Ağu
02
2007
0

Bugün 2 Ağustos. Tarihte Bugün Ne Mi Oldu?

Tarihte Bugün (2  Ağustos)

1491. 509 yıl önce Museviler din değiştirmedikleri için İspanya’yı terke zorlandılar. Musevilerin büyük bir kısmı Kemal Reis’in kadırgaları ile İstanbul’a geldiler ve Osmanlı topraklarına kabul edildiler.

1865. Lewis Carroll’un yazdığı Alice Harikalar Diyarı’nda ilk kez basıldı.

1926. Bozkurt gemisi ile Fransız Lotus gemisi Ege Denizi açıklarında çarpıştı; Bozkurt gemisi battı, 8 kişi öldü.

1937. İzmir’de bir petrol deposunda yangın: 17 işçi yandı.

1939. Adalet Bakanlığı halk önünde idam yapılmayacağına dair bir genelge yayımladı.

1944. Meclis Almanya ile siyasi ve iktisadi ilişkileri kesti.

1955. Zonguldak’ta sel: 3 ölü, 560 ev ve dükkan sular altında.

1961. Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları 1. Kurultay’ı toplandı. Türkiye’nin ilk siyasi gençlik kurultayı.

1967. Anayasa Mahkemesi Çetin Altan’ın dokunulmazlığını kaldırma kararını iptal etti.

1969. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Bülent Ecevit, “İlericilik-gericilik tartışması dinsel değil, ekonomik bir çekişmedir” dedi.

1975. İstanbul Taksim’deki Sheraton Oteli açıldı. Açılışı Başbakan Süleyman Demirel yaptı.

1979. Renault ve Tofaş fabrikalarında parça yokluğundan üretim durdu. Aynı gün Devrimci İşçi Sendikaları Genel Başkanı Fehmi Işıklar Diyarbakır’da tutuklandı.

1980. İtalya’da Bologna istasyonunda bomba patladı; 84 kişi öldü. Eylemi sağcı Devrim Birlikleri örgütü üstlendi.

1987. Türkiye’de kan kanserli bir hastaya ilk kemik iliği nakli yapıldı.

1990. Irak Kuveyt’i işgal etti.

1997. Cizre’de, bir düğünde bir korucunun el bombası patlayınca diğer korucular sağa sola ateş ettiler: 9 ölü, 57 yaralı. Yetkililer olayın kaza değil, kişisel öç amaçlı olduğunu açıkladı.

Bugün doğanlar:

1924. Siyah Amerikalı yazar James Baldwin.

1932. “Arabistanlı Lawrance” filmiyle üne kavuşan İrlandalı aktör Peter O’toole.

Bugün ölenler:

1921. Dünyaca ünlü tenor Enrico Caruso.

1930. Tiyatrocu, komedyen Ahmet Fehim Efendi.

1976. “Metropolis” filminin yaratıcısı Alman yönetmen Fritz Lang.

1999. Eski Hva Kuvvetleri Komutanı ve İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı.

bianet.org

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,Tarihte Bugün |
Ağu
01
2007
0

Gülün Her Adetinde Başka Bir Anlam…

1
Gül Size odaklanmış özel sevgi…

2
Gül Karşılıklı derin bir aşkla birbirimizi seviyoruz…

3
Gül Seni seviyorum…

6
Gül Senin olmak istiyorum…

9
Gül Sonsuza kadar birbirimizi seveceğiz…

11
Gül Hayatımda en çok sevdiğim kişisin…

12
Gül Tatmin edici bir beraberlik ve karşılıklı sevgi…

13
Gül Gizli Aşk…

24
Gül Her dakikayı sevgiyle hatırlıyorum…

33
Gül Derin aşk ile seviyorum…

36
Gül Bana geldiğinden dolayı romantik hissetmek…

44
Gül Hiç değişmeyeceğim için söz vermek…

50
Gül Bu karşı konulmaz bir aşk…

56
Gül Aşkım…

66
Gül Başarılı aşk beraberliği…

99
Gül Karşılıklı anlayış aşkı sonsuzlaştırır…

100
Gül Bu yüzyılda harmoni içinde bir beraberlik ve yaşlanıp olgunlaşıncaya kadar birbirlerine adanmış çift…

101
Gül Sadece sen…

108
Gül Benimle evlenir misin???

111
Gül Sonsuz aşk…

123
Gül Özgür aşk…

144
Gül Seni gece gündüz sonsuza kadar seviyorum…

365
Gül Seni hergün düşünüyor, hergün seviyorum…

999
Gül Bitmeyen ve sonsuza kadar aşk…

1001
Gül Vefakar aşık ve ölünceye (ebediyete) kadar…

ciceklerdunyasi.com

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR |
Tem
31
2007
0

Bugün 1 Ağustos. Tarihte Bugün Ne Mi Oldu?

Tarihte Bugün (1 Ağustos)

1571. Lala Mustafa Paşa Venedik Cumhuriyetine ait Kıbrıs adasını zapt etti.

1929. Yunanistan’da genel grev

1933. İstanbul Üniversitesi kuruldu.

1936. Adolf Hitler Berlin Olimpiyatları’nı açtı.

1942. Almanlar Stalingrad’dan Krasnodar’a uzanan demiryolunu kapattılar.

1947. İstanbul Türk Musikisi Yüksek Sanatkarlar Cemiyeti kuruldu.

1950. Türkiye Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO)  başvurdu.

1951. Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu çıktı.

1957. Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü (EOKA) Kıbrıs Türklerine karşı bir bildiri yayımladı. Bildiri, adanın taksimi durumunda Türk-Yunan savaşı çıkacağını ileri sürdü.

1958. Karikatürist Nehar Tüblek, uluslararası “Altın Hurma” ödülünü kazandı.

1969. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar, “Türkiye’de sosyalizm, geniş halk kitlelerinin bilinçlenmesi ve seçim yoluyla iktidara gelmeleri sonucunda kurulacaktır” dedi.

Aynı gün, İstanbul’da işçiler Türk Demir Döküm Fabrikasını işgal etti.

1971. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), kuruldu. Derneğin “Türkiye’nin demokratik ve planlı yoldan kalkınması ve Batı uygarlık seviyesine ulaşmaya hizmet amacıyla kurulduğu” açıklandı.

Aynı gün Çetin Altan gıyabında 1,5 yıl hapse mahkum oldu.

1975.  Aralarında Sovyetler Birliği’nin de bulunduğu 35 ülke Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE) Helsinki Zirvesi’nde, Helsinki Nihai Senedi olarak anılan insan hakları sözleşmesini imzaladı.

1980. Siyasi nedenlerle10 ilde 24 kişi öldürüldü.

1987. Ayetullah Humeyni’nin çağrısıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni protesto eden İranlı hacılarla Arabistan polisi çatıştı, 402 kişi öldü.

1989. Açlık grevinin 35. gününde Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nden 312 tutuklu ve hükümlü Nazilli ve Aydın cezaevlerine nakledildiler. Nakilde 2 tutuklu öldü, 4 tutuklu yaralandı.

Bugün Doğanlar:

1744. Jean Baptiste Pierre Antoine de Monet Chevalier de Lamarck. Darwin teorisi tarafından çürütülen, sonradan kazanılmış özelliklerin kuşaktan kuşağa geçemeyeceği düşüncesini biyolojiye yerleştirmesiyle tanınan Lamarkizmin kurucusu Fransız biyolog.

1819. Herman Melville. Başyapıtı Moby Dick (1851) ile ünlü, deniz romanlarıyla tanınan Amerikalı kısa öykü yazarı.

Bugün Ölenler:

1982. Gazeteci yazar Kemal Zeki Gençosman.

bianet.org

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,Tarihte Bugün |
Tem
31
2007
1

Kendi Eylemlerinden Sorumlu Olmak; “Karma Felsefesi”

Karma fikrini, Doğu’ya özgü bir kavram olarak ele almak çok yanlış olur. Karma, her
birimizin kendi eylemlerimizden sorumlu olmasını sağlayan ve bizi, bu eylemlerin ardından
gelen sonuçları kabul etmek zorunda kalacağımız bir konuma getiren yasadır. Buna, kişinin
kendi sorumluluğu yasası diyebiliriz. Reenkarnasyon kuramıyla birleşik olduğu gerçeği bunu geçersiz kılmaz, çünkü bunun tamamen şimdiki enkarnasyonumuzda iş başında olduğunu görebiliriz.

Karmanın gerçek anlamı “yapmak”tır, uygulamadaki anlamı ise, basit bir şekilde bir kişinin karmasının, onun kendi yaptığı işler olduğudur. Karma terimi, özgün ifadesinde zihinsel eylemleri içerir buna göre; kendimizi, şu an ne isek, kendi eylemlerimizle yapmışızdır.
Karma, Evren Zihninin, uymayı gerçekleştirme, dengeyi yenileme ve telafi etmeye yarayan bir denge ortaya çıkarma gücüdür. Sonuç olarak, herhangi bir şekilde, herhangi bir yerde ve zamanda yaptığımız bir şey, eninde sonunda bize geri dönecektir. Yapılan hiçbir iş boşa gitmez; er geç yapan kişiye değiştirilemez bir biçimde geri dönecek olan meyveyi taşıyacaktır. Karma, kendi kendine işleyen bir güçtür. Hiç kimse, insan ya da insanüstü, bunu işletmek zorunda değildir.Bu öğreti, bizi uyuşuk kaderciler haline getirmez, çünkü kendini beğenmiş bireyciler olarak şişinmemize izin vermez. Berbat bir zayıflık konusunda bir özür de sunmaz, ya da yanılsatıcı bir gücü desteklemez. Bize gerçekten olanaklarımız konusunda dengeli bir bakış, güçlerimiz konusunda mantıklı bir bakış esinler.

Materyalistler, evreni, kaderimiz, düşüncelerimiz ve eylemlerimizin tümüyle fiziksel
çevremiz tarafından belirlendiği engin bir hapishane biçiminde berbat bir tablo olarak
resmederler. Doğulular arasındaki bilgisizler, tanrısal önceden belirlenmişliğin mahkumları, aciz bir şekilde, bir aşağı bir yukarı adımladığımız kilitli bir dünyada yaşar.
Karma, bu iki kasvetli savı da çürütür; kendimizi ve çevremizi biçimlendirme konusunda bize yeterli özgürlüğü verir. Kendi gelişimimizle, çevremizi etkiler ya da zenginleştiririz,
Doğa’ya yardımcı olur ya da onu engelleriz, aynı zamanda bunun tersi de doğrudur. Karma
kaderimizin kapısı önünde zavallı dilenciler gibi beklemek zorunda olduğumuzu söylemez.
Geçmiş özgür irademiz, şimdiki kaderimizin kaynağı olacaktır, tıpkı şimdiki özgür irademizin, gelecekteki kaderimizin kaynağı olacağı gibi.

Sonuç olarak, en güçlü faktör, özgür irademizdir. Bu nedenle, belirsiz bir kadercilik ya da
aşırı güvene yer yoktur. Hiçbirimiz suçu başka bir şeye ya da başka bir kişiye yükleyerek,
dış çevreyi ve kendi içsel görüş açımızı biçimlendirme konusundaki kişisel sorumluluğumuzdan kaçamayız.

Engellerle mücadele eden herkes usta besteci Beethoven’ın elinden, bir kadeh ilham şarabı
içmelidir. Müziğin büyülü nağmelerini işitmeye çabalayan Beethoven, tamamen sağırdı. Yaşamı tümüyle başkaları için melodik kompozisyonlara adanmış olan Beethoven, bir gün kendi kompozisyonlarını işitemez hale gelmişti. Bu onu hayal kırıklığına uğrattı, ama cesaretini kıramadı. Bu sorunla sağlam bir yürekle yüzleştikten sonra, “Kader ile boğuşacağım; beni asla alaşağı edemeyecek!” dedi. Çalışmalarına devam etti ve dünyaya daha muhteşem, daha görkemli şeyler verdi, çünkü acısı içinde öğrendiği şeyi, şarkılarda öğretti.

Karma, biri genel biri de özel olan iki katlı bir yasadır. İlki mutlaktır, evrendeki her
şeye de uygulanabilir, çünkü basit bir şekilde, her ayrı varlığın, kendi sürekliliğinin
yasasıdır. İster bir gezegen olsun, ister bir protoplazma, önceki varoluşunun özelliklerini
aktarmak, bu yüzden de sonucu, nedene ayarlamak zorundadır. İkincisi ise mevcut durumdur, yalnızca kendiliğinin şuuruna varan, böylelikle eylemlerinin başlangıcını beşeri varlıklarla sınırlayan bireyler için geçerlidir. Bu, bireyi düşüncelerden ve kendi düşüncelerinden doğan eylemlerden sorumlu kılar.

Evren, yerkürenin eksenleri üzerinde ya da gezegenlerin güneşin çevresinde dönmesinde olduğu gibi, bir tür dengeleyici düzen olmasaydı var olamazdı. Bir parça düşünmek, insanların kendi aralarında ve Dünya Zihni [Tanrı] ile ilişkilerinde de aynı ilkeyi gösterecektir. Bu ilke, burada kendini karma olarak ortaya koyuyor.Karmayı evrensel güçten ayırmak ve ayrı bir güç olarak ele almak hata olacaktır. Bu hata, kozmosun kendini göstermesinde karmanın rolünü anlamadaki güçlüğü açıklamaktadır. Karmayı,
Tanrı’nın bir yönü ve Tanrı’dan ayrılamaz bir şey ya da Tanrı’nın varlığının kendini gösterme biçimlerinden biri olarak ele alın.Benliğin dışında, insafsızca aciz teslimiyetimiz için emirlerini buyuran bir güç olduğuna inanılırsa karmanın asıl doğası kavranamaz. Tersine, tüm dünyanın zihinsel olduğu gerçeği nedeniyle, o da, her şeyde ve herkeste işleyen bir güçtür. Bu, başımıza gelen şeylerin, en içteki varlığımızın gizli iradesiyle gerçekleştiğine dair açık bir anlam ortaya çıkarır. Bu açıdan bakıldığında, belki katlanmak zorunda olduğumuz acılar mutlak anlamda birer kötülük değil, yalnızca o an için kötülüktür ve kör bir dışsal ve insafsız kuvvet olarak gözüken şey, gerçekte bilinçli, içsel ve arındırıcı bir kuvvettir.

“Karma” sözcüğünün doğru anlamı, beden, konuşma ve zihin aracılığıyla yapılan iradeli eylemdir. Bu eylemin sonuçlarını, özellikle yeniden doğmayı ortaya çıkaran ya da bunu
etkileyenleri içermez. Böyle bir dahil etme popüler kavramlara girmiştir, ama söz konusu
terimin aslından uzak bir kullanımını göstermektedir. Karma, sonuç değil, iradeyle yola
çıkan sebeptir. Bu nedenle “Karşılık Yasası” terimi, tatmin edici değildir ve daha iyi bir
terime ihtiyaç vardır.

Karşılık yasası terimini, yansıma yasası olarak yeniden adlandırmak belki de daha iyi
olacaktır. Çünkü yapılan iş, sanki muazzam kozmik bir ayna tarafından, her eylemin, bu
eylemi yapan kişiye geri yansıtılması, her düşüncenin, kaynağına geri yansıtılmasıdır. Belki de karşılık fikri oldukça güçlü, saklı bir ahlaksal anlam içeriyor, bu yüzden de “karma”
sözcüğünün doğru karşılığı olma konusunda son derece dar bir anlam taşımaktadır.
Sonuçlar yasası, asıl olarak etik bir yasa değildir: Etik bir yanı olduğunu söylemek, daha uygun olabilir.

Bir karma “yasa”sından söz etmek yanlıştır ve bilimsel değildir. Karma, uyulacak ya da
uyulmayacak bir yasa değildir, yanlış yapan kişilere yönelik bir ceza kanunu da değildir. O
sadece, kaçınılamaz sonuçlarla ilgili bir ilkedir.

Karma, insanın davranış alanında karakterden ne fazla ne de eksiktir. Gerçekten de
ihtiyacımız kadar özgür iradeye sahibiz. Farkına varamayacak kadar kör olduğumuz için
sunulan fırsatlardan yararlanamazsak, hata bizdedir. Başlangıçta ve yüzeysel olarak yararlı olan, ama mutlak olarak ve derinlemesine bakıldığında kendi çıkarımıza ters düşen bir eyleme girişirsek ve bu eylem de bizi arka arkaya başka istenmeyen eylemlerden oluşan tüm bir diziye kendi sırasında ulaştırırsa, karmanın acımasızlığına değil, kendi akılsızlığımıza ağlamalıyız.

Bir alışkanlık olarak kendine acıyıp duranlar karmada kullanışlı bir günah keçisi
bulabilirler, ama gerçek insanlığın zihinsel niteliklerinin ve etik standartların,
kaderimizi önceden kararlaştıran gizli faktörler olduğudur.

Karma, zihnimizi köreltmesi ya da ellerimizi felç etmesi gereken bir fikir değildir. Karma,
uluslarda ve bireylerde etik bir sorumluluk duygusu uyandırarak, onları geçmiş hatalardan kaynaklanan yaraları gönüllü olarak iyileştirmeye ikna eden pozitif bir değere ve düzeltici
bir etkiye sahiptir.

Geçmiş yüzyılların etiği, belki de var olan bir Tanrı’nın belirsiz korkuları üzerine
kurulmuştu; içinde bulunduğumuz yüzyılın etiği ise, tümüyle var olmayan bir Tanrı’ya karşı tam bir kayıtsızlık üzerine kurulu. İlki, davranışta bazı sınırlamalara yol açtı,
ikincisinin yol açtığı şey ise hiç. Geleceğin etiği, karma gücünün rasyonel anlayışı ve
kişisel sorumluluk yasası üzerine kurulacaktır; bu da, davranışta doğru bir sınırlamaya yol
açacaktır. Çünkü, yaşamın çevresel kısıtlamalarını, çabalanmamış hazları ve kaçınılmaz
sıkıntıları düşündüğümüzde, yavaşça karmanın gücüyle ilgili bir algıya varırız.

Karmada çağdaş tarihimizin birçok sorunuyla ilgili bir anahtar buluruz. Karma, şimdiki
kısmetimizin kozasını, büyük ölçüde geçmiş dünyevi yaşamlar ve şimdiki yeniden
bedenlenişimiz süresince kendimizin ördüğü düşünceler ve eylemlerle hazırlamış olduğumuz
konusunda bizi uyaran bir doktrindir. Ve bu doktrin tek tek bireylerin tarihine olduğu kadar tüm insanların tarihine de uygulanabilir durumdadır.

Bunun doğal sonucu, karakterlerimiz ve zihinlerimizin, çağlar boyunca zahmet ve sıkıntı
içinde olduğudur; bazıları saçları ağarmış bir geçmişin engin tecrübesiyle yaşlıdır, ama pek
çoğu genç, akılsız ve terbiye olmamıştır. Verdiği ders kimsenin kaderinin ve bireysel
anlamda talihin değişen gelgitlerinin anlamsız olmadığıdır. Tersine, felsefi düşüncelere
davetiye çıkarırlar, bu şekilde ihmal edilmiş görevler ya da olumlu yanlış yapmaların nasıl
olup da sıkıntılarımızın gizli kökü olduklarını anlayabiliriz.

Karma ilkesini doğru olarak anlayanlar, onu dışsal, bağımsız bir kader olarak yanlış
anlamayan ve aslen eylemlerimizle harekete geçirilen bir kuvvet olarak görenler aynı zamanda insan yaşamında acı çekmenin oynadığı anlamlı rolü de anlarlar. Hak edilmiş ceza aslında ham bir eğitim biçimidir. Düşünceli kişiler kendi kederlerinden dersler çıkarır ve aynı günah ya da aynı hatayı ikinci kez işlememeye karar verirler.

İnsan iradesi tarafından yapılmış olan karma insani değişikliklere tabidir. Daha yüksek bir
gücün buyurduğu kader ise buna tabi değildir. Genel anlamda ölüm gerçeği kaderle ilgili bir örnektir, bu anlamda şair James Shirley’nin dizesi doğrudur: “Kadere karşı hiçbir zırh
yoktur.” Ancak özel anlamda ölüm gerçeği, zamanı ve biçimi, değiştirilebilir.

Yaşamın gidişatının önceden kararlaştırıldığı doğru olsa, bu mutlaka yaşamın keyfi bir
şekilde önceden kararlaştırıldığı anlamına gelmek zorunda değildir. Hayır, karakterinizin
iyi ve kötü nitelikleri, kapasitelerinizin gelişmesi ya da gelişmemesi ve tesadüfen ya da
bir nedene bağlı o olarak alınan kararlar yaşamınızın gerçek belirleyenleridir. Davranış ve
sonuç, düşünce ve çevre, karakter ve alın yazısı arasında kaçınılmaz bir denklem vardır.

İşte, karma budur; yaratıcı eşitlik yasası.

İmgeleme süreçleri sonsuzdur, ardı arkası kesilmez. Zihnin, kendi dinamik karakteri
nedeniyle bir fikrin bir başka fikre yol açması gerektiği, zihnin doğasında var olan bir
şeydir. Karma, işte bu ikisini bağlayan yasadır.

Karmanın iki katlı bir karakteri vardır. İnsan aklının tasarlayabileceği hiçbir şeyin
değiştiremeyeceği bir türü ve bir de, karşı düşünceler ve karşı eylemlerle ya da tövbe ve
dua ile değiştirebileceğimiz bir türü bulunmaktadır. Kötü karma, kurnazlıkla
değiştirilebilse bile ahlaksal tövbe olmaksızın ortadan kaldırılamaz.

Karmanın özgün anlamıyla, zamanın akışı içinde buna verilmiş olan anlam arasında, büyük ve açık bir faktör vardır… Karma doğumdan önceki gebe kalma anından ölümden sonraki ölüyü yakma anına kadar insanların yaşamını tamamen önceden kararlaştırdığı ve biçimlendirdiği anlamına gelmeye başlamıştır, oysa özgün anlamı sadece kişinin alışılmış düşünce ve eylemlerinin sonuçlarından kurtulamayacağıdır.

Yaşamdaki başarıların ya da başarısızlıkların büyük ölçüde kendi elimizde olduğu, hoşnutluk ya da kederin kaçınılmaz biçimde erdem ya da yanlış yapmanın ayak izlerini takip ettiği anlamına gelir.

Yetenek ya da hırs, fırsat ya da soyaçekim, kişiyi zenginliğe ulaştıran şey her ne ise bu,
bizzat o kişinin karmasının ürünüdür.

Şimdi, bize geçmişten gelir, gelecek de, şimdide oluşturulmaktadır. Bunların üçü de
birbirine bağlıdır… İnsan yaşamının daha yüce bir güce tabi olduğu; her birimizin,
eylemlerimizden daha yüce bir yasaya, karşı sorumlu olduğumuz ve yapılan hataların
cezalarından ya da doğruluğun ödülünden kaçamayacağımız fikri, insan kültüründe bulunan en eski fikirlerden biridir.

Eski Roma’nın Stoacıları bu fikre sahipti ve buna Kader demişlerdi. Eski Yunan’ın
Eflatuncuları da bu fikre sahipti ve buna Alın Yazısı adını vermişlerdi. Hintlilerde de,
genellikle Budistler ve Hindularda da bu fikir vardı, hala da vardır ve adına Karma denir.

Dünya Fikrinin ifşası, dinsel mistiklerin karşısına çıktığında, buna yalnızca “Tanrı’nın
İradesi” diyebileceklerdir. Yunanlıların karşısına çıktığında, bunu “Gereklilik” olarak
adlandırmışlardır. Hintliler ise buna “Karma” demiştir. Bunun yankıları bilimsel düşünürler tarafından işitildiğinde ise bu düşünürler buna “Doğanın yasaları” demiştir.

Görebilecek gözü olan bir kişi evrenin kendisinin akıl içeren ve anlaşılabilir bir düzen
içinde olduğunu açığa vurduğunu görebilir. Keyfi kapris, zamanın bir yerinde dünyayı
yaratmadı. O zamandan beri de, kör bir düzensizlik hüküm sürmemiştir. Bu evrensel varoluşta, gerçek anlam vardır, katı bir yasa vardır, hakiki bir tutarlılık vardır, taştan çiçeğe, canavardan insana, bütünleşmenin daha yüksek düzeylerine doğru bir hareket vardır.

Bu anlaşıldığında, karmanın yalnızca aktarılan eski etkilerin ya da kendini yeniden
oluşturmanın veya ahlaksal cezalandırıcı adaletin bir yasası değil, aynı zamanda, çok daha
büyük bir şey olduğu da anlaşılabilir. Bireysel anlamda işleyişi, evrensel işleyişe ayarlama
eğilimi gösteren ebedi ve ezeli bir yasa vardır. Bir bütün olarak kendi bütünleyici
dengesiyle evrenin sayısız birimini uyum içinde tutacak biçimde evren için çalışır.

Ceza, küçük bir ortak merkezli dairenin daha büyük olan başka bir dairenin içine düşmesi
gibi, sadece bu etkinliğin içine düşer. Her bireyin varoluşunun sonuçları, her kişinin
düşünce ve eyleminin kalıtımı kontrol edilmek durumundadır, bu şekilde bunlar sonunda
kozmosun kendisinin o daha büyük düzenliliğine uyacaktır. Her parça, bütüne bağlıdır. Bu
nedenle her şey, mutlak doğruluğa eğilim gösterir. Aslında evrenin gizli özünde, bu tür
anlamlı bir dengeye sahip olduğunu görmek rahatlatıcı bir durumdur.

Karmanın ezoterik yorumu, tümüyle yalıtılmış bir kişinin, yalnızca bir hayal ürünümüz
olduğunun, herkesin, yaşamının yerel, ulusal, kıtasal, en sonunda da gezegenlerle ilgili bir
boyutun sürekli genişleyen döngüleriyle, tüm insanlığın yaşamıyla birbirine sarıldığının
farkına varmak; her düşüncenin, dünyanın baskın zihinsel atmosferinden etkilendiğinin; her eylemin de, insanlığın genel anlamda etkinliğince verilen baskın ve güçlü telkininin
işbirliğiyle bilinçdışı bir şekilde yapıldığının farkına varılmasıdır.

Her birimizin düşündüğü ve yaptığı şeyin sonuçları, bir ırmak ayağı gibi toplumun daha büyük nehrine akar ve orada sayısız diğer kaynaktan gelen sulara katılır. Bu, karmayı, tüm bu karşılıklı ilişkilerin sonucu haline getirir, bu nedenle de onu kişisel bir düzeyden
kolektif bir düzeye çıkarır. Yani, “ben”, diğer tüm bireyler tarafından ortaya çıkarılan
karmada, bir bireyin payıdır, diğer yandan onların da, benimkinde bir payı vardır.

Bununla birlikte bu “ben”in kendi kişisel geçmiş etkinliğimin sonuçlarından en büyük payı
almasında ve insanlığın etkinliğinin geri kalanının sonuçlarının en küçük payı arasında bir
fark vardır.

Bu nedenle, üstü kapalı bir şekilde düşündüğümüz şey, her acının hak edilmediği, ama telafi etme niteliğindeki iyi talihin buna dayanarak oyuna katıldığıdır. İnsanlığın karşılıklı
olarak birbirine bağlılığı yüzünden kişisel olarak hak etmediğimiz bir acı çekmek
zorundaysak, aynı karşılıklı bağlılık nedeniyle genel anlamda iyi karmadan hak edilmemiş
yararlar görebileceğimiz ifadesi de aynı derecede doğru olur.

Bu yüzden karmanın bu kolektif işleyişi, her iki şekilde de kesen iki kenarlı bir kılıca
benzer: Bir tarafı acı verici, diğeri ise zevkli. Ezoterik görüş bu doktrinin popüler
biçimine yeni bir yüz getirirken genel olarak arka planda tutulmuşsa, bunun tek nedeni,
insanların ortak anlamda mutluluk ve sağlık içinde yaşamaktan çok, kendi kişisel mutluluk ve sağlık içinde yaşamalarıyla daha çok ilgilenmeleridir…

Başkalarıyla ortak yaşarız, ortak günah işleriz ve bunun bedelini ortaklaşa ödemek
zorundayız. Bu son sözdür, belki de arkadaşlarını geride bırakmış olanları yıldırmak, ama
geride kalmış olanları cesaretlendirmek. Bu daha geniş bakış açısına göre karma, bizim bir
bütün olarak toplumla acı çekmemizi ve toplumla sevinmemizi sağlar.

Bu nedenle, kendi mutluluk ve sağlık içinde yaşamamızı, toplumsal anlamda mutluluk ve
sağlıktan ayıramayız. İçsel yalıtımdan kurtulmak ve çıkarlarımızı Tümel Yaşam’ınkilere
katmak zorundayız. Sınıflar, uluslar ve ırklar arasında kine gerek yoktur, büyük ya da küçük olsun, farklı gruplar arasında nefret ve çatışmaya gerek yoktur.

Bunların tümü, eninde sonunda karşılıklı olarak birbirine bağlıdır. Ayrılıkları, bireylerin
ayrılığı kadar büyük bir yanılsamadır, ama bu gerçeği yalnızca felsefe ve tarih kanıtlar.

Bugün hepimizin kendini içinde bulduğu durum, karşılıklı çıkarlarımızdaki bu zorlu
mücadeleyi gerektiren gerçekliğin kabul edilmesini gerektirir.

e-felsefe.com

Yaziyi gonderen in: Felsefe grubu,GENEL KÜLTÜR |
Tem
30
2007
0

Bugün 30 Temmuz. Tarihte Bugün Ne Mi Oldu?

Tarihte Bugün (30 Temmuz)

1811. Meksika’da Rahip Hidalgo kurşuna dizildi. Hidalgo bir yıl önce Meksika’da bağımsızlık hareketini başlatmıştı.

1908. İstanbul Cibali Tütün Fabrikası işçileri greve çıktı.

1929. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e suikast girişimi iddiasıyla yargılanan Kadriye Hanım ve arkadaşları beraat ettiler.

1940. Yozgat’ta deprem: 12 köy yıkıldı, 300 ölü, 360 yaralı.

1945 Trakya’da Almanlar adına casusluk yaptıkları iddiasıyla yargılanan 15 kişi ölüm cezasına mahkum edildi.

1946. Kazım Orbay genelkurmay başkanlığından istifa etti, yerine Salih Omurtak atandı.

1947. Demokrat Parti Kütahya Milletvekili Adnan Menderes’in Meclis’te yaptığı konuşmayı yayımlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir, Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandılar.

1953. Demiryolları devlet işletmesi haline getirildi.

1956. Ordu, Giresun ve Trabzon’da Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi toplantı yapmalarına izin verilmedi.

1966. Amerika Birleşik Devletleri uçakları Kuzey ve Güney Vietnam arasındaki askerden arındırılmış bölgeyi bombaladı. Aynı gün İngiltere Almanya’yı 4-2 yenerek Dünya Futbol Şampiyonu oldu.

1973. Üniversiteye giriş sınavı sorular satıldığı için iptal edildi.

1975. Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hissesini denetleme yetkisinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olduğu karara bağlandı.

1977. Türkiye Basketbol Genç Milli Takımı Avrupa şampiyonu oldu.

1978. Balıkesir Cezaevi’nde solcu koğuşunu basan ülkücüler 2 kişiyi öldürdüler. Aynı gün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Yaşar Okuyan “İktidar iş başında kalmakta inat ettiği sürece daha çok kan dökülecektir” dedi.

1981. Mamak Askeri Cezaevi’nde açlık grevi yapanlardan 16′sı hastaneye kaldırıldı.

1987. Mekke’de Hac sırasında İranlılar Amerika Birleşik Devletleri aleyhine gösteri yaptı. Suudi polisi ateş açtı ; çok sayıda İranlı ve Suudi öldü.

1988. Fethiye ve Gökova körfezleriyle Dalyan kıyıları özel çevre ve koruma bölgesi ilan edildi. Bölgedeki inşaatlar durduruldu.

1992. İstanbul, Ankara, Adana büyük şehir ve ilçe belediyeleri ile Trabzon Belediyesi’nde çalışan yaklaşık 43 bin işçi greve başladı.

Aynı gün, Barcelona’da düzenlenen 25. Olimpiyat Oyunları’nda 62 kiloda güreşçi Akif Pirim altın madalya kazandı.

1993. Merkez Bankası Başkanı Rüşdü Saraçoğlu,”Bir şey yapamaz hale getirildim” diyerek görevinden istifa etti.

1995. Çeçenistan ile Rusya arasındaki savaşa son veren bir dizi anlaşma Grozni’de imzalandı.

1998. Üniversite sınavlarının tek basamaklı olması Yüksek Öğretim Kurulu, YÖK Genel Kurulu’nda onaylandı.

Bugün Doğanlar:

1818. Emily (Jane) Brontë. Yazdığı tek roman “Uğultulu Tepeler”le dünya çapında ün kazanan İngiliz şair ve romancı.Bronte’nın eseri pek çok dile bu arada Türkçe’ye de çevrildi.

1863. Amerikalı otomobil sanayicisi Henry Ford.

Bugün ölenler:

1784. Ansiklopedi yazarı Denis Diderot.

1898. Almanya’yı birleştiren “kan ve demir” politkasıyla ünlü Almanya başbakanı Otto von Bismarck.

2000. Yazar, çevirmen Zeyyat Selimoğlu. Sanatçı “Direğin Tepesinde Bir Adam” adlı hikaye kitabıyla 1969 Sait Faik Hikaye Armağanı’nı, “Koca Denizde İki Nokta” adlı kitabıyla 1973 Türk Dil Kurumu Hikaye Ödülü’nü, “Derin Dondurucu İçin Öykü” adlı eseriyle 1995 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı.

bianet.org

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,Tarihte Bugün |
Tem
30
2007
0

“Dövme” Nedir? Nasıl Yapılır?

Dövme Nedir?

Dövme Türk Dil Kurumumuzda “Vücut derisi üzerine iğne vb. sivri bir araçla çizilmek ve içine renk veren maddeler konulmak yoluyla yapılan yazı veya resim.” olarak açıklanmıştır. Sözlükte dövme bu şekilde geçer fakat yeterli değildir.

Bizlere göre Dövme, vücuda uyumlu boya maddelerinin bu iş için üretilen cerrahi metal cihazlarla insan vücudu üzerine işlenen motif yada desendir.

Dövme, kimi zaman bir harf, bir isim ya da bir sembol olarak karşımıza çıkar. İnsanların dövme yapma amacı belki duygularını dışa vurum belkide süs ya da gösteriş amaçlıdır. Ama dövmenin çok eski zamanlardan beri insanoğlunun kendini ifade etme sanatı ya da yöntemi olduğu kesin.

Dövme makinesi ve bütün parçaları paslanmaz cerrahi çelik olmak zorundadır. İğneler de aynı metaldan üretilmeli ve tek kullanımlık olmalıdır. Dövme yaparken kullanılan pota ve eldivenlerde tek kullanımlıktır. Gerçek dövme boyaları Dünya Sağlık Örgütünden (WHO) onaylı ve vücuda uyumluluğu test edilmiş ve onaylanmış boyalardır.

Günümüzde yapılan kazı vb. çalışmalarda çok eski zamanlara ait insanların toprak altındaki kalıntılarında, vücutlarında dövme olduğu ortaya çıkmıştır çoğu kez. Örneğin: Mısır mumyalarında çoğu kez dövmeye rastlandığı belirtilmektedir. O dönemde insanlar dövmeyi bir statü sembolü olarak kullanmalarının yanı sıra, dövmenin onları kötü ruhlardan, hastalıklardan, büyülerden koruduğuna inanırlarmış. Günümüzde ise simgesellikten öte vücut estetiği olarak görülmektedir dövme.

Avrupa dilleri, dövme karşılığı olan tattoo sözcüğünü Tahiti dilindeki tautau’dan almıştır. Dövme 20. yüzyılın başlarından sonra, özellikle denizciler arasında yaygınlık kazandı. Romantik duyguları, yurtseverliği ya da dindarlığı belirtmek amacıyla dövme yaygın olarak kullanıldı…
DÖVMENİN YAPILIŞI

Dövme, deri tarafından tümüyle yok edilemeyen bir boyanın bir teknikle alt deri yüzeyine kadar işlemesiyle oluşur. Alt deriye ulaşmak için kullanılan makine sivri ucuyla vücuda küçük delikler ve yarıklar oluşturur. Açılan bu delik ve yarıklara makine ile boya maddesi enjekte edilir.

Dövme yapılırken genellikle kullanılan boya maddesi istir. İsle birlikte çivit, antimuan tozu, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çeşitli bitki özleri, safran ve kına da kullanılır. Bu malzemelere göre deride beliren izler kırmızıya yakın bir tonda olabilir.
Dövme yapılırken yapılan kişiye, işlemin yapıldığı sırada acı verir. Bu acıyı az ya da çok diye tarif etmek doğru olmaz. Çünkü her insanın acı eşiğinin farklıdır. Dövme yapıldıktan sonra bakımı vs.. için yapılan mevsim çok önemlidir. Dövme için en uygun mevsim ilkbahar sayılabilir.
Dövmenin yapılış süresi kullanılan iğnelerin sayısına ya da yapılan dövmenin boyutuna göre değişir. İğne vuruşlarının yapıldığı yerden çok az miktar kan çıkar ve boya deri altına geçer. İğne vuruşlarına bağlı olarak dövme yapılan bölgede kızarıklıklar ya da şişlikler görülebilir. Bu şişlikleri takiben o bölgede yaralar ya da kabuklanmalar oluşur, bu kabuklanmaların iyileşmesiyle dövme ortaya çıkar.

Dövme yapmada isin yanı sıra kül, çivit, antimuan tozu, kibrit tozu, güherçile, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çini mürekkebi, susam yağı, çeşitli bitki özleri, safran, hayvan ödü ve kına katkı maddesi olarak kullanılır… Anne sütü temel karışım sayılır… Bazı yöreler de ise ateşte kızdırılan iğne, koyun ve keçinin öd kısmından alınan suya batırılarak, yüzün ve vücudun muhtelif bölgelerine küçük küçük delinerek işlenir…

tattoofree.net

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR |
Tem
29
2007
0

Bugün 29 Temmuz. Tarihte Bugün Ne Mi Oldu?

Tarihte Bugün (29 Temmuz)

1950. Türk Barışseverler Cemiyeti’nin başkanı Behice Boran ve genel sekreteri Adnan Cemgil  tutuklandı. Türk Barışseverler Cemiyeti Kore’ye asker gönderilmesini protesto etmişti.

1953. Bina yapımını teşvik edecek ve kaçak yapılaşmayı önleyecek kanun Meclis’de kabul edildi.

1959. Vatan gazetesi sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman  , Pulliam davasından 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı.

1960. Havadis gazetesi sıkıyönetimce tahrikçi ve ayrılıkçı yayın iddiasıyla 10 gün süreyle kapatıldı.

1965. Türkiye, Dünya Daktilo Şampiyonası’nda  şampiyon oldu.

1975. Ankara’nın Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı Vedat Dalokay işçi maaşlarını ödeyemediğini ve hükümetin de yardım etmediğini açıkladı. Dalokay, hükümeti protesto için  üç günlük açlık grevine başladı.

1981. İngiltere’de Galler Prensi Charles,  Lady Diana ile evlendi.

1986. Türkiye Komünist Partisi davası sonuçlandı; 74 sanık 4 aydan 15 yıla kadar hapis cezaları aldı, 40 sanık beraat etti.

1988. Almanya’da bulunan Melike Demirağ ve Şanar Yurdatapan’ın “İstanbul’da Olmak” ve  “Anadolu” kasetlerinin Türkiye’de yayınlanması Bakanlar Kurulu’nca yasaklanmıştı. Danıştay’a açılan karşı dava  reddedildi.

1989. İran devlet başkanlığı seçimlerini  Haşimi Rafsancani kazandı.

1992. Eski Deniz Kuvvetleri komutanı, emekli Oramiral Kemal Kayacan silahlı saldırıda öldürüldü. Saldırıyı Devrimci-Sol örgütü üstlendi.

1999. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kez bir başkan görev başındayken ceza aldı. Başkan Bill Clinton yalan ifadeden 90 bin dolar ödemeye mahkum edildi.

Bug ün Doğanlar:

1883. İtalyan faşizminin kurucusu Benito Mussolini  doğdu.

Bugün Ölenler:

1951. Galatasay Spor Kulübü kurucularından Ali Sami Yen.

1960. Eski başbakanlardan Hasan Saka.

1979. Alman asıllı Amerikalı felsefeci Herbert Marcuse.

bianet.org 

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,Tarihte Bugün |
Tem
28
2007
0

Bugün 28 Temmuz. Tarihte Bugün Ne Mi Oldu?

Tarihte Bugün (28 Temmuz)

1794. Fransız devrimci lider Maximillien Robespiere idam edildi.

1914. I. Dünya Savaşı başladı.

1929. 48 ülke, savaş esirlerine ilişkin Cenevre Konvansiyonu imzalandı.

1950. Türk Barışseverler Cemiyeti’nin Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesini protesto amacıyla bildiri dağıtmasına izin verilmedi, bildiriler toplatıldı.

1962. Adapazarı’nda 8 bin esnaf belediyeyi protesto etti.

1963. Kar nedeniyle, 10 aydır kapalı Beytüşşebap yolu açıldı.

1965. Amerika, Vietnam’a 50 bin asker daha gönderdi.

1969. Samsun Cezaevi’nde 800′e yakın mahkum ayaklandı. Jandarma ateş açtı: 1 ölü, 9 yaralı.

1976. Adana Ceyhan’da bir genci döverek öldüren iki polis tutuklandı.

1978. Tarım alanlarının topraksız ve az topraklı köylülere kiralanacağı açıklandı.

1979. Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yöneticileri silahlı çete kurma iddiasıyla tutuklandı.

1983. Cumhuriyet Başsavcılığı Türkiye Huzur Partisi ve Fazilet Partisi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

1991. Erdal İnönü, yeniden Sosyal Demokrat Halkçı Parti, SHP genel başkan seçildi.

1992. Barcelona’da düzenlenen 25. Olimpiyat Oyunları’nda halterci Naim Süleymanoğlu 60 kiloda altın madalya kazandı.

1996. yılında bugün Emperyal gazinolarının sahibi Ömer Lütfü Topal öldürüldü.

Aynı gün Muğla, Aydın ve Antalya’da çıkan yangınlarda 1300 hektar yeşil alan yandı.

1997. Gözaltında öldürülen gazeteci Metin Göktepe davası sanığı 6 polis teslim oldu.

2000: İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı yeni “fuhuş tüzüğü tasarısı”na göre seks işçilerinin sigortalı çalıştırılması zorunlu hale getiriliyor.

Bugün Doğanlar:

1804. Feuerbach, Ludwig (Andreas) . Maddeci insani öğretisiyle Karl Marx ve çağdaşı filozoflar üzerinde bıraktığı derin etkiyle bilinen Alman filozof ve ahlakçı.

1887. Fransız sürrealist ressam Marcel Duchamp.

1902. Sir Karl Popper. Bilginin zihnin deneyimiyle geliştiği inancına dayanan antideterminist metafizik öğretinin savunucusu.Avusturya kökenli İngiliz filozof.

Bugün ölenler:

1741. İtalyan besteci Antonio Vivaldi.

1750. Alman besteci Johann Sebastian Bach.

1981. Kemençe virtüözü Ruşen Ferit Kam.

1989. Gazeteci, yazar Nimet Arzık.

1992. Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından Mebrure Alevol.

bianet.org

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,Tarihte Bugün |
Tem
27
2007
0

Paytak Yürüyüşlü Penguenler

Penguen, Spheniscidae familyasını oluşturan, uçamayan, dimdik durabilen, perde ayaklı deniz kuşları.

Güney Kutbu, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Amerika, Güney Afrika ve hatta Galapagos kıyılarında yaşarlar. Kuzey Kutbunda bulunmazlar. Büyüklük bakımından 30 – 105 cm. arasında değişik 17 kadar türü bilinmektedir. En irileri olan İmparator penguen 45 kg. ağırlığa ulaşır. Sıcak bölgelere doğru gidildikçe boyları küçülür. Denizlerdeki kabuklular, balık ve mürekkepbalıkları ile beslenirler. Tüyleri kuş tüylerine hiç benzemez. Sırtları siyah veya gri, karın kısımları beyaz ince pulsu tüylerle örtülüdür. Türler birbirinden, başlarındaki renkli tüyleriyle ayrılır. Kuyrukları kısa ve ayakları vücutlarının gerisinde olduğundan rahatlıkla dimdik ayakta durabilirler. Denizde, saatte 10 deniz mili hızla yüzebilirler. Hatta gerektiğinde bu hızlarını iki katına çıkarabilirler.

Kanatları uzun telek tüylerinden yoksun olup, kırılmadığı için uçmaya yaramaz. Buna karşılık yüzerken çok kuvvetli yüzgeç vazifesi görür. Penguenler, buz üzerinde sıçrar ve çok iyi kayarlar. Göğüslerinin üzerinde yatarak yüzgeç kanatlarının yardımıyla kızak gibi kayarak, karada birkaç yüz kilometre içeriye kadar girebilirler. Yalnız üreme mevsimlerinde yumurtlamak için karaya çıkarlar. Vücutlarını örten sık tüyler ve deri altlarındaki kalın yağ tabakaları ile Antarktika ‘nın sıfırın altındaki dondurucu soğuklarından korunurlar. Vücut ısılarını ayarlayan otomatik bir mekanizmaya sahiptirler. Gerektiğinde kan damarlarıyla deriye giden kanı azaltarak, yükselterek ve tüylerini dikleştirerek vücut sıcaklıklarını kontrol ederler.

Güney Kutbu penguenleri 40°C’lik vücut ısılarıyle -40°C’lik Antarktika soğuğuna uyum sağlarlar. Vücutlarındaki tüy, yağ ve besinlerden elde ettikleri enerji ve kontrol mekanizmalarıyla 80°C’lik ısı farkına dayanırlar.

Antarktika ‘nın kral penguenleri günde ortalama 140 defa suya dalarlar. Bunun ancak yüzde onunda av yakalayabilirler. Tüy dipleri deriye yakın kısımda ısıya karşı yalıtkan bir iç tabaka meydana getirerek vücudu soğuktan emniyetle korur.

Bazı türler, kuluçka dönemlerinde dört aya yakın bir zaman açlığa dayanırlar. Bu devrede ağırlıkları yarı yarıya düşer. Antarktika dışında yaşayanların, su akıntıları ve yüzen buzlarla Güney Kutbu ‘ndan geldikleri sanılmaktadır.

Üreme devrelerinde bir kısmı yanyana yuvalar kurarak yüzbinlerce bireyden hasıl olan kuluçka kolonileri meydana getirir. Yuva yapanlar 2 – 3 yumurta yumurtlar. İmparator (Aptenodytes forstei) ve kral penguen (Aptenodytes patagonica) ise yuva yapmaz, birer yumurta yumurtlar ve tek yumurtalarını ayakları üzerinde ve karınlarının altındaki gerçek kuluçka derisinin altında muhafaza ederek soğuktan korur. Yuva yapanların erkekleri, dişilerine çakıl taşları hediye ederek kur yapar. Dişi, karlar eridikçe bu taşlarla yuvasının seviyesini yükseltir. Erkek ve dişi sırayla kuluçkaya yatar. Kuluçka devresinde bir şey yemezler. Yavrular anne ve babaları tarafından birlikte bakılır ve ısıtılır.

Penguenler insandan kaçmadıkları için, yağlarından istifade etmek isteyenler tarafından çok miktarda avlanarak tüketiliyor. Çıkarılan kanunlarla nesilleri korunmaya çalışılıyor. Dünyanın birçok hayvanat bahçesine de uyum sağladıkları görülmüştür.

tr.wikipedia.org

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,HAYVANLAR ALEMİ |
Tem
27
2007
0

Ağırbaşlı Kaplumbağalar

Kaplumbağalar;yaşadıkları ortama göre”Kara,Tatlısu,Deniz Kaplumbagaları” olmak üzere üç ana gruba ayrılır…- Morfolojileri -
Kaplumbağaların çenelerinde diş yoktur,dillerini dışarı çıkaramazlar.Gözler parlak ve göz kapakları gelişmiştir. Kulak kepçeleri bulunmamaktadır.Kara kaplumbağalarının ayaklarında beş parmak bulunmaktadır.Tatlısu kaplumbağalarında parmaklar arasında yarım perde bulunmaktadır,kabukları biraz daha küçülmüş ve uzamış,yüzmeye uygun bir hal almıştır.Deniz kaplumbağalarında ise ayaklarda yüzmek için palet benzeri yapılar oluşmuştur,kabukları ise kayık gibidir.

- Fizyolojileri -
Kaplumbağalar ortalama 60 yıl yaşamaktadırlar.Testusdo radiata 189 yıl yaşamaktadır.Küçük kaplumbağalarda cinsiyet ayrımı yapılamaz.genel olarak erkeklerle dişileri ayıran en önemli özellikler; Erkeklerde kuyruk dişilere oranla daha uzun ve kalındır.Karın altı kabuğu erkeklerde daha kuvvetli ve içe doğru çöküktür.Erkeklerde ön bacak tırnaklarından bir tanesi dişiyi çiftleşme anında kavrayabilmek için daha uzundur.Hayvanat bahçesi gibi yerlerde erken dönemlerde cinsiyet tayini,kandaki Östrojen ve Testesteron hormonları seviyelerine bakılarak yapılır.Avrupa kaplumbağalarında puberte(cinsel olgunluk)10-12 yaşlarında başlar.
Yumurtayla üreyen bu hayvanların yumurta şekil ve sayıları,yumurtadan yavrunun çıkma süreleri değişikliler göstermektedir.Yumurtadan yavru çıkma süreleri 2-3 ay sürmektedir.Çiftleşme zamanları tropik ve subtropik iklim koşullarına göre değişiklik göstermektedir.Ayrıca dış ortam koşullarıda bu olayı etkilemektedir.Genelde kaplumbagalar nisan ayının başından,mayıs ayının sonuna kadar çiftleşirler.Bu dönemde günlerin uzun olması ve güneş ışığının fazlalığı önemli rol oynamaktadır.Ultraviyole ışığın kaplumbağaların yaşamında önemli bir rolü vardır.Dişiler çiftleştikten sonra spermi 4 yıl gibi bir süre saklayabilirler.
Kaplumbağaların yaşamında ısınında çok önemli etkileri vardır.Poikilotermik(vücut ısıları çevre sıcaklığı ile değişir) hayvanlardır. Vücut sıcaklıkları çevre sıcaklığının 0.1-0.2 derece altındadır. Kaplumbağaların sindirim enzimlerinin aktiviteleri 20-22 derecenin altında azalmaktadır.Sindirim işlemi yüksek ısıda hızlanmaktadır.
Solunum sırasında akciğerlere hava alınması,omuz kaslarının gerilmesi ile göğüs içi hacim genişler daha sonra iç organların basıncı ile hava dışarı atılır.Kaplumbağaların yürümedikleri zaman omuz ve ayaklarının oynaması soluk alma işlemi ile ilgilidir.Su kaplumbağalarının diğer organlarıda (deri gibi) bir ölçüde solunuma katılır.
Kaplumbağaların koku alma organları iyi gelişmiştir.Dişilerin ve yiyeceklerin kokusunu iyi alırlar.Görme iyi gelişmiştir,gözleri çok keskindir,uzaktaki gıdalari iyi görürler,özellikle sari rengi iyi algılarlar.Sarı renkli kaplan dişi çiçeğini çok severler.İsitme pek gelişmemiştir,zaman zaman zor işitirler,kulak kepçeleri yoktur deri kulaklarını örter,kulak zarı derinin hemen altındadır.

- Kış uykusu -
Kaplumbağaların Ekim ayından itibaren havaların soğuması ve yiyeceklerin azalması nedeniyle aktivitelerinin azaldığı görülmektedir.Doğanın bu değisiminden kendini koruyabilmek için,bütün metabolik faaliyetlerini en aza indiren kaplumbagalar uyku haline gecerler.Kalp atışlarında ve solunumlarında yavaşlama olur.Normal doğa koşullarında kaplumbağalar Ekim-Mart aylarında kış uykusuna yatarlar.Çin tatlısu kaplumbağaları gibi bazı türlerin kış uykusuna yatmadıklarıda görülebilir.Tatlısu kaplumbagaları ev ortamında doğadan uzaklaştıklarından dolayı bazı dengesizlikler göstermektedir.Bunun nedeni ev ortamının ideal ısıya sahip olmaması ve ultraviyole ışıktan yoksun olmasıdır.
Kaplumbağalar akvaryumlarının köşelerine girmeye çalışırlar ve mevsimde bize kış uykusu zamanının geldiğini hatırlatırlar.Bu durumda aşağıdaki koşullar dikkate alınmalıdır;
1.Kaplumbağanın bağırsaklarını boşaltmaya gerek yoktur,yavaş yavaş yemleri azaltılır
2.Filtre ve havalandırmann çalışır olması gerekir
3.Mevsim ve hareket azlığında kaplumbağanın özel kış uykusu akvaryumuna alınması idealdir.Bu akvaryumlar 4-12 derece su sıcaklığına sahip olmalıdır,su sıcaklığının 12 derecenin üstüne ckmamasına dikkat edilmelidir.
Kara kaplumbağaları da bunlara benzer davranışlar gösterdiğinden,bu hayvanlarıda içerisi yaprak ve torf ile dolu kutulara alıp evin karanlık bir yerinde 0-10 derecelik bir ısıda tutmak gerekir.
Bu gibi doğayı iyi taklit edemediğimiz taktirde,fizyolojik dengelerini bozarak hayvanların ölümüne sebep olabiliriz. Kaplumbağaların kış uykusuna yattığını bilmeyen birçok insan,onların öldüğünü sanarak topraga gömmektedirler,bilgi eksikliğine bağlı olarak istemeyerek onların ölümüne sebep olmaktadırlar.
Kış uykusundan uyandırma: Dört ayı asan bir süre su içinde uyuyan kaplumbağalar, 22 derecelik oda ısısına alınırlar.Isı ve ışık sabit tutularak,bir haftalik bir süre sonunda kaplumbağaların kış uykusundan çıkmaları sağlanır.Kış uykusundan önce ve sonra hayvanı tartmakta yarar vardır.uykudan çıktıktan sonra beslenme buna göre düzenlenir.Bazı kaplumbağaların kabızlık sorunu olabilir,bu durumda bağırsak içeriğini yumuşatmak için hayvanları 30 derecelik su banyosunda tutmak yararlı olabilir.

- Bakım -
Genellikle kara kaplumbağaları tarlalarda,toprağın yumuşak olduğu yerlerde,böğürtlenlerin diplerinde,üzüm bağlarında yaşarlar.Su kaplumbagaları ise tatlı su gölleri,dereler ve onların kıyılarında yaşamaktadırlar.Deniz kaplumbağaları da sıcak denizlerde yaşamaktadırlar.Bu hayvanlar yumurtlama ve çiftleşme zamanı yer değiştirmektedirler.Caretta caretta’ların yumurtlamak için Akdeniz kıyılarına gelmeleri hepimizin bildiği bir örnektir.
Evlerde bakım: Yaşadığı ortamdan uzaklaştırılan hayvanların sağlıklı olmaları,evdeki bakım yerlerinin doğaya çok benzer olmalarına bağlıdır.Genelde tatlısu kaplumbağaları bir cam kap veya akvaryumlada bakılmaktadir. Bu ortamlar yetersizdir. Suların çabuk kirlenmesi gibi etkilerden dolayı hayvanların sağlıkları bozulmaktadır.İdeal bir akvaryum ısıtmalı,hava ve su temizleme filtreli,ultraviyole lambalı ve ayrıca aydınlatma lambası olacak şekilde hazırlanmalıdır.
Kara kaplumbağaları içinde terarium olarak isimlendirilen yerlerde bakılmalıdır.

- Beslenmeleri -
Genel olarak kaplumbağalar etçil ve otçul olarak beslenmeye uygun sindirim sistemine sahip hayvanlardır.Doğada böcek,solucan,üzüm,karpuz,domates,kıvırcık ve sarı çiçekli bitkileri yiyerek beslenirler.Deniz kaplumbağaları ise denizdeki hayvansal ve bitkisel gıdaları alırlar.
Evde beslenen hayvanlara ise hazır yemler verilmektedir.İdeal bir rasyon (diyet) ise şöyledir;
% 77 Meyve ve sebze
% 20 Kıyılmış et
% 2 Vitamin ( Multi vitamin )
% 1 Kalsiyum Laktat

Yiyecek Tablosu

Kara kaplumbagası
Bataklık kaplumbagası
Tatlısu kaplumbagası

Bitkisel
Çayır,yabani ot, yonca,muz,kıvırcık
Kıvırcık,salata,bezelye,lahana
Kıvırcık,salata,bezelye,lahana

Hayvansal
Küçük çekirge,böcek,yağsız sığır eti
Kedi maması,yağsız sığır eti, su böcekleri
Kedi maması,yağsız sığır eti, su böcekleri

Ilave
Multi vitamin,Bıçak ucu kadar multi vitamin ve iz elementler
Aynısı
Aynısı

- Hastalıklar -
Kaplumbagaların genel durumları

Dış bakı ( inspeksiyon )
Sağlıklı kaplumbağa
Hasta kaplumbağa

Gözler
Parlak ve temiz
Bulanık,yapışkan veya çukurlaşmış,göz kapakları şiş ve kapalı

Deri
Canlı,yarasız
Kuru,yaralı,kalınlaşmış,özellikle baş çevresinde kalınlaşma,pullaşma

Kabuk
Sağlam,sert,çizgileri düzenli
Yumuşak,şekilsiz,yaralanma,pullanma,kalınlaşma

Arka kısım,kuyruk,kloaka
Temiz
Gaita ile bulaşık,Kloaka dışarı çıkmış ve şiş

- Çevremizde çok bilinen kaplumbaga çesitleri -
Kara kaplumbagaları:

Yunan kara kaplumbagaları: 20 cm büyüklüğünde,18-26 derece,bitkisel beslenme

Kuzey Afrika kara kaplumbagası: 30 cm büyüklüğünde,18-26 derece,bitkisel beslenme

Tatlısu kaplumbağaları

Rotwangen: 25 cm büyüklüğünde,akvaryum suyu 26-28 derece,Ağustos ve Ekim aylarında günde 2-3 saat güneş ışığı, gençleri etçil,yaşlıları otçul beslenir

Çin kaplumbagası: 17 cm büyüklüğünde,akvaryum suyu 27 derece.Deniz hayvanları,balık eti,karides,su böcekleri ile beslenrler.Kış uykusuna yatmazlar.

Deniz kaplumbagaları

Caretta caretta: Ön ayakları palet şeklini almıştır,ayakların dış tarafında iki tırnak bulunmaktadır.Ön ayaklar arka ayaklardan daha büyüktür.Kabukların arkası kalp şeklindedir,kabuk açık renkli sırt kırmızı ve kahverengidir.Büyüklükleri 1 m ‘ dir. 40-150 kg ağırlığında olabilirler.
Caretta mydas: Ön ayaklarında bir tırnak bulunur.Kabukları daha koyu kahverengidir. Yaklaşık 1.40 m ‘dirler. 30-100 kg ağırlıktadırlar.

- Yaş tayini ve genel bakımları -
Kesin bilgiler olmamasına rağmen 3 yaşında bir kaplumbağa el ayasının 1/4 ‘ü kadardır.Her 3 yılda 1/4 el ayası büyüklüğünde gelişme gösterir.Kabuğun arka plaklarındaki izlerden yaklaşık yaş tayini yapılabilir.
Eger sağlıklı bir kaplumbaganız olmasını istiyorsanız periyodik olarak Veteriner Hekime göstermek gerekir.Hayvanı zaman zaman tartmak,tek yönlü beslememek ve arasıra vücudunu vazelinlemek gerekir.

veterinerx.com

Yaziyi gonderen in: GENEL KÜLTÜR,HAYVANLAR ALEMİ |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel