
‘İŞ DÜNYASI’ Kategorisi Yazıları


İşe girmek için gideceğiniz mülakatların iyi geçmesi kadar geri dönüşlerin çabuk olması da önemli. İstediğiniz işten eğer geç dönüş alırsanız daha az istediğiniz bir işe başlamış da olabilirsiniz. Kısacası büyük umutlarla gittiğiniz görüşmelerden sonra geri dönüşlerin yavaş olması mümkün. Bu zaman içerisinde gergin ya da huzursuz olmanız ise çok normal.
Peki, bu sıkıntının giderilmesi için görüşme sonrası nasıl davranmak daha doğru? Öncelikle görüşmeniz başarıyla tamamlandıktan sonra başvurunun ne zaman sonuçlanacağı ile ilgili bilgi almanızda bir sakınca yok. Böylece karşınızdaki de olumlu veya olumsuz yanıtı beklediğinize dair sinyal almış olursunuz.
Eğer yanıt olumsuz ise bazen size bilgi gelmeyebilir. Nasıl ki iş arama süreci ile pek çok ipucu varsa ve şirket yöneticileri de adaylara mutlaka bir yanıt vermesi gerekiyorsa, mülakat sonrasında “sıkıntılı” olarak tabir edebileceğimiz bir dönem yaşayabilirsiniz. Birçok şirket adaya beklediği yanıtı verirken bazı şirketler bu kurala uymayabilir.
Beklediğiniz haber gelmiyorsa;
-Seçme ve yerleştirme süreci uzamış olabilir.
-İşe alım durdurulmuş olabilir.
-Değerlendirmeniz olumsuz sonuçlanmış olabilir.
Yukarıdaki olasılıkları düşünerek hareket edin. Her üç durumda da sizin aramanız bir anlam ifade etmez. Siz bugüne dek yapmanız gereken her şeyi büyük bir özenle yapmış olduğunuzu unutmayın. Evde öylece oturup haber beklemek yerine diğer iş olanaklarını da araştırabilir, diğer iş fırsatlarını değerlendirebilirsiniz. Görüşme sonucunu beklemek zor bir süreç ama bu süreci verimli geçirmek sizin elinizde.
Kaynak:kariyer.net
Etiketler: iş adamı-kariyer-mülakat-mülakat sitesi-mülakat sonuçları-mülakat stresi


İş görüşmelerinde yılların deneyimli görüşmecileri ve işe alım uzmanları zamanla kendi tarzını geliştiriyor. İş arayanlara klasik soruların yanı sıra, hatta bazen onların da tamamen dışına çıkarak kendi sorularını yöneltiyor. İş arayanlardan gelen mesajlarda bunu doğrular nitelikte. Kimisi şaşırıyor, kimisi saçma buluyor. Ayrımcılığa yönelik olmadığı sürece işverenden biraz tuhaf ve zorlayıcı sorular gelebilir. ABD ve Avrupa’daki mülakatlarda da bu sorular çıkabiliyor. Cevap verirken şuna dikkat: Sabrınız deneniyor olabilir. İşte bu tuhaf ve zorlu sorulardan bazıları…
-Sizden daha az ve bilgisi ve deneyimi olan birinin emrinde çalışsanız ne hissederdiniz?
Çok dikkatlice ve akıllıca bir cevap gerekiyor. Böyle bir şeyi kim ister ki? Öncelikle yöneticinizin sizden daha alt seviyede olduğu nereden belli? Eğer torpille orada bulunmuyorsa mutlaka artı bir özelliği vardır. Yoksa da, böyle bir anlayışı ısrarla sürdüren bir işyerinde çalışmanın, iş anlayışına uygun düşmeyeceğini ifade edebilirsiniz.
-Sizin için ideal şirket hangisi? Örnek verebilir misiniz? Neden?
Sizin idealiniz, yüklü bir maaş ve 2 ay yıllık izin veren bir şirket olabilir! Ancak karşı tarafın duymak istediği bu mu? Başarılı şirketlerin neler yaptığını gözünüzün önüne getirin. Bir şekilde yakından tanıma fırsatı bulduğunuz bir şirket varda o zaman ismini verip örneklendirebilirsiniz.
-Kariyerinizde ilerlemek için en çok neye ihtiyacınız var?
Motivasyon mu, iyi çalışma koşulları mı, birilerinin fırsat vermesi mi? Siz kendi hedeflerinize göre karar vereceksiniz.
-En sevdiğiniz yöneticileriniz kimdi ve neden?
Mesela şöyle bir cevap: “Genelde hiçbir yöneticimle sorun yaşamadım ama özellikle x şirketindeki yöneticiden çok şey öğrendim. Çok tecrübeli bir isimdi ve bunu ekibiyle paylaşmasını çok iyi biliyordu.”
Etiketler: Kariyer-müdür-müdür yardımcısı-mülakat-mülakat sitesi-mülakat stresi-yönetici


21. yüzyıl “rekabet çağı” olarak tanımlanıyor. Bu tanım, özellikle iş dünyasının dişli çarklarında yer almak isteyenlere pek çok sorumluluk yüklüyor. Çünkü sevdiğiniz bir işi yapmak kadar, iş dünyasında yer almak da bir o kadar zor. Peki, zorlu bir dönemden sonra bulduğumuz işte kalıcı olmak için neler yapmamız gerekiyor?
Mesela aşağıda sıraladığımız maddelerden vazgeçmekle işe başlayabilirsiniz! about.com ’dan derlediğimiz ipuçlarına iyi bakın; belki siz de farkında olmadan çevrenize rahatsızlık veriyorsunuzdur…
Yüksek sesle konuşmayın
İş ortamındaki uyumun bir kaynağı da gereksiz seslere maruz kalmamak. Bu yüzden, telefonla konuşurken “yüksek ses”le konuşmaktan kaçının. İş arkadaşlarınızın sizin konuştuklarınızı dinlemesine gerek yok. İş yerinde lavaboya girdiğinizde bile sesli şekilde telefonla konuşmayın. Bunun, iş arkadaşlarınızla aranızda tatsız olaylara sebebiyet vereceğini düşünün. Telefonunuz ya sessizde ya da titreşimde olsun. Mesai bitiminde ise serbestsiniz; istediğiniz kişileri arayabilirsiniz!
Hasta hasta işe gelmeyin
Ağır gripsiniz ve virüs taşıyorsunuz. İlk gün farkında olmadan işe gitseniz bile, eğer hastalığınız daha ağırlaşırsa evde istirahat edin. İş ortamında kalabalık gruplar ve açık ofis şeklinde çalışıldığı için, kimse gribin kendisine bulaşmasını istemez. “Bize de bulaştıracaksın” cümlesini duymaktansa, evde dinlenin!
Mesafeli ilişkiler kurun
İş dünyasında yapılan hatalardan biri de, samimi olmak, ortamda yer almak için iş arkadaşınızla mesafeyi kuramadan kurulan ilişkiler… İş arkadaşlarınız, sizinle ilgili her şeyi bilmek zorunda değil. Özel yaşamınız sadece sizi ilgilendirir; iş dünyasında “iş ile ilgili” kurallar geçerlidir. Unutmayın; ne kadar çok bilgi verirseniz verin; karşınızdaki daha çok ister.
Dinsel ve politik konulara girmeyin
Her iki başlık da hassaslık taşır. İş hayatında çok iyi anlaştığınız bir arkadaşınızla, konu dinsel olaylar ya da politik konular olunca ters düşebilirsiniz. Bu konuları, iş dışında tutmaya özen gösterin. Kimin neyi savunduğunu bilemezsiniz. Hiç olmadık bir yerde tepkiler almaktansa, nu konulara girmeyin.
Kötü şakalardan uzak durun
Bazı insanlar kötü şaka yapmaktan, lafla olsa bile, karşısındaki insana takılmaktan hoşlanır. Ama bunun tam tersi de geçerli… Bu iki farklı tipin hangi koşullar altında ortaya çıkacağını bilemezsiniz. Kötü şakaların, “eşek şaka”larının, doğru sonuçlar vermeyeceğini unutmayın. Faka basmamak için, bu gibi şakaların özel yaşamınızda yeri olsun.
E-postalardan bıkkınlık getirmeyin
Sürekli gelen e-postalar… Bazı insanlardan gelen e-postalara değil cevap vermek, bakmak bile istemeyiz. İşte, bu gibi bir sıfatla anılmamak istiyorsanız, sürekli e-posta yollayan biri olarak anılmayın. Çok güldüğünüz, beğendiğiniz bir e-postayı tabii ki yollayın; ama saat başı değil!
Sesli sakız çiğnemeyin
Sesli telefonlar kadar, sesli çiğnenen sakızlar da insanı delirtebilir. Özellikle bazı insanların sakız çiğnemeye karşı olduklarını da bilinen bir gerçek. İş saatleri içinde değil de, mesai sonrasına bırakın sakız çiğnemeyi. Bırakamıyorsanız da, başınıza geleceklere hazırlıklı olun.
Etiketler: İş Dünyası-işçiler-Kariyer-makale-rekabet çağı


Özgeçmişinizi başarılarınızın sıralandığı bir listeden çok, sizin reklamınızı yapan bir araç olarak görmenizde yarar vardır. Her bireyin de kendine özgü yetenekleri, becerileri ve iş deneyimleri olduğuna göre herkese uygun tek bir özgeçmiş formatının olması mümkün değildir.
3 temel özgeçmiş hazırlama formatı vardır;
Kronolojik Özgeçmiş
Fonksiyonel Özgeçmiş
Hedefe Yönelik Özgeçmiş
Aşağıda bu üç özgeçmiş formatı ve onların hangi durumlarda kullanılmalarının yararlı olacağına dair geniş bir açıklama bulacaksınız.
1. KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞ
En yaygın kullanılan özgeçmiş formatıdır. Eğitim ve iş tecrübesi ile ilgili bilgiler sondan başa doğru sıralanır. Kronolojik özgeçmiş, işverenin dikkatini en son iş deneyiminize, oradaki görev ve sorumluluklarınıza, görevinizin niteliğine ve süresine çeker.
Kronolojik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;
Profesyonel iş hayatınızdaki iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonla yakından ilgiliyse,
Kariyer hedefiniz doğrultusunda her iş deneyiminiz, sorumluluklarınızı genişletmiş ve kıdeminizi arttırmışsa,
Şu ana kadarki iş deneyimleriniz piyasanın ve potansiyel işvereninizin talepleriyle örtüşüyorsa,
İş geçmişinizde uzun zaman boşlukları yoksa,
Daha önce çalıştığınız iş yerleri çok tanınmış, saygın kuruluşlarsa,
Çok sık iş değiştirmemişseniz,
Çok geleneksel bir işe veya firmaya başvuruyorsanız,
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI
İşverenler tarafından en çok kabul gören ve en klasik özgeçmiş formatıdır.
Okuması ve takip etmesi kolaydır.
Çalışma hayatındaki kararlılığı gösterir.
Sorumluluk artışındaki gelişim sürecini açıkça ortaya koyar.
Adayların çalıştıkları firmaları ve bu firmalardaki ünvanlarını vurgular.
Adayların başarılarını ve görevlerini listeler.
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI
Adayların zayıf yanları belli olur.
Adayların iş geçmişlerinde büyük zaman boşlukları varsa; bunlar ortaya çıkar.
Sık iş değiştirme, başvurulan pozisyonla ilgili deneyim eksikliğiniz ve diğer potansiyel problemler kronolojik özgeçmiş ile gözönüne serilir.
Yeni mezunların çalışma hayatlarındaki deneyimsizlikler ortaya çıkar.
2. FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞ
Fonksiyonel özgeçmiş formatı, kariyer hedeflerinizi destekleyerek, eğitiminizi, becerilerinizi, iş ve staj deneyimlerinizi ortaya çıkarmanız açısından etkili bir özgeçmiş tekniğidir. Bu özgeçmiş tekniği, kronolojik formata göre becerilerinizi, başarılarınız, deneyimlerinizi yansıtma tarzı açısından size daha çok kontrol sağlar.
Fonksiyonel özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;
İş deneyimlerinizden çok kişisel becerilerinizi ön plana çıkarmak istiyorsanız,
Piyasaya uzun bir aradan sonra tekrar giriyorsanız,
İş geçmişinizde uzun zaman işsiz kaldığınız büyük zaman boşlukları varsa,
Çok sık iş değiştirmişseniz,
Kariyerinizi değiştirmek istiyorsanız,
Yaşınızın bir engel olduğunu düşünüyorsanız, (genç/yaşlı)
Birçok değişik sektörde kısa süreli iş deneyimleriniz olmuşsa,
Yeni mezunsanız,
FONSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI
Başarıların ve güçlü yanların altını çizer.
Adayların kişisel becerilerini en verimli kullanabilecekleri şekilde işverene aktarmalarına yardımcı olur.
Benzer pozisyonların altalta tekrarlanmasına engel olur.
Profesyonel becerilerin vurgulanmasında esneklik sağlar.
FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI
Yazımı kronolojik olan formata göre daha zordur; üzerinde daha fazla düşünülmesi gerekir.
Kimi işverenlerde “Adayın gizlediği herhangi bir konu mu var?” şeklinde bir şüphe yaratır ve işverenler bu özgeçmiş formatına ek olarak detaylı iş geçmişi isteyebilirler.
Eski işvereniniz piyasada itibar gören bir yönetici ya da firmaysa, siz fonksiyonel özgeçmiş formatıyla o firmadaki iş deneyiminizi geri plana atıyorsunuz demektir.
Geçmiş iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonu destekler nitelikteyse, fonksiyonel format bu deneyimleri kronolojik format gibi göz önüne sermeyeceğinden tercih edilmemelidir.
3. HEDEFE YÖNELİK
Hedefe yönelik özgeçmişte kişisel becerilerin, deneyimlerin ve niteliklerin altı çizilir. Fonksiyonel özgeçmişten farkı, kariyer hedefinin belirlenmiş olduğu durumlarda, belirli bir sektörün, belirli bir koluna yönelik başvuru yaparken kullanılmasıdır. Oysa fonksiyonel özgeçmiş, daha çok becerileri ön plana çıkarır ve belli bir kariyer hedefine yönelik değildir. Hedefe yönelik özgeçmiş formatı spesifik olarak başvurulan pozisyon için düzenlenebilir.
Bu formatta bir özgeçmiş hazırlarken öncelikle, başvurulan pozisyonunun talep ettiği nitelikler tespit edilir ve aday bu özellikleri kullanarak özgeçmişin kişisel becerileri anlatan kısmını hazırlar. Her yeni başvuru için ayrı özgeçmiş yazılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Örneğin, başvurulan pozisyon reklam sektörünü ilgilendiriyorsa adayın bu alandaki deneyimlerini ön plana çıkarmasına, hedefe yönelik format yardımcı olur.
Hedefe yönelik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;
Kariyer hedefinizin ne olduğuna kesinlikle karar vermişseniz,
Profesyonel iş hayatınızda çeşitli konularda uzmanlaştınızsa ve her uzmanlık alanınız için ayrı bir özgeçmiş oluşturmak istiyorsanız,
Deneyiminizin olmadığı ama başarılı olabileceğinize inandığınız konuda çalışmak ve bu yönünüzü işverene aktarmak istiyorsanız,
Belirli bir firmaya ya da pozisyona özel özgeçmiş hazırlıyorsanız,
İşverene ne istediğinizi tam anlamıyla bildiğinizi ve kariyer hedefinize ulaşmak için gerekli becerilere sahip olduğunuz gösterirmek istiyorsanız
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI
Adaya özgeçmiş yazımında esneklik sağlar ve özgeçmişin istenilen yönünün ortaya çıkmasında son derece önemli bir rol oynar.
İşveren, adayın hedeflediği kariyer için gerekli olan bütün nitelikleri ve becerileri bütünüyle anladığını ve bu pozisyona bilinçli bir şekilde başvurduğunu kavrar.
Adaya özgeçmişini belirli bir sektöre ya da belirli bir firmaya göre düzenleme şansı verir.
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI
Sahip olduğunuz becerilerden tam anlamıyla emin değilseniz, hedefe yönelik özgeçmiş formatından yazılmış bir özgeçmişte belirsizlikler oluşacaktır. Bu da olumlu bir ilk izlenim oluşmasını engelleyecektir.
Her sektör için ayrı bir özgeçmiş hazırlamak zorunda kalırsınız. Bu da sizin zamanınızı çalar.
Bu formattaki özgeçmişleri okumak daha çok vakit alır; bunun sonucunda işveren özgeçmişinize olan ilgisini kaybedebililr. Buna engel olmak için özgeçmişinizi sürekli dinamik tutmanız ve kendinizi tekrarlamamanız gerekmektedir.
Kaynak:kariyer.net
Etiketler: cv-öz geçmiş-özgeçmiş-özgeçmişcv


Kariyer.net üzerinden yapılan başvurularda ön yazı yazma alışkanlığının yeterince gelişmemiş olduğunu görüyoruz. Oysa ki ön yazı, bazen bir kişinin işe alınıp alınmamasına karar verilmesini sağlayabilecek kadar güçlü bir araç.
İnternet üzerinden işe alım sürecinin son yıllarda yaygınlaşmasının en önemli nedeni hiç kuşkusuz bu sistemin klasik metotlara göre daha az zaman alması ve ekonomik olması. Bu süreçte, bir kapak yazısı niteliğinde olan ön yazılar, işe alanın karşısına özgeçmişlerden önce çıkarak onlarda bir ilk izlenim bırakıyor.
Eğer bu izlenim olumluysa işe alan kurum görevlisi diğer başvurulardan önce o başvuruyu okuyor ve belki de diğerlerine incelemeye ayıracağı zamandan da tasarruf ederek, olumlu izlenim edindiği başvurunun sahibini iş görüşmesine çağırabiliyor.
Ön yazıyı özgeçmişten ayıran noktaların başında, ön yazının daha kişisel bir nitelik taşıması geliyor. Bütün iş başvuruları için hazırlandığından genel unsurlardan oluşan özgeçmişe, sadece başvurduğunuz pozisyon için hazırlanan ve o pozisyona alınma isteğinizi doğrudan belirten bir ön yazı ekleyen adaylar işverenle arasındaki mesafeyi kısaltmış oluyor.
Peki iyi bir ön yazı yazmak için nelere dikkat etmek gerekiyor? Aşağıdaki öneriler, bir iş başvurusunda kaderinizi değiştirebilecek kadar büyük öneme sahip bu metni, en doğru şekilde yazıp kullanmanızda size yardımcı olabilir.
İş yazışmalarına doğru bir hitapla başlamanın önemi tartışılmaz. İnternet aracılığıyla gönderdiğiniz bir ön yazıya “İlgili Kişiye” diyerek başlamanız ön yazınız doğrudan ilgiliye ulaşacağından sakıncalı olmuyor. Mektup veya e-posta yoluyla başvuru yaptığınız durumlarda ise, başvuruyu yaptığınız kişinin veya makamın adını belirtmeniz, hem ciddiyetinizi göstermek hem de ön yazı ve başvurunuzun ilgili makama ulaşmasını sağlamak için gerekli.
Kısa ve kolay anlaşılır bir metin hazırlayın. İşe alım yetkilileri ve yöneticilerin birçok başvuruyu değerlendirdiği ve bütün başvurulara da aynı özeni gösteremediği düşünülürse, ön yazıların kısa tutulması ve sade bir dille yazılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Belirtilen nedenlerden ötürü işverenin yazıda aradığı ve sizin de özelliklerinizi yansıtan kelimeleri kullanmanız, ön yazınızın muhatabına ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bunun yanı sıra yazıda sade bir karakter kullanmanız, gereksiz süslemelerden kaçınmanız, imla hataları yapmamanız da bu başlıkta dikkat etmeniz gereken diğer noktalar.
Ön yazınız diğerlerinden farklı olsun. Standartların dışına çıkarak, kendi üslubunuzu kullanarak ön yazınızı kaleme almanız, sizi diğer adaylardan farklı kılacak, özellikle özgün bir giriş paragrafı metininize renk katacaktır. Ancak diğer yandan metininizin profesyonel tonunu kaybetmemesine de özen göstermelisiniz.
Kendinizi tanıtarak başlayın. Giriş paragrafınızda kısaca kendinizi tanıtın ve kariyer hedeflerinizden bahsedin. Kendinizi tanıtırken medeni haliniz, askerlik durumunuz gibi kişisel bilgilerinize yer vermeyin. İşe alan tarafından belirtilmedikçe hobileriniz ve ilgi alanlarınız gibi diğer bilgilerin de ön yazıda yer almaması gerekir.
Akademik kariyerinizi ve uzmanlaştığınız alanları yazın. Eğitim hayatınız boyunca kazandığınız başarılar, aldığınız sertifikalar, konuşma ve yazma becerisine sahip olduğunuz yabancı diller, varsa bitirdiğiniz lisans üstü ve doktora programlarının bilgisine ön yazınızın ikinci paragrafında yer verin. Bunu yaparken gösterişe kaçmamaya ve metninizi bir sayfayla sınırlı tutmaya özen gösterin.
Firmalar işe aldıkları elemanların kurumlarına yapacağı katkıyla ilgileniyor. Dolayısıyla işe alınmak istediğiniz pozisyonda kuruma ne gibi katkılar sağlayacağınızın anlaşılabilmesi için sektörle ilgili iş deneyimlerinizi aktarın. Kısacası bu paragrafta o pozisyon için niye en uygun aday olduğunuzu anlatmaya çalışın.
İşverenlerin dikkatini istekli ve iddialı adaylar çekiyor. Başvurduğunuz işe olan ilginizi ve isteğinizi gösterebilmeniz için kurumun faaliyetleri, tarihçesi gibi konularda bildiklerinizi de satır aralarına serpiştirebilirsiniz. Elbette yanlış bilgilere yer vermemek için daha önce firmayla ilgili küçük bir araştırma yapmanızda fayda var. Ön yazının sonunda mülakata çağrılmayı da ayrıca talep edebilirsiniz.
kaynak:Kariyer.net
Etiketler: cv güncelleme-cv ön yazı-cv örneği-iş görüşmesi-kariyer-ön yazı


Kişisel gelişim ihtiyacı ve de niyeti olanlar için artık imkânlar müthiş! Değerli pek çok kitap, internet yayınları, ses kayıtları, videokasetleri, sertifika programları, özel hocalar, dersler, danışmanlar, koçlar var. Uygulanabilirse, alışkanlık haline getirilip, tutum değişikliğine dönüştürülebilir ve yaşam pratiğine aktarılabilirse çok faydalı, neredeyse hayat kurtaran araçlar, yardımcılar…
Gelişmek isteyene neredeyse yok, yok! Olanaklar geniş…
Tamam var! Ama bir de ‘’erteleme’’ diye bir illet var! Onu ne yapacağız?
Bilmekle olmuyor ki! Asıl mesele başlamakta ve sürdürmekte!!!
‘Erteleme’, ‘geciktirme’ her zaman insanların önemli sıkıntılarının başında gelir.
Özellikle de gençlerin…
Peki ‘erteleme’ illetini nasıl aşacağız?
İşte 1-2 öneri:
Yapacağınız, yapmanız gereken her neyse, en sonunda o yaptığınız şeyden sizi mutlu edecek bir sonuç almalısınız. İster okul, ister iş, ister aile, ister sosyal yaşamınızla ilgili olsun. En sonunda mutlaka mutluluk verecek bir sonuç beklentiniz olmalı. O mutlu sonucun fotoğrafını zihninizde görebilmelisiniz. Göremiyorsanız, ertelersiniz! Ancak görürseniz, popüler deyişle; ‘gaza gelirsiniz’ , başlarsınız ve devam da edersiniz. Başkalarının demesi, başkaları istedi diye yapmaya çalışmak, ezbere söylemlerle bir şeylere niyet etmek, ertelemenin baş müsebbibidir… Ertelemeyi kovan fotoğraf sizin olmalı ve mutluluk pozu içermelidir! Dikkaaattt!!! Çekiyorsunuz; gülümseyin.
Kendinizle toplantı yapın. Kendinize sorun bakalım, neden ve neye başlamak istiyor?
Başlarsa ne olur, başlamazsa ne olur? Eğer sizi tatmin eden yanıtlar alamıyorsanız, kendinizin size gözleri parlayarak yanıtlar verdiğini göremiyor, hissedemiyorsanız, bırakın dağınık kalsın. Yok, eğer kendinizden heyecanlı, orijinal cevaplar, öneriler alıyorsanız, yetinmeyin! Aksiyon planını da koparın ve mutlaka kendinizle bir sonraki toplantınızın zamanını belirleyin, ajandanıza, telefonunuzun takvimine işleyin! Ve kendinizle yapacağınız o toplantıya mutlaka katılın, katılmanızı sağlayın!
Çok istiyor, çok mutlu olacağınızı da görüyorsunuz ama yine bir türlü başlayamıyorsunuz. Bu pek olmaz ama yine bir de şunu kontrol edin; kocaman lokmalar yutmaya çalışıyor ve boğulmaktan korktuğunuz için başlayamıyor olabilir misiniz acaba? Ufak ufak ısırın o zaman. Minik parçalara bölün. Yutabileceğiniz kadar ufaltın. Her gün biraz yapın. Her gün biraz, her gün biraz daha… Bu inanılmaz bir yöntemdir! Korkmadan, başlarsınız ve nasıl ilerlediğine siz bile inanamazsınız. Basitleştirin, bazen kendi işimizi kendimiz zorlaştırır, sonra da kilitlenir kalırız. Sadeleştirin, en kolay, yalın hale getirin.
Erteleme illetinden kurtulmanın en garantili yöntemi, gerçekten size yararı olacak ve bundan çok mutluluk duyacağınız şeylere başlamaya niyet etmektir!
Eğer erteliyorsanız, alacağınız sonucu yeteri kadar istemiyorsunuz demektir. O zaman da erteliyorum diye üzülmeyin, aslında zaten çok önemsemiyorsunuz demektir!
Yazan:Ufuk Tarhan


Birçok iş arayan, stresi mülakatla eş anlamlı görüyor. İş arayanlar, mülakatı atlatana kadar stresli oluyor. İş görüşmesi için ne giyeceklerinden, sorulara ne yanıt vereceklerine kadar tüm ayrıntılar onlar için bir stres unsuru. Ancak iş arayanları en yoğun şekilde etkileyen stres türü, mülakat sırasındaki stres. Çünkü bu tür stres mülakatın kötü geçmesine sebep olabiliyor. Peki, görüşme sırasında sakinliğinizi nasıl koruyabilirsiniz? Birkaç basit teknikle bu sorunla başa çıkmak aslında çok kolay.
Zamanlama
Zaman her şey demek. Kendinizi büyük görüşme öncesi gereksiz yere ek strese sokmamak için görüşme randevunuzdan 10 dakika önce orada olmaya özen gösterin. Böylece mülakat stresinize bir de geç kalma telaşını eklememiş olursunuz. Örneğin iş görüşmesine giderken planlamadığınız bir trafikle karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden vaktinde hazırlanıp yola çıkmaya önem gösterin.
İş görüşmesine erken gitmek, her zaman için geç kalmaktan daha iyidir. Erken gittiğinizde, sakince oturup randevu saatinizi beklersiniz. Stersinizi yatıştırıp sakinleşmek için de biraz vaktiniz kalmış olur. Üstelik geç kalıp koşuşturduğunuzda, kalp atışlarınızın normale dönmesi bile birkaç dakikanızı alır. Görüşme öncesi 10 dakikanın sakinleşmek ve nefes almak için önemli bir fırsat olduğunu unutmayın ve bu fırsatı mutlaka kullanın.
Görüşme anınızı resmedin
Görüşme öncesinde, hayal gücünüzü kullanarak sakin ve olumlu bir mülakatta olduğunuzu düşünün. Gözünüzde görüşmeyi canlandırmak çok faydalı bir rahatlama tekniğidir. Bu yöntemi mülakattan önceki günler boyunca, hatta mülakata dakikalar kala bile kullanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın, ardından görüşme yapan kişinin sorularını kendinize güvenerek, kolaylıkla yanıtladığınızı düşünün. Bunu yaptığınızda mutlaka rahatlayacaksınız.
Rahatlayın!
Rahat adaylar kendilerine daha fazla güvenli görünürler. Siz de onlar gibi olmak istiyorsanız, aşağıdaki ipuçlarından faydalanabilirsiniz:
Sakin bir şekilde derin nefes alın ve yavaşça verin.
Otururken rahat bir pozisyon almaya çalışın. Kollarınızı ve bacaklarınızı rahat olduğunuzu belli edecek şekilde konumlandırın.
Yavaşça ve nefes alarak konuşun.
Ellerini ve çenenizi kasmayın, kendinizi sıkmayın.
Gülümseyin- gülümsemek bulaşıcıdır.
Aklınızdan olumlu düşünceler geçirin.
Paniğe kapılmayın
Hiçbir görüşmede her şey planlanan şekliyle yürümez. Sakin olmayı başardığınız zaman heyecan ve korkunuzu kontrol altına alırsınız. Böylelikle kontrolü ele alabilirsiniz. Paniğe kapıldığınızı hissettiğiniz an durun ve odaklanın. Kendinize sakin olmanızı söyleyin, derin nefes alın ve yeniden odaklanın. Bu olay görüşme anında başınıza gelirse yeniden odaklanarak görüşmenizi kurtarın. 10 saniyelik rahatlama ve tekrar odaklanma, kontrolü kazanmanıza neden olur. Üstelik bunu görüşmeyi yapan kişi çoğu zaman fark etmez bile.
kaynak:kariyer.net
Etiketler: görüşme stresi-kariyer-kariyer planlama-mülakat-mülakat stresi-panik yapmak-stres


“80 Yaşındayım Ama Düşlerimi Hâlâ Yeni Fabrikalar Süslüyor”
İsmet YORGANCILAR
Türkiye’nin sanayileşme atağına öncülük edenler arasında yer alıyor İsmet Yorgancılar. Bugün 80 yaşında ama yatırımdan vazgeçmiyor. Yorgancılar’ın son projesi kağıt fabrikası kurmak.
Türkiye’nin sanayileşme hamlesine öncülük yapan kuşağın bir ferdi İsmet Yorgancılar. 80 yaşında ama hâlâ yeni projeler üretmeye devam ediyor. İzeltaş gibi el aletleri sektöründe Türkiye’nin en büyük firmasını kuran, cam sektöründe Yorcam markasını yaratan Yorgancılar, sürekli proje üretmenin, yeni işlere girmenin ve yatırım yapmanın en büyük tutkusu olduğunu belirtiyor.
Yorgancılar, şimdi Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki arazisinde hem üzüm yetiştiriyor hem de 15.000 metrekare büyüklüğünde kümese sahip olan çiftliğinde tavuk yetiştiriyor. Yorgancılar, “Bende proje bitmez. Sırada kâğıt fabrikası kurma planım var. Bunun için araştırmalarım devam ediyor” dedi.
Nazilli’de 1927 yılında doğan, ortaokulu bitirdikten hemen sonra iş hayatına atılan Yorgancılar, çocukluk yıllarında pazara mal getiren köylülerin atlarına yer kiralamış. 1945 yılında İzmir’e yerleşmiş ve iş yaşamına yorgan dikerek başlamış. Kardeşleriyle kerestecilik işine giren Yorgancılar, 1968 yılında Dalan ailesi ile beraber İzeltaş’ın temellerini atarak, el aletleri, döküm ve otomotiv yedek parça üremine girer. Bir yandan da cam sektörüne el atarak, 20’nin üzerinde şirketin kuruluşuna öncülük yapar. Bugün İzeltaş, 100.000 metrekare açık alana sahip fabrikada yılda 10 milyon adet ve 3 bin çeşit el aleti üretiyor. Dövsa, Elburg, Elpaş İzeltaş Grubu’nun diğer şirketleri arasında yer alıyor. Yorsan Grubu ise Yorsan, Yorglas, Yorim şirketlerinden oluşuyor. Yorgancılar sadece sanayi sektörleriyle de sınırlı kalmadı. Kuşadası’nda Sunset Tatil Köyü’nü kurarak turizm sektörüne de girdi.
Sanayicilikten Tarıma
2002’de işlerini çocukları Ender, Semavi ve Gülfem’e bırakarak şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı görevinden ayrılan İsmet Yorgancılar, geleneksel bir emeklilik hayatı yerine yeni projeler üreteceği bir yaşam tarzını seçti. Hâlâ İzeltaş ve Yorsan’ın faaliyetlerini yakından takip eden, çocuklarına ve şirket yöneticilerine gönüllü danışmanlık yapan Yorgancılar, zamanını hobilerini ticaret ve sanayi projelerine dönüştürmeye harcıyor. Hayatında hiç boşluk hissetmediğini söyleyen, yaşamının önemli bölümü sanayicilikle geçen Yorgancılar, emeklilik yaşamında ilk önce madencilik sektörüne merak sardı. Türkiye’deki maden kaynakları üzerine araştırma yaptı, Ödemiş’te altın kaynaklarını araştırdı. Bu projeyi şimdilik rafa kaldıran Yorgancılar’ın yeni gözdesi ise tarım ve hayvancılık.
Temellerini 1968’de attığı İzeltaş’ın bugün dünya şirketi olduğunu, 1974’te kurduğu Yorsan’ın da cam konusunda Türkiye’de önemli konuma ulaştığını belirten Yorgancılar gelişimi şöyle anlatıyor: “Şirketlerde onur kurulu başkanlığım devam ediyor. Yatırım yapılırken daima bana danışılıyor. Ben ise asıl uğraşımı Yorbağ şirketine verdim.
Turgutlu’da 60 dönüm arazide seracılık, çiçekçilik ve bağcılık yapıyorum. Yılda 10-12.000 ton çekirdeksiz kuru üzüm alıyorum. Yer geniş olduğu için orada tavukçuluğu da geliştirdim. Ege’de birçok çiftliğe göre oldukça büyük bir tavuk çiftliği kurdum. 15.000 metrekare tavuk kümesi yaptım. 35 günde 200.000 adet etlik tavuk yetiştiriyorum. Yılda yaklaşık 2.000 ton tavuk eti üretiyoruz. Üretimi Banvit’e veriyoruz. Şu an işin geldiği noktadan memnunum. Dünya nüfusu arttıkça besin kaynaklarına, özellikle de ete yönelik talep artıyor. Kendi markamı yaratmayı düşünmüyorum. Çünkü tavukçuluk yapmak kolay değil. İlk önce civciv elde etmek için kuluçkahane kurmak zorundasınız. Bu civcivleri yumurtalık veya etlik olarak büyütmek gerekiyor. Üçüncü etapta ise kesimhanede kesilen hayvanlar pazarlanıyor. Ben bu işin sadece tavukları büyütme kısmını yapıyorum.”
Hayali 120 Yaşına Kadar Yaşamak
Çok sayıda insanın emeklilik hayali olan deniz kıyısında bir yaşam yerine üzüm bağıyla ve tavuklarıyla yaşamayı tercih eden Yorgancılar, “Çeşme’ye yılın iki ayı gidiyoruz. Ama yılın geri kalan bölümünü Turgutlu’da geçirmek istiyorum. Bu nedenle güzel bir yaşama yeri yaptım. Hayalim 120 yaşına kadar burada yaşamak. Ama burada yaşarken yine boş durmayacağım. Şimdiki yatırım projem kâğıt fabrikası kurmak. Bu projenin araştırmalarını yapıyorum” diye konuştu.
Genç kuşağın daima yeni araştırmalar yapması ve bu doğrultuda yeni sanayi tesisleri kurması gerektiğini ifade eden Yorgancılar, kendisinin hayatı boyunca kazandığını yatırıma harcadığını belirtiyor ve ekliyor: “Türkiye’nin sanayi sektörlerine ihtiyacı var. Sanayi olacak ki para kazanılacak. Gençlerin de bu ilkeler doğrultusunda çalışmasını arzu ediyorum” dedi.Kazandığını yatırımın yanı sıra hayırseverlik işlerine de harcayan İsmet Yorgancılar, Buca’da 21 dershanenin bulunduğu İsmet Yorgancılar İlköğretim Okulu’nu ve Uzundere’de eşinin adını taşıyan Sabiha Yorgancılar İlköğretim Okulu’nu yaptırdı. Yorgancılar, bir SSK dispanseri kurarak sağlık alanında da hayırseverlik yaptı.
Hiçbiri

Hurdalıktan Doğan Dev Şirket: Ege Soğutmacılık A.Ş.
Elektrik teknisyenliğinden soğutmacılığa uzanan yaşam öyküsünde Atilla Üner, kendi deyimiyle cahillikten doğan cesaretle bugün 50 milyon Dolar’lık ciroya sahip Ege Soğutmacılık A.Ş.’yi yarattı. Bundan 28 yıl önce İstanbul’da bir hurdalıkta bulduğu Alman yapımı iki kamyon soğutucuyla bu sektöre adım atan Üner’in fabrikasından çıkan ürünler bugün dünyanın dört bir yanındaki araçlarda kullanılıyor.
Türkiye’nin ilk otobüs klima ihracatçısı, ilk ambulans kliması, ilk frigorifik kasa soğutucu üreticisi, Safkar ve Penguen markalarına sahip Ege Soğutmacılık A.Ş’nin 56 yaşındaki Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Üner’in, ortaokulda ikinci sınıfta tarih öğretmeninden işittiği azar hayatının dönüm noktası oldu. Okulu bırakan ve kuyumcu atölyesinde iş hayatına atılan Üner’i, elektrikçilikte yetki belgesine sahip babası daha sonra bir elektrik atölyesine çırak olarak verdi. Askerlik dönüşü, babasıyla kurduğu elektrik atölyesi Üner’i bugün 50 milyon Dolar’lık ciroya sahip Ege Soğutmacılık A.Ş’nin sahibi yaptı.
Üner, elektrikçilikten soğutmacılığa geçişlerini şöyle anlattı: “Babamla birlikte elektrikçilikte yetki belgesine sahiptik. Çiğli’de Sasalı’dan Kaklıç, Ulukent’e kadar elektrik sorumlulukları bizdeydi. O dönemde Tanör Tavukçuluk’un sahibi Reha Tanör ile tanıştık. Çiftliğin elektrik işlerini yapıyorduk. Irak’a ihracata başladılar. Ancak yumurtaların yarısı Irak’a giderken sıcaktan bozuluyordu. Reha Bey ’Kamyonlarımıza soğutucu bulun’ dedi. 1979 yılında İstanbul’a gittik ama ne aradığımızı doğru düzgün bilmiyoruz. Bir hafta sonra umudumuzu kesmiştik ki benim eski otomobilime sinyal lambası ararken, dükkân sahibinin yönlendirmesiyle bir hurdalıkta iki kamyon soğutucusu bulduk. Onları satın alıp geldik. Cihazı ancak bir haftada monte ettik. Elektrik devresini bağlarken içinden Almanca yazılı garanti kartı çıktı. Almanca bilen mahalledeki arkadaşlarımıza doldurttuk, gönderdik. Ama bizim cihazlar da çalışıyor. 15 gün sonra Türkiye masasına bakan kişi geldi elimizi sıkıp tebrik ettiler. Ertesi gün bize bayilik teklif ettiler. Buzdolapçı bir arkadaşımla ortak olduk ve şirketimizi kurduk.
Teklifler Geliyor
Cezayir’de Safkar Algerie S.A.R.L. adlı bir şirkette değişik tipte nakliye soğutucuları ve ticari araç klimaları ürettiklerini de belirten Atilla Üner, Malezya’da 2.000 otobüs kliması montaj kapasiteli istasyon kuracaklarını söyledi.
Üner, “Bu yılki hedefimiz ciroyu artırmaktan çok, ihracat. Direkt ihracatımız yüzde 15–20. Dolaylı ihracatımız yüzde 35’lerde. Otobüsün ihraç edildiği yere bizim de ürünümüz gidiyor. Türkiye’de bu yıl otomotiv sektöründe yüzde 15–20 arasında gerileme bekleniyor. Aradaki bu daralmayı ihracatla kapatacağız. Bizim sektörde dünyada üretici firma sayısı 20’yi geçmez. Biz de Türkiye’de tek yerli firmayız” dedi. Üner teklifler geldiğini, ortaklığa açık olduklarını da söyledi.
Hiçbiri

İhracatı ve Tasarımı Öğrendi, Babasının İşine Çağ Atlattı”
Nazım UYAR
Eskişehirli İbrahim Uyar’ın 10 kişilik imalathanesi, oğlu Nazım’ın ihracat ve tasarım bilgisi devreye girince bir anda büyüdü. 150 kişilik istihdama ve 7,5 milyon dolarlık ihracata ulaşan Termosan Isı Sistemleri Dış Ticaret A.Ş. paslanmaz çelik ve özgün tasarımlara sahip ısı panelleri üretiyor ve Paris, Milano ve Moskova’da da showroom açtı.
Eskişehir doğumlu ve geleneksel sanat okulu, tekniker okulu ve Yıldız Üniversitesi üçlemesinin yetiştirdiği elektrik mühendisi İbrahim Uyar, üretim ve kalite bilgisini oğlu Nazım’ın ihracat ve tasarım becerisiyle birleştirince şirketini kısa sürede büyüttü, alanında küresel oyuncu yapmayı başardı. Termosan Isı Sistemleri ve Dış Ticaret A.Ş.’nin (Termosan) ürettiği paslanmaz çelikten ve her biri özgün tasarım ürünü ısı panelleri 46 ülkeye ihraç ediliyor. Geçen yıl 9,5 milyon YTL ciro yapan ve bu cironun 7,5 milyon dolarlık kısmını ihracattan sağlayan Termosan’ın Carisa markalı ürünleri için Paris, Milano ve Moskova’da showroom’lar açıldı. Termosan’ın kurucusu İbrahim Uyar şöyle başlıyor anlatmaya: “Eskişehirliyim ve sanat okulu, tekniker okulu ve Yıldız Elektrik geleneğinde eğitim aldım. Yıldız’da okurken de demiryollarının elektrifikasyon sürecinde yaklaşık 10 yıl çalıştım. 1973’te Fransızların projesi olarak yürütülen elektrifikasyon kapsamında Fransa’ya ve Macaristan’a eğitime de gittim. Daha sonra da Sincan Ankara şantiyesinde 3 sene şef olarak çalıştım.”
Devletten ayrıldıktan sonra bir arkadaşının önerisiyle Profilo Mecidiyeköy fabrikasında başmühendis olarak 1 yıl daha çalıştığını anlatan İbrahim Uyar, “Sonra da bir ortağım ve kardeşimle birlikte kendimiz şirket kurduk ve piyasaya atıldık. Önce konfeksiyona ütü makineleri sistemleri kurduk. Sonra elektrikli termosifonlar, kazanlar v.s yaptık. Bu 15-20 yıl sürdü. Küçük bir atölyede üretim yapıyorduk daha çok mühendislik hizmeti vererek para kazanıyorduk. Atölyemizde 8-10 kişi çalışıyordu” diyor.
Oğlu Nazım’ın üniversiteyi bitirdikten sonra bir ihracat firmasına girdiğini ve orada ihracatı öğrendikten sonra ayrılıp kendi başına piyasada ihracat yapmaya başladığını anlatan İbrahim Uyar şöyle devam ediyor: “Kendisi önce çorap ürettirip ihraç etti. Sonra da havlupan ürünler ihraç etti. Annesinden bir daire parası aldı sermaye yaptı ve başarılı oldu. Sonra da havlupan işinde kaliteli üretim bulamayınca bize yani babasıyla ortağına iş teklif etti. Biz de pazarı hazır olan bu teklife evet dedik. Kısa sürede makine parkımızı havlupan üretimi için düzenledik ve üretime başladık. O zamana kadar 10 kişilik bir atölyeydik. Nazım’ın ihracat gücüyle bulunduğum yer yetmez oldu ve Gebze’de 1.100 metrekarelik bir fabrika kurduk. Sonra Gebze’de de bir yatırım yaptık.”
Nazım Uyar da şunları söylüyor: “Ben yaz tatillerinde zaten babamın imalathanesinde çalışırdım. İmalatı ve fabrikayı sevmiştim. Kendi başıma dış ticareti öğrenince kaliteli ürünün önemini daha iyi anladım ve babamın işine döndüm. Çünkü ürünlerini ihraç ettiğim firma bana kalite sorunu yaşatmıştı. Türkiye’de, o dönemde, sadece bir firma havlupan üretiyordu. Ben babamların şirketine ortak oldum ve biz de havlupan üretmeye başladık. Yunanistan, İngiltere, İtalya derken şu anda 46 ülkeye ihracat yapıyoruz.”
12 Bin Euro’ya Arp Kalorifer Paneli Yaptık
Termosan Satış direktörü Nazım Uyar, Termosan’da paslanmaz çelikten tasarım ağırlıklı çok özel ısı birimleri üretmeye başladıklarını bu ürünlerle bir anda Avrupa’da çok yüksek talep bulduklarını anlatıyor. Uyar, “Hatta şirketimizi satın almak için de çok iyi teklifler geliyor. Ancak birçok iyi bir çıkış trendi tutturduk ve şimdilik şirketimizi satmayı düşünmüyoruz. Bizim ürünler Avrupa’da çok tercih ediliyor çünkü Avrupalı tüketici tasarıma çok önem veriyor. Fiyat o kadar önemli olmuyor. Mesela arp şeklinde altın kaplama çok özel bir ısı paneli yaptık ve 12 bin Euro fiyat koyduk. Diğer müzik aletlerinden de esinlendik. Swarovski taşlı ısı paneli tasarımlar da yaptık. Hemen siparişler gelmeye başladı. Çok modern farklı tasarımlar da ürettik. Klasik ve normal üretimlerimiz de var tabii ki. Alüminyum paneller de üretmeye başladık ama bunlarda da tasarımımızla farklı olacağız. Farklı olmak gerekiyor çünkü rekabette ancak bu şekilde öne geçebilirsiniz.”









