başkumandanlık Kurmay Başkanı şekline çevirdi. Tahta geçişi dolayısıyla hazırlanan Hatt-ı Hümâyunda Pâdişâh; Kabinede adâletin dağıtımı ve güvenliğin sağlanması hususunda daha fazla gayret harcanmasını, zarurî gıdâ maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, üretimin arttırılmasını, siyâsî suçluların affedilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların nâmuslu kimselerden seçilmesini, kânûnî bir sebep olmadıkça, kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi. (Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, s. 156)

Bu istekler ve yeni icraatı, pâdişâhın devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacağının açık bir deliliydi. Ancak, bu sıralarda Birinci Dünyâ Savaşının korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesi imzâ edilerek, Birinci Dünya Savaşı, yenilgiimizle bitti.

Mütârekeye imzâ koyan delegeler, 10 Kasım 1918’de saraya arz-ı tâzim için geldiklerinde pâdişâh bunları kabul etmedi. Mütârekeden hemen sonra, Osmanlıları, Birinci Dünyâ Savaşına sokan Talât, Enver ve Cemâl Paşalar, 3 Kasım’da yurt dışına kaçtılar. 24 Kasım 1918’de Pâdişâh, Daily Mail Gazetesi muhâbirine beyânat verdi. Daha sonra Times Gazetesi’nde de yayınlanan bu beyânatta, Osmanlıların Dünyâ Savaşına girmeleri sorumluluğunu, İttihat ve Terakki Fırkasına yüklüyor, bu sûretle, felâkete onları sebep gösteriyordu. Bu beyânatında; “Osmanlı Devletinin harbe katılması âdetâ bir kazâ neticesidir. Eğer siyâsî vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve millî menfaatlerimiz, ciddî sûrette nazarı dikkate alınsaydı, vukû bulan teşebbüsün aslâ mâkul olmadığı açıkça anlaşılırdı. Maalesef, o zamanki hükümetin basiretsizliği, bizi bu bâdireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. Eğer ben Makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vaka katiyen husûle gelmezdi” demiştir.

Neticede İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin’in elinde, ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idâre etmek kaldı.

16 Mart 1920’de, İstanbul, İtilâf devletleri tarafından işgâl edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Güneybatı, Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler. Vahideddin Han, 11 Mayıs 1920’de, düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgâlini ihtivâ eden Sevr Antlaşmasını, bütün baskılara rağmen imzâlamadı. Osmanlı ordusu tamâmen lağvedildi. Medîne muhâfızı Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanı Ali İhsan Paşa ve Harbiye Nâzırı Mersinli Cemâl Paşa gibi değerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Yalnız pâdişâhın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı. Sultan, bu taburu, Ayasofya etrâfındaki sipere sokup, câmiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.

İşgâl altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan Vahideddin Han, güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi. Ancak bunlar; “Dünyâya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz” diyerek gitmeyi reddettiler. Sultanın, kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de, İngilizler; “Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” diyerek engellediler. Bunun üzerine, bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemâl’i; “Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unut. Asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi.

Vahideddin Han, bundan sonra, İstanbul’daki işgâl kumandanlarını oyalamak ve Anadolu’daki mücâdeleyi gözden uzak tutmak için, türlü siyâsî gayretler içine girdi. Fakat İngilizler de, Türk birliğini parçalamak için pâdişâh aleyhine çalışmaktan geri kalmadılar ve aleyhinde kampanya başlattılar. Yegâne arzuları, pâdişâhı milletin gözünden düşürmekti. Nitekim, bunda ısrar eden İstanbul’daki İngiliz işgâl kuvvetleri, 17 Kasım 1922 Cumâ günü, halîfeyi baskı ve silah zoruyla Dolmabahçe Sarayından motora alarak, Malaya harp gemisine bıraktı. Bu gemi, son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesini, İngilizlerin, Türk aydınlarını sürdükleri Malta Adasına götürdü. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayâtından sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefât etti. Cenâzesi, Şam’a getirilerek Sultan Selim Câmii Kabristanına defnedildi.

Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlıydı. Arada Sultan Reşâd olmayıp da, İkinci Abdülhamid Han’dan sonra tahta çıksaydı, İttihat ve Terakki hükümetinin hatâlarını önleyecek, felâketlerin önüne geçecek kudret ve idâre sâhibiydi. Mala, dünyâya düşkün olmadığı, güzel ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar nâmuslu olduğu vesîkalarda göze çarpmaktadır. Çok sevdiği vatanından koparken, yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlığından başka bir şey götürmediği, ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden, vefâtında, kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.

Vahiddedin Hanın, vatanının ve milletinin uğradığı felâketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği, kayıtlara geçmiş şu hadîseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah, Yıldız Sarayında yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, sultanın geceleri kaldığı dâireyi de sarar. O geceyi tesâdüfen Cihannümâ Köşkünde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardösüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken, çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var” demekten kendini alamaz.

Yaziyi gonderen in: Hükümdarlar |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel