Tem
19
2008
0

Mülakat Sonuçları Hakkında

İşe girmek için gideceğiniz mülakatların iyi geçmesi kadar geri dönüşlerin çabuk olması da önemli. İstediğiniz işten eğer geç dönüş alırsanız daha az istediğiniz bir işe başlamış da olabilirsiniz. Kısacası büyük umutlarla gittiğiniz görüşmelerden sonra geri dönüşlerin yavaş olması mümkün. Bu zaman içerisinde gergin ya da huzursuz olmanız ise çok normal. 
 
Peki, bu sıkıntının giderilmesi için görüşme sonrası nasıl davranmak daha doğru? Öncelikle görüşmeniz başarıyla tamamlandıktan sonra başvurunun ne zaman sonuçlanacağı ile ilgili bilgi almanızda bir sakınca yok. Böylece karşınızdaki de olumlu veya olumsuz yanıtı beklediğinize dair sinyal almış olursunuz.

Eğer yanıt olumsuz ise bazen size bilgi gelmeyebilir. Nasıl ki iş arama süreci ile pek çok ipucu varsa ve şirket yöneticileri de adaylara mutlaka bir yanıt vermesi gerekiyorsa, mülakat sonrasında “sıkıntılı” olarak tabir edebileceğimiz bir dönem yaşayabilirsiniz. Birçok şirket adaya beklediği yanıtı verirken bazı şirketler bu kurala uymayabilir.

Beklediğiniz haber gelmiyorsa;

-Seçme ve yerleştirme süreci uzamış olabilir.

-İşe alım durdurulmuş olabilir.

-Değerlendirmeniz olumsuz sonuçlanmış olabilir.

Yukarıdaki olasılıkları düşünerek hareket edin. Her üç durumda da sizin aramanız bir anlam ifade etmez. Siz bugüne dek yapmanız gereken her şeyi büyük bir özenle yapmış olduğunuzu unutmayın. Evde öylece oturup haber beklemek yerine diğer iş olanaklarını da araştırabilir, diğer iş fırsatlarını değerlendirebilirsiniz. Görüşme sonucunu beklemek zor bir süreç ama bu süreci verimli geçirmek sizin elinizde.
 Kaynak:kariyer.net
 

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
Tem
09
2008
0

Yeni Nesil Mülakat Soruları

İş görüşmelerinde yılların deneyimli görüşmecileri ve işe alım uzmanları zamanla kendi tarzını geliştiriyor. İş arayanlara klasik soruların yanı sıra, hatta bazen onların da tamamen dışına çıkarak kendi sorularını yöneltiyor. İş arayanlardan gelen mesajlarda bunu doğrular nitelikte. Kimisi şaşırıyor, kimisi saçma buluyor. Ayrımcılığa yönelik olmadığı sürece işverenden biraz tuhaf ve zorlayıcı sorular gelebilir. ABD ve Avrupa’daki mülakatlarda da bu sorular çıkabiliyor. Cevap verirken şuna dikkat: Sabrınız deneniyor olabilir. İşte bu tuhaf ve zorlu sorulardan bazıları…
 
-Sizden daha az ve bilgisi ve deneyimi olan birinin emrinde çalışsanız ne hissederdiniz?
Çok dikkatlice ve akıllıca bir cevap gerekiyor. Böyle bir şeyi kim ister ki? Öncelikle yöneticinizin sizden daha alt seviyede olduğu nereden belli? Eğer torpille orada bulunmuyorsa mutlaka artı bir özelliği vardır. Yoksa da, böyle bir anlayışı ısrarla sürdüren bir işyerinde çalışmanın, iş anlayışına uygun düşmeyeceğini ifade edebilirsiniz.
-Sizin için ideal şirket hangisi? Örnek verebilir misiniz? Neden?
Sizin idealiniz, yüklü bir maaş ve 2 ay yıllık izin veren bir şirket olabilir! Ancak karşı tarafın duymak istediği bu mu? Başarılı şirketlerin neler yaptığını gözünüzün önüne getirin. Bir şekilde yakından tanıma fırsatı bulduğunuz bir şirket varda o zaman ismini verip örneklendirebilirsiniz.
-Kariyerinizde ilerlemek için en çok neye ihtiyacınız var?
Motivasyon mu, iyi çalışma koşulları mı, birilerinin fırsat vermesi mi? Siz kendi hedeflerinize göre karar vereceksiniz.
-En sevdiğiniz yöneticileriniz kimdi ve neden?
Mesela şöyle bir cevap: “Genelde hiçbir yöneticimle sorun yaşamadım ama özellikle x şirketindeki yöneticiden çok şey öğrendim. Çok tecrübeli bir isimdi ve bunu ekibiyle paylaşmasını çok iyi biliyordu.” 
 

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
Tem
09
2008
0

İş hayatındaki hatalı hareketler

21. yüzyıl “rekabet çağı” olarak tanımlanıyor. Bu tanım, özellikle iş dünyasının dişli çarklarında yer almak isteyenlere pek çok sorumluluk yüklüyor. Çünkü sevdiğiniz bir işi yapmak kadar, iş dünyasında yer almak da bir o kadar zor. Peki, zorlu bir dönemden sonra bulduğumuz işte kalıcı olmak için neler yapmamız gerekiyor? 
 
Mesela aşağıda sıraladığımız maddelerden vazgeçmekle işe başlayabilirsiniz! about.com ’dan derlediğimiz ipuçlarına iyi bakın; belki siz de farkında olmadan çevrenize rahatsızlık veriyorsunuzdur…
Yüksek sesle konuşmayın
İş ortamındaki uyumun bir kaynağı da gereksiz seslere maruz kalmamak. Bu yüzden, telefonla konuşurken “yüksek ses”le konuşmaktan kaçının. İş arkadaşlarınızın sizin konuştuklarınızı dinlemesine gerek yok. İş yerinde lavaboya girdiğinizde bile sesli şekilde telefonla konuşmayın. Bunun, iş arkadaşlarınızla aranızda tatsız olaylara sebebiyet vereceğini düşünün. Telefonunuz ya sessizde ya da titreşimde olsun. Mesai bitiminde ise serbestsiniz; istediğiniz kişileri arayabilirsiniz!
Hasta hasta işe gelmeyin
Ağır gripsiniz ve virüs taşıyorsunuz. İlk gün farkında olmadan işe gitseniz bile, eğer hastalığınız daha ağırlaşırsa evde istirahat edin. İş ortamında kalabalık gruplar ve açık ofis şeklinde çalışıldığı için, kimse gribin kendisine bulaşmasını istemez. “Bize de bulaştıracaksın” cümlesini duymaktansa, evde dinlenin!
Mesafeli ilişkiler kurun
İş dünyasında yapılan hatalardan biri de, samimi olmak, ortamda yer almak için iş arkadaşınızla mesafeyi kuramadan kurulan ilişkiler… İş arkadaşlarınız, sizinle ilgili her şeyi bilmek zorunda değil. Özel yaşamınız sadece sizi ilgilendirir; iş dünyasında “iş ile ilgili” kurallar geçerlidir. Unutmayın; ne kadar çok bilgi verirseniz verin; karşınızdaki daha çok ister.
Dinsel ve politik konulara girmeyin
Her iki başlık da hassaslık taşır. İş hayatında çok iyi anlaştığınız bir arkadaşınızla, konu dinsel olaylar ya da politik konular olunca ters düşebilirsiniz. Bu konuları, iş dışında tutmaya özen gösterin. Kimin neyi savunduğunu bilemezsiniz. Hiç olmadık bir yerde tepkiler almaktansa, nu konulara girmeyin.
Kötü şakalardan uzak durun
Bazı insanlar kötü şaka yapmaktan, lafla olsa bile, karşısındaki insana takılmaktan hoşlanır. Ama bunun tam tersi de geçerli… Bu iki farklı tipin hangi koşullar altında ortaya çıkacağını bilemezsiniz. Kötü şakaların, “eşek şaka”larının, doğru sonuçlar vermeyeceğini unutmayın. Faka basmamak için, bu gibi şakaların özel yaşamınızda yeri olsun.
E-postalardan bıkkınlık getirmeyin
Sürekli gelen e-postalar… Bazı insanlardan gelen e-postalara değil cevap vermek, bakmak bile istemeyiz. İşte, bu gibi bir sıfatla anılmamak istiyorsanız, sürekli e-posta yollayan biri olarak anılmayın. Çok güldüğünüz, beğendiğiniz bir e-postayı tabii ki yollayın; ama saat başı değil!
Sesli sakız çiğnemeyin
Sesli telefonlar kadar, sesli çiğnenen sakızlar da insanı delirtebilir. Özellikle bazı insanların sakız çiğnemeye karşı olduklarını da bilinen bir gerçek. İş saatleri içinde değil de, mesai sonrasına bırakın sakız çiğnemeyi. Bırakamıyorsanız da, başınıza geleceklere hazırlıklı olun.
 
 

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Öçgeçmiş (Cv) formatları

Özgeçmişinizi başarılarınızın sıralandığı bir listeden çok, sizin reklamınızı yapan bir araç olarak görmenizde yarar vardır. Her bireyin de kendine özgü yetenekleri, becerileri ve iş deneyimleri olduğuna göre herkese uygun tek bir özgeçmiş formatının olması mümkün değildir.

3 temel özgeçmiş hazırlama formatı vardır;

Kronolojik Özgeçmiş
Fonksiyonel Özgeçmiş
Hedefe Yönelik Özgeçmiş

Aşağıda bu üç özgeçmiş formatı ve onların hangi durumlarda kullanılmalarının yararlı olacağına dair geniş bir açıklama bulacaksınız.

1. KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞ

En yaygın kullanılan özgeçmiş formatıdır. Eğitim ve iş tecrübesi ile ilgili bilgiler sondan başa doğru sıralanır. Kronolojik özgeçmiş, işverenin dikkatini en son iş deneyiminize, oradaki görev ve sorumluluklarınıza, görevinizin niteliğine ve süresine çeker.

Kronolojik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

Profesyonel iş hayatınızdaki iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonla yakından ilgiliyse,
Kariyer hedefiniz doğrultusunda her iş deneyiminiz, sorumluluklarınızı genişletmiş ve kıdeminizi arttırmışsa,
Şu ana kadarki iş deneyimleriniz piyasanın ve potansiyel işvereninizin talepleriyle örtüşüyorsa,
İş geçmişinizde uzun zaman boşlukları yoksa,
Daha önce çalıştığınız iş yerleri çok tanınmış, saygın kuruluşlarsa,
Çok sık iş değiştirmemişseniz,
Çok geleneksel bir işe veya firmaya başvuruyorsanız,
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

İşverenler tarafından en çok kabul gören ve en klasik özgeçmiş formatıdır.
Okuması ve takip etmesi kolaydır.
Çalışma hayatındaki kararlılığı gösterir.
Sorumluluk artışındaki gelişim sürecini açıkça ortaya koyar.
Adayların çalıştıkları firmaları ve bu firmalardaki ünvanlarını vurgular.
Adayların başarılarını ve görevlerini listeler.
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Adayların zayıf yanları belli olur.
Adayların iş geçmişlerinde büyük zaman boşlukları varsa; bunlar ortaya çıkar.
Sık iş değiştirme, başvurulan pozisyonla ilgili deneyim eksikliğiniz ve diğer potansiyel problemler kronolojik özgeçmiş ile gözönüne serilir.
Yeni mezunların çalışma hayatlarındaki deneyimsizlikler ortaya çıkar.
 

2. FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞ

Fonksiyonel özgeçmiş formatı, kariyer hedeflerinizi destekleyerek, eğitiminizi, becerilerinizi, iş ve staj deneyimlerinizi ortaya çıkarmanız açısından etkili bir özgeçmiş tekniğidir. Bu özgeçmiş tekniği, kronolojik formata göre becerilerinizi, başarılarınız, deneyimlerinizi yansıtma tarzı açısından size daha çok kontrol sağlar.

Fonksiyonel özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

İş deneyimlerinizden çok kişisel becerilerinizi ön plana çıkarmak istiyorsanız,
Piyasaya uzun bir aradan sonra tekrar giriyorsanız,
İş geçmişinizde uzun zaman işsiz kaldığınız büyük zaman boşlukları varsa,
Çok sık iş değiştirmişseniz,
Kariyerinizi değiştirmek istiyorsanız,
Yaşınızın bir engel olduğunu düşünüyorsanız, (genç/yaşlı)
Birçok değişik sektörde kısa süreli iş deneyimleriniz olmuşsa,
Yeni mezunsanız,
FONSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

Başarıların ve güçlü yanların altını çizer.
Adayların kişisel becerilerini en verimli kullanabilecekleri şekilde işverene aktarmalarına yardımcı olur.
Benzer pozisyonların altalta tekrarlanmasına engel olur.
Profesyonel becerilerin vurgulanmasında esneklik sağlar.
FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Yazımı kronolojik olan formata göre daha zordur; üzerinde daha fazla düşünülmesi gerekir.
Kimi işverenlerde “Adayın gizlediği herhangi bir konu mu var?” şeklinde bir şüphe yaratır ve işverenler bu özgeçmiş formatına ek olarak detaylı iş geçmişi isteyebilirler.
Eski işvereniniz piyasada itibar gören bir yönetici ya da firmaysa, siz fonksiyonel özgeçmiş formatıyla o firmadaki iş deneyiminizi geri plana atıyorsunuz demektir.
Geçmiş iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonu destekler nitelikteyse, fonksiyonel format bu deneyimleri kronolojik format gibi göz önüne sermeyeceğinden tercih edilmemelidir.
 

3. HEDEFE YÖNELİK

Hedefe yönelik özgeçmişte kişisel becerilerin, deneyimlerin ve niteliklerin altı çizilir. Fonksiyonel özgeçmişten farkı, kariyer hedefinin belirlenmiş olduğu durumlarda, belirli bir sektörün, belirli bir koluna yönelik başvuru yaparken kullanılmasıdır. Oysa fonksiyonel özgeçmiş, daha çok becerileri ön plana çıkarır ve belli bir kariyer hedefine yönelik değildir. Hedefe yönelik özgeçmiş formatı spesifik olarak başvurulan pozisyon için düzenlenebilir.

Bu formatta bir özgeçmiş hazırlarken öncelikle, başvurulan pozisyonunun talep ettiği nitelikler tespit edilir ve aday bu özellikleri kullanarak özgeçmişin kişisel becerileri anlatan kısmını hazırlar. Her yeni başvuru için ayrı özgeçmiş yazılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Örneğin, başvurulan pozisyon reklam sektörünü ilgilendiriyorsa adayın bu alandaki deneyimlerini ön plana çıkarmasına, hedefe yönelik format yardımcı olur.

Hedefe yönelik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

Kariyer hedefinizin ne olduğuna kesinlikle karar vermişseniz,
Profesyonel iş hayatınızda çeşitli konularda uzmanlaştınızsa ve her uzmanlık alanınız için ayrı bir özgeçmiş oluşturmak istiyorsanız,
Deneyiminizin olmadığı ama başarılı olabileceğinize inandığınız konuda çalışmak ve bu yönünüzü işverene aktarmak istiyorsanız,
Belirli bir firmaya ya da pozisyona özel özgeçmiş hazırlıyorsanız,
İşverene ne istediğinizi tam anlamıyla bildiğinizi ve kariyer hedefinize ulaşmak için gerekli becerilere sahip olduğunuz gösterirmek istiyorsanız
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

Adaya özgeçmiş yazımında esneklik sağlar ve özgeçmişin istenilen yönünün ortaya çıkmasında son derece önemli bir rol oynar.
İşveren, adayın hedeflediği kariyer için gerekli olan bütün nitelikleri ve becerileri bütünüyle anladığını ve bu pozisyona bilinçli bir şekilde başvurduğunu kavrar.
Adaya özgeçmişini belirli bir sektöre ya da belirli bir firmaya göre düzenleme şansı verir.
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Sahip olduğunuz becerilerden tam anlamıyla emin değilseniz, hedefe yönelik özgeçmiş formatından yazılmış bir özgeçmişte belirsizlikler oluşacaktır. Bu da olumlu bir ilk izlenim oluşmasını engelleyecektir.
Her sektör için ayrı bir özgeçmiş hazırlamak zorunda kalırsınız. Bu da sizin zamanınızı çalar.
Bu formattaki özgeçmişleri okumak daha çok vakit alır; bunun sonucunda işveren özgeçmişinize olan ilgisini kaybedebililr. Buna engel olmak için özgeçmişinizi sürekli dinamik tutmanız ve kendinizi tekrarlamamanız gerekmektedir.
Kaynak:kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

İş başvurularında ön yazının önemi

Kariyer.net üzerinden yapılan başvurularda ön yazı yazma alışkanlığının yeterince gelişmemiş olduğunu görüyoruz. Oysa ki ön yazı, bazen bir kişinin işe alınıp alınmamasına karar verilmesini sağlayabilecek kadar güçlü bir araç.
İnternet üzerinden işe alım sürecinin son yıllarda yaygınlaşmasının en önemli nedeni hiç kuşkusuz bu sistemin klasik metotlara göre daha az zaman alması ve ekonomik olması. Bu süreçte, bir kapak yazısı niteliğinde olan ön yazılar, işe alanın karşısına özgeçmişlerden önce çıkarak onlarda bir ilk izlenim bırakıyor.
Eğer bu izlenim olumluysa işe alan kurum görevlisi diğer başvurulardan önce o başvuruyu okuyor ve belki de diğerlerine incelemeye ayıracağı zamandan da tasarruf ederek, olumlu izlenim edindiği başvurunun sahibini iş görüşmesine çağırabiliyor.
Ön yazıyı özgeçmişten ayıran noktaların başında, ön yazının daha kişisel bir nitelik taşıması geliyor. Bütün iş başvuruları için hazırlandığından genel unsurlardan oluşan özgeçmişe, sadece başvurduğunuz pozisyon için hazırlanan ve o pozisyona alınma isteğinizi doğrudan belirten bir ön yazı ekleyen adaylar işverenle arasındaki mesafeyi kısaltmış oluyor.
Peki iyi bir ön yazı yazmak için nelere dikkat etmek gerekiyor? Aşağıdaki öneriler, bir iş başvurusunda kaderinizi değiştirebilecek kadar büyük öneme sahip bu metni, en doğru şekilde yazıp kullanmanızda size yardımcı olabilir.
İş yazışmalarına doğru bir hitapla başlamanın önemi tartışılmaz. İnternet aracılığıyla gönderdiğiniz bir ön yazıya “İlgili Kişiye” diyerek başlamanız ön yazınız doğrudan ilgiliye ulaşacağından sakıncalı olmuyor. Mektup veya e-posta yoluyla başvuru yaptığınız durumlarda ise, başvuruyu yaptığınız kişinin veya makamın adını belirtmeniz, hem ciddiyetinizi göstermek hem de ön yazı ve başvurunuzun ilgili makama ulaşmasını sağlamak için gerekli.
Kısa ve kolay anlaşılır bir metin hazırlayın. İşe alım yetkilileri ve yöneticilerin birçok başvuruyu değerlendirdiği ve bütün başvurulara da aynı özeni gösteremediği düşünülürse, ön yazıların kısa tutulması ve sade bir dille yazılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Belirtilen nedenlerden ötürü işverenin yazıda aradığı ve sizin de özelliklerinizi yansıtan kelimeleri kullanmanız, ön yazınızın muhatabına ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bunun yanı sıra yazıda sade bir karakter kullanmanız, gereksiz süslemelerden kaçınmanız, imla hataları yapmamanız da bu başlıkta dikkat etmeniz gereken diğer noktalar.

Ön yazınız diğerlerinden farklı olsun. Standartların dışına çıkarak, kendi üslubunuzu kullanarak ön yazınızı kaleme almanız, sizi diğer adaylardan farklı kılacak, özellikle özgün bir giriş paragrafı metininize renk katacaktır. Ancak diğer yandan metininizin profesyonel tonunu kaybetmemesine de özen göstermelisiniz.
Kendinizi tanıtarak başlayın. Giriş paragrafınızda kısaca kendinizi tanıtın ve kariyer hedeflerinizden bahsedin. Kendinizi tanıtırken medeni haliniz, askerlik durumunuz gibi kişisel bilgilerinize yer vermeyin. İşe alan tarafından belirtilmedikçe hobileriniz ve ilgi alanlarınız gibi diğer bilgilerin de ön yazıda yer almaması gerekir.
Akademik kariyerinizi ve uzmanlaştığınız alanları yazın. Eğitim hayatınız boyunca kazandığınız başarılar, aldığınız sertifikalar, konuşma ve yazma becerisine sahip olduğunuz yabancı diller, varsa bitirdiğiniz lisans üstü ve doktora programlarının bilgisine ön yazınızın ikinci paragrafında yer verin. Bunu yaparken gösterişe kaçmamaya ve metninizi bir sayfayla sınırlı tutmaya özen gösterin.
Firmalar işe aldıkları elemanların kurumlarına yapacağı katkıyla ilgileniyor. Dolayısıyla işe alınmak istediğiniz pozisyonda kuruma ne gibi katkılar sağlayacağınızın anlaşılabilmesi için sektörle ilgili iş deneyimlerinizi aktarın. Kısacası bu paragrafta o pozisyon için niye en uygun aday olduğunuzu anlatmaya çalışın.
İşverenlerin dikkatini istekli ve iddialı adaylar çekiyor. Başvurduğunuz işe olan ilginizi ve isteğinizi gösterebilmeniz için kurumun faaliyetleri, tarihçesi gibi konularda bildiklerinizi de satır aralarına serpiştirebilirsiniz. Elbette yanlış bilgilere yer vermemek için daha önce firmayla ilgili küçük bir araştırma yapmanızda fayda var. Ön yazının sonunda mülakata çağrılmayı da ayrıca talep edebilirsiniz.
 kaynak:Kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Erteleme illetinden nasıl kurtulurum?

Kişisel gelişim ihtiyacı ve de niyeti olanlar için artık imkânlar müthiş! Değerli pek çok kitap, internet yayınları, ses kayıtları, videokasetleri, sertifika programları, özel hocalar, dersler, danışmanlar, koçlar var. Uygulanabilirse, alışkanlık haline getirilip, tutum değişikliğine dönüştürülebilir ve yaşam pratiğine aktarılabilirse çok faydalı, neredeyse hayat kurtaran araçlar, yardımcılar…

Gelişmek isteyene neredeyse yok, yok! Olanaklar geniş…

Tamam var! Ama bir de ‘’erteleme’’ diye bir illet var! Onu ne yapacağız?
Bilmekle olmuyor ki! Asıl mesele başlamakta ve sürdürmekte!!!

‘Erteleme’, ‘geciktirme’ her zaman insanların önemli sıkıntılarının başında gelir.
Özellikle de gençlerin…

Peki ‘erteleme’ illetini nasıl aşacağız?

İşte 1-2 öneri:

Yapacağınız, yapmanız gereken her neyse, en sonunda o yaptığınız şeyden sizi mutlu edecek bir sonuç almalısınız. İster okul, ister iş, ister aile, ister sosyal yaşamınızla ilgili olsun. En sonunda mutlaka mutluluk verecek bir sonuç beklentiniz olmalı. O mutlu sonucun fotoğrafını zihninizde görebilmelisiniz. Göremiyorsanız, ertelersiniz! Ancak görürseniz, popüler deyişle; ‘gaza gelirsiniz’ , başlarsınız ve devam da edersiniz. Başkalarının demesi, başkaları istedi diye yapmaya çalışmak, ezbere söylemlerle bir şeylere niyet etmek, ertelemenin baş müsebbibidir… Ertelemeyi kovan fotoğraf sizin olmalı ve mutluluk pozu içermelidir! Dikkaaattt!!! Çekiyorsunuz; gülümseyin.

Kendinizle toplantı yapın. Kendinize sorun bakalım, neden ve neye başlamak istiyor?

Başlarsa ne olur, başlamazsa ne olur? Eğer sizi tatmin eden yanıtlar alamıyorsanız, kendinizin size gözleri parlayarak yanıtlar verdiğini göremiyor, hissedemiyorsanız, bırakın dağınık kalsın. Yok, eğer kendinizden heyecanlı, orijinal cevaplar, öneriler alıyorsanız, yetinmeyin! Aksiyon planını da koparın ve mutlaka kendinizle bir sonraki toplantınızın zamanını belirleyin, ajandanıza, telefonunuzun takvimine işleyin! Ve kendinizle yapacağınız o toplantıya mutlaka katılın, katılmanızı sağlayın!

Çok istiyor, çok mutlu olacağınızı da görüyorsunuz ama yine bir türlü başlayamıyorsunuz. Bu pek olmaz ama yine bir de şunu kontrol edin; kocaman lokmalar yutmaya çalışıyor ve boğulmaktan korktuğunuz için başlayamıyor olabilir misiniz acaba? Ufak ufak ısırın o zaman. Minik parçalara bölün. Yutabileceğiniz kadar ufaltın. Her gün biraz yapın. Her gün biraz, her gün biraz daha… Bu inanılmaz bir yöntemdir! Korkmadan, başlarsınız ve nasıl ilerlediğine siz bile inanamazsınız. Basitleştirin, bazen kendi işimizi kendimiz zorlaştırır, sonra da kilitlenir kalırız. Sadeleştirin, en kolay, yalın hale getirin.

Erteleme illetinden kurtulmanın en garantili yöntemi, gerçekten size yararı olacak ve bundan çok mutluluk duyacağınız şeylere başlamaya niyet etmektir!

Eğer erteliyorsanız, alacağınız sonucu yeteri kadar istemiyorsunuz demektir. O zaman da erteliyorum diye üzülmeyin, aslında zaten çok önemsemiyorsunuz demektir!
Yazan:Ufuk Tarhan

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Mülakat stresiyle başa çıkmanın yolları

Birçok iş arayan, stresi mülakatla eş anlamlı görüyor. İş arayanlar, mülakatı atlatana kadar stresli oluyor. İş görüşmesi için ne giyeceklerinden, sorulara ne yanıt vereceklerine kadar tüm ayrıntılar onlar için bir stres unsuru. Ancak iş arayanları en yoğun şekilde etkileyen stres türü,  mülakat sırasındaki stres. Çünkü bu tür stres mülakatın kötü geçmesine sebep olabiliyor. Peki, görüşme sırasında sakinliğinizi nasıl koruyabilirsiniz? Birkaç basit teknikle bu sorunla başa çıkmak aslında çok kolay.

Zamanlama
Zaman her şey demek. Kendinizi büyük görüşme öncesi gereksiz yere ek strese sokmamak için görüşme randevunuzdan 10 dakika önce orada olmaya özen gösterin. Böylece mülakat stresinize bir de geç kalma telaşını eklememiş olursunuz. Örneğin iş görüşmesine giderken planlamadığınız bir trafikle karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden vaktinde hazırlanıp yola çıkmaya önem gösterin.
İş görüşmesine erken gitmek, her zaman için geç kalmaktan daha iyidir. Erken gittiğinizde, sakince oturup randevu saatinizi beklersiniz. Stersinizi yatıştırıp sakinleşmek için de biraz vaktiniz kalmış olur. Üstelik geç kalıp koşuşturduğunuzda, kalp atışlarınızın normale dönmesi bile birkaç dakikanızı alır. Görüşme öncesi 10 dakikanın sakinleşmek ve nefes almak için önemli  bir fırsat olduğunu unutmayın ve bu fırsatı mutlaka kullanın.

Görüşme anınızı resmedin
Görüşme öncesinde, hayal gücünüzü kullanarak sakin ve olumlu bir mülakatta olduğunuzu düşünün. Gözünüzde görüşmeyi canlandırmak çok faydalı bir rahatlama tekniğidir. Bu yöntemi mülakattan önceki günler boyunca, hatta mülakata dakikalar kala bile kullanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın, ardından görüşme yapan kişinin sorularını kendinize güvenerek, kolaylıkla yanıtladığınızı düşünün. Bunu yaptığınızda mutlaka rahatlayacaksınız.

Rahatlayın!
Rahat adaylar kendilerine daha fazla güvenli görünürler. Siz de onlar gibi olmak istiyorsanız, aşağıdaki ipuçlarından faydalanabilirsiniz: 
Sakin bir şekilde derin nefes alın ve yavaşça verin.
Otururken rahat bir pozisyon almaya çalışın. Kollarınızı ve bacaklarınızı rahat olduğunuzu belli edecek şekilde konumlandırın.
Yavaşça ve nefes alarak konuşun.
Ellerini ve çenenizi kasmayın, kendinizi sıkmayın.
Gülümseyin- gülümsemek bulaşıcıdır.
Aklınızdan olumlu düşünceler geçirin.

Paniğe kapılmayın
Hiçbir görüşmede her şey planlanan şekliyle yürümez. Sakin olmayı başardığınız zaman heyecan ve korkunuzu kontrol altına alırsınız. Böylelikle kontrolü ele alabilirsiniz. Paniğe kapıldığınızı hissettiğiniz an durun ve odaklanın. Kendinize sakin olmanızı söyleyin, derin nefes alın ve yeniden odaklanın. Bu olay görüşme anında başınıza gelirse yeniden odaklanarak görüşmenizi kurtarın. 10 saniyelik rahatlama ve tekrar odaklanma, kontrolü kazanmanıza neden olur. Üstelik bunu görüşmeyi yapan kişi çoğu zaman fark etmez bile.
kaynak:kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
Nis
18
2008
0

Türkçe Önyazı Örneği

İş başvurusunda özgeçmişe eklenecek ön yazı çok dikkatli kaleme alınmalıdır. İşte size türkçe hazırlanmış bir ön yazı örneği…

Ön yazı için Türkçe örnek

Sayın Ela Nova
Genel Müdür
Sample Internet Group
Değirmen Plaza Kat: 32
No: 102 Maslak
İstanbul
1 Haziran 2000

Sayın Ela Nova:

17 Haziran 2000 tarihli ‘Haber’ gazetesinde yer alan ‘Internet İş Geliştirme Direktörü’ ilanınız ilgimi çekti. Söz konusu pozisyonun benim deneyim, bilgi ve becerilerime oldukça uygun olduğunu düşünüyorum.

Goodweather.com şirketinde ‘Weather Channel Portal Manager’ olarak çalıştığım süre içerisinde yaptığım pazar analizleri ile yeni iş olanakları geliştirerek şirketimin karlılığını önemli ölçüde arttırdım.

Bugüne değin görev aldığım tüm şirketlerde araştırmacı, yenilikçi ve fırsat yaratan bir rol alarak, şirketlerimin daha etkin bir yapıya kavuşmasını sağladım. Bahsettiğim araştırmacı kişiliğim, yenilikçi yapım ve bugüne kadar gösterdiğim performans ve geniş tecrübem ile şirketiniz için de son derece yararlı olacağıma inanıyorum.

Temmuz ayı içerisinde bir görüşme için uygun olabilirim. Pozisyonun gerekliliklerini ve benim bu pozisyonun gerekliliklerine uygunluğumu görüşmek üzere sizden haber bekliyorum.

İlginiz için şimdiden teşekkür ederim.

Saygılarımla,

Lorem Ipsum

kaynak:kariyerhaber.net

Yaziyi gonderen in: İŞ DÜNYASI,Kariyer |
Kas
28
2007
0

Performans Değerlendirme Amaçları

1-Yönetsel amaçlar:

• İşletmenin çeşitli birimlerinden en alt birim olan personele kadar başarı durumlarının ölçülmesine olanak sağlayacak ortamı hazırlamak,

• İşe yerleştirme, adaylık dönemindeki çalışanların görevlerini sürdürüp sürdüremeyecekleri, terfi, ücret artışı, özendirici ücret sistemleri, ödüllendirme, cezalandırma ve yer değiştirme gibi çeşitli çalışan işlev ve uygulamalarına ilişkin

Yönetsel kararların alınmasında gereksinme duyulacak bilgi ve nesnel ölçüleri sağlamak,

• İşletmenin amaç ve gereksinimleri ile çalışanların amaç ve gereksinimlerinin bütünleştirilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasına katkıda bulunmak,

• İşletmenin işgücü ve yönetim potansiyeli hakkında güvenilir bilgiler elde etmek,

• İşletmenin genel başarı durumu ve sorunlarına ilişkin bilgi toplamak ve gelecekte ortaya çıkabilecek olayların önceden kestirilmesine olanak sağlamak,

• Daha etkin işgücü politika, plan ve programlarının ücret sistemlerinin, eğitim ve geliştirme programlarının, işe alma, seçme ve yerleştirme, terfi ve ödüllendirme uygulamalarının geliştirilmesine olanak sağlamak.

2-Geleceğe ilişkin personel geliştirme amaçları:

• Çalışanlara başarı düzeyleri hakkında bilgi vermek, üstlerinin kendileri hakkında ne düşündükleri ve neler beklediklerini bilmelerine olanak sağlamak,

• Kişisel amaçların belirlenmesini, elde edilen başarıların tanınması ve yapılan işin anlam kazanmasını sağlamak ve dolayısıyla kişinin başarı gereksinmesini karşılamak, iş tatmini ve motivasyonu arttırmak, işe yabancılaşmayı azaltmak ve kişinin amaçları ile işletme amaçları arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmak,

• Çalışanlara hatalı ve eksik yönlerini göstererek bunların eğitim ve gelişim planları ile giderilmesine olanak sağlamak,

• Çalışanların işletmedeki geleceklerine ilişkin durumlarını açıklayan kariyer planlaması uygulamalarına olanak sağlamak.

Performans değerlendirmenin kullanım alanları

• En yaygın kullanım alanı olan çalışanların terfi ve kademe indirimi, görev tanımlarının yeniden yapılandırılması uygulamaları,

• Ücret düzenlemesi,

• Personeli ikaz etme ve işten çıkarma kararları,

• İşgücü gereksinimlerinin belirlenmesi,

• Bireysel ve örgütsel eğitim ve gelişim ihtiyaçlarının belirlenmesi,

• Yöneticiler ile çalışanlar arasındaki hiyerarşiyi azaltıcı, koordinasyonu arttırıcı faaliyetler,

• Çalışanlarla iletişim kurarak çalışanların performans gelişimini destekleyici çalışmalar,

• Kariyer geliştirme uygulamaları.

Yaziyi gonderen in: İŞ DÜNYASI,Kariyer |
Kas
06
2007
0

Gelecek için Küçük Düşünün!

Teknolojiyi ve ürün buluşlarını gözleyin. Geleceğin pazarları hakkında fikir edinmenin en iyi yolu, küçük şirketleri izlemektir. IBM’in 1980’lerin başında Apple ve Tandy gibi şirketleri izlemesi gerekirdi. Bunları izlemiş olsaydı, Kişisel Bilgisayar’ların (PC) bilgisayar pazarında kısa sürede büyük bir pay edineceğini görebilirdi.

Şirket yöneticilerinin odaksız yönlere gitmesini engelleyin. Plansız çalışmaktan, yeni ürünler düşünmekten ya da mevcut ürünlere yeni açılımlar getirmekten hoşlananlar çoğunlukla en yaratıcı insanlardır. Ama müşterilerin anlayışıyla bağdaşmadıkça ve şirketin başarısıyla desteklenmedikçe, bu tür fikirlerin şirketin müşterilerinin zihnindeki odağını ya da konumunu yitirmesine yol açacağı kesindir. Volvo kolaylıkla spor araba üretebilirdi; ama böyle bir şey, emniyet fikriyle özdeşleştiren bir markanın odak noktasını hemen yitirmesine yol açardı.

Pazar Değiştiği Zaman
Müşteri tutumları değiştiğinde, mevcut ürünler teknolojinin gerisinde kaldığında ya da tüketicilerin kendilerine ilişkin yerleşik algılamasından uzaklaştığında, yeniden konumlandırma bir zorunluluk haline gelir. Amerikan halkının kırmızı et konusundaki tutum değişikliğini düşünün. 1986’da, kişi başına kırmızı et tüketimi 37 kiloydu. 1990’da bu rakam kişi başına 31 kiloya düştü. Aynı dönemde, tavuk eti tüketimi kişi başına 22 kilodan 25 kiloya çıktı. Domuzculuk sektörü bu tutum değişikliğini görmezlikten gelmeyip, kendini “Öteki Beyaz Et” olarak yeniden konumlandırdı. (Hasmınızı yenemiyorsanız, onun safına katılın.)

Bugünün bilgisayar piyasası “telif” yazılımdan “açık” yazılıma doğru yön değiştirmiştir. Adını ve kazancını telif yazılıma borçlu olan IBM, müşteri tutumlarındaki bu değişikliğe ayak uydurmak için kendini yeniden konumlandırmak zorundadır. Oysa yapmadığı şey tam budur, çünkü şirket Microsoft’un “açık” Windows yazılımına karşı “telif” OS/2’yi piyasaya sürmeye devam etmektedir.

Bir şirketin bütün bu kararları alması kolay değildir. Ama doğru zamanda doğru kararı almamak, bir şirketin geleceği açısından çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bugünün aşırı rekabet ortamında, yalnızca kendi şirketini güncelleştirmek değil, rakiplerini çok yakından takip edip onlar hakkında bilgi sahibi olmak da giderek büyük önem kazanmaktadır. Şirketler gelecek yüzyıla yönelirken, yöneticilerin Xerox, Volvo ve Lotus gibi firmaların aldığı türden kararları alma cesareti olmalıdır. Bu cesareti göstermezlerse, sonuçlarına katlanacaklardır.

Kaynak:Jack Trout’un “Yeniden Konumlandırma”

Yaziyi gonderen in: İŞ DÜNYASI,Kariyer |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel