Mar
22
2008
0

Torres kimdir?

Çocuksu suratından dolayı kendisine ‘El Nino’ yani ‘Çocuk’ lakabı takılan Fernando Jose Torres Sanz 20 Mart 1984 yılında, İspanya’nın genellikle Real Madridlilerin yaşadığı bölge olarak bilinen Fuenlabrada’da doğar. Herkesin aksine, küçüklüğünden beri kırmızı-beyaz formaya ilgi duyan Fernando, ileride bir gün hayallerini süsleyen takımın en önemli yıldızı olacağından habersizdir…

Fernando Torres 1994 yılında, 10 yaşındayken Rayo takımı’nda bir sezonda 55 gol atarak tüm dikkatleri üzerine çeker. Atletico Madrid tarafından denemeye alınan genç oyuncu, Madrid ekibinde etkileyici bir izlenim yaratır ve 1995 yılında Atletico’nun futbolcusu olur. Birkaç sezon burada gösterdiği başarılı performanstan sonra 1998 yılında ilk önemli kupasını kazanır. Real Madrid, Barcelona, Milan, Manchester United ve Juventus gibi takımların U-14 takımlarının da mücadele ettiği Nike Avrupa Kupası’nda Atletico Madrid, Fernando Torres’in önderliğinde bu kupayı kazanır ve Torres o yaş grubunda Avrupa’nın en iyi oyuncusu ödülüne aday gösterilir. Bu başarılar onun, 1999 yılında Atletico Madrid’le ilk sözleşmesini yapmasını sağlar. Fernando Torres artık küçükken hayalini kurduğu takımın resmi futbolcusudur. Ancak bu mutluluk fazla uzun sürmez ve 2000 senesinde genç yıldızın ayağı kırılır. Bir süre sahalarda uzak kalmak zorunda kalan ‘El Nino’ (Çocuk) 2001’de sahalara fırtına gibi döner. Şubat ayında, İspanya U-16 takımı ile katıldığı Algavre Turnuvası’nda birinci olan Torres, Mayıs ayında da 2001 UEFA Avrupa 16 Yaş Altı Şampiyonası’nda boy gösterir ve final maçında tek golü atarak takımını şampiyon yapar. Turnuva boyuncu oynadığı 6 maçta attığı 7 golle en golcü isim olmasının yanında turnuvanın en iyi oyuncusu da seçilir. Genç oyuncunun artık ‘büyükler’ arenasında da boy gösterme zamanı gelmiştir…
2000-01 sezonunun sonunda Fernando Torres, Atletico Madrid ile ilk resmi maçına çıkar. 21 Mayıs 2001’de Vicente Calderon’da, Leganes ile oynanan maçta oyuna giren ‘El Nino’ gol atmayı başaramaz. Bir sonraki hafta deplasmanda oynanan Albacete maçında ilk golünü atan Torres artık gerçek bir Atletico’lu olmuştur. Atletico Madrid 2001-02 yılında tekrar La Liga’ya yükselir. Torres artık 17 yaşına gelmiştir ve takımı ondan patlama beklemektedir. Fakat o, beklenen patlamayı gerçekleştiremez ve 36 maçta sadece 6 gol atabilir. Aynı yılın Kasım ayında ‘El Nino’ İspanya’yı FIFA U-17 Dünya Şampiyonası’nda temsil eder. Genç futbolcu 3 maçta 1 gol atar ancak İspanya gruptan çıkmayı başaramaz. 2002’nin Temmuz ayında ise Fernando, UEFA U-19 Avrupa Şampiyonası’nda final oynar ve kupayı kaldırır. Bir kez daha finaldeki tek golü kaydeden genç oyuncu, 4 maçta attığı 4 golle en golcü isim olur ve turnuvanın en iyi oyuncusu ödülüne layık görülür. Bir sezon aradan sonra ikinci ligde düşen Atletico Madrid, o sezon ligi 12. sırada bitirir. Fernando Torres, 1. ligde gösterdiği performansı burada sergileyemez ve sadece 13 gol atabilir. Genç yıldız, o yıl aynı zamanda İspanya U-21 takımına da seçilir.
En genç kaptan
2003-04’te Torres artık parlamaya başlamıştır ve 1. ligde çıktığı 35 karşılaşmada 19 gole imza atar. Fernando aynı zamanda 19 yaşında Atletico Madrid’in kaptanı olarak, kulüp tarihinde kaptan olan en genç oyuncu unvanını kazanır. Ancak onun bu performansı Madrid ekibini UEFA Kupası’na sokmaya yetmez. Tıpkı 2006-07 sezonunda olduğu gibi yarışa son hafta havlu atan Atletico, gol averajıyla Sevilla’nın gerisinde kalır ve ligi 7. tamamlar. Bu 7.’lik onları Intertoto Kupası’na sokar ve Torres ilk kez Avrupa arenasında boy göstermiş olur. Finale kadar yükselen Madrid ekibi, penaltı atışları sonucunda Villarreal’e elenerek kupaya veda etmek zorunda kalır.
Eylül ayında İspanya Milli Takımı’na seçilen Torres, 6 Eylül’de Portekiz’le yapılan maçta ilk kez forma giyer. Genç yıldızın, milli takım adına ilk golü 28 Nisan 2004’te İtalya’ya karşı gelir. Sezon sonunda EURO 2004 için İspanya Milli Takım kadrosuna çağırılır. İlk iki grup maçında son dakikalarda oyuna giren Torres, grubunda son maçında Portekiz’le oynanan kader maçında ilk 11’de forma şansı bulur ancak 62. dakikada topu direğe nişanlayınca İspanya sahadan 1-0’lık yenilgiyle ayrılır ve İspanya kupaya veda eder. Geçtiğimiz yıl yapılan 2006 Dünya Kupası’nda, Almanya’da ilk kez mücadele eden Torres, turnuvanın açılış maçında Ukrayna’yı 4-0 yendikleri maçta son gole imza koyar. Grubun 2. maçında Tunus ile karşılaşan İspanya maçı Fernando Torres’in attığı 2 golle, 2-1 kazanır eve bugünlere kadar gelir.
Son olarak altın çocuğun İngiltere’de başarılı olup olamayacağını değerlendirelim. Öncelikle İngiliz futbolunun karakteristik özellikleri, Fernando Torres’in özelliklerine birebir uyuyor. ‘El Nino’nun sürati ve kafa vuruşlarındaki ustalığı onun belirgin özellikleri, ki bu iki özellik aynı zamanda İngiltere futbolunun da yıllardır süre gelen özelliklerinden… Buna ek olarak, ortasaha Steven Gerrard ve Xabi Alonso gibi kaliteli ve akıllı iki oyuncunun, Torres’e atacakları paslarla onu sürekli pozisyona sokacaklarına hiç şüphe yok. Robbie Fowler ve Michael Owen’dan sonra o bölgede bir türlü istediği oyuncuyu bulamayan Liverpool’da Fernando Torres’in gol yollarındaki sıkıntıya ilaç olup, KOP Tribününün sevgilisi olup olamayacağını zaman gösterecek.

Bu transfere bir de Atletico Madrid cephesinden bakacak olursak, tabi ki Liverpool kadar şanslı olmadıklarını söyleyebiliriz. Madrid ekibi maddi anlamda çok büyük bir gelir elde edecek olsa da, manevi açıdan Torres’in yerini doldurabilecek bir oyuncu bulabilir mi bu büyük bir soru işareti. Atletico Madrid ile özdeşleşmiş olan ve taraftarların adeta taptığı genç yıldızın yeri bence çok zor dolar. Fernando’yu bilmem ama Vicente Calderon Tribünleri onu çok ama çok özleyecektir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
22
2008
0

Lionel Messi kimdir?

Ariel Ortega, Marcello Gallardo, Javier Saviola gibi birçok ismi basın Maradona’nın veliahtı olarak atamıştı. Gelin görün ki hepsi yanıldılar. Müzeden çıkarılıp alınan efsane 10 numaralı formayı Maradona’dan sonra ilk kez giyme unvanına erişen Ariel Ortega kayboldu, Gallardo söndü, Saviola da bekleneni veremedi. Fakat yeni birisi çıktı ortaya. Ufak tefekti, çelimsizdi, çocuktu… Lionel Messi’den bahsediyorum. Basının değil bizzat Maradona’nın veliaht ilan ettiği kişiden. Klas hareketlerini izliyoruz, Nou Camp’da estirdiği rüzgardan nasibimizi alıyoruz. Fakat sanırım ders almamız gereken hikayesini ya bilmiyoruz ya da es geçiyoruz.

İşte Messi, işte dert, işte keder ve işte başarı…
Eğer onu Barcelona’nın Arjantin’den bulup çıkardığı ve İspanya’ya getirdiği biri sanıyorsanız, bir masal kahramanı gibi görüyorsanız maalesef yanılıyorsunuz.
Messi ailesi çok fakirdi ve biricik oğulları Lionel hastaydı. Tedavisi ve bakımı için uzman doktorlar gerekiyordu ve dolayısıyla da para. Bu parayı Arjantin’de kazanabilmek onlar için neredeyse imkansızdı. Tek yol İspanya’ya uzanıyordu.
Messi’nin hormonal sorunları vardı. Ergenlik döneminde diğer yaşıtlarının aksine gelişemiyordu, büyüyemiyordu. Ama bu hastalık onun futbol oynamasına engel teşkil etmiyordu. 5 yaşında futbola başladığı ilk kulüp olan Grandoli’de oynadığı futbol dilden dile yayılmıştı. Yeni bir yıldız doğuyordu.
Newells Old Boys onu kadrosuna katmakta gecikmedi. Her Arjantinli efsanenin olduğu gibi onun da yolunun River Plate veya Boca Juniors’tan geçmesi gerekiyordu. River onu buldu ve denemelere çıkardı. Ama vakit gelmişti. Bir an önce İspanya’ya gitmeli ve tedavi olmalıydı. Böyle bir zamanda futbolu arka plana itmesi gerekiyordu ve öyle de oldu.
Messi 13 yaşında İspanya’ya gitti. Tedavi olurken futbolu da ihmal etmedi. İspanya’da çeşitli alt yapılarda kendini geliştirdi, şansını denedi. Bu arada Katalan ekibi Barcelona’nın scoutları (yetenek avcıları) boş durmuyordu. Her zaman ilk önce Messi’nin ismi söylendi onlara. Ve beklenen gelişme oldu Messi Barça’ya geldi. Rezerv Lig’de boy gösterdi. Ancak Messi yetenekleri ile bu lige büyük geldi. Rijkaard’a onun A takıma alınması için rica edildi.
Hollandalı teknik adam önceleri bu düşünceye olumsuz baktı. Rijkaard’a göre onun daha zamana ihtiyacı vardı. 2 -3 hafta geçti ve 18 yaşındayken Barca’nın A takımına alındı. La Liga, Nou Camp onun için bir rüyaydı. Porto ile oynanan hazırlık karşılaşmasında oynayan Messi’ye bizler gibi İspanyollar da yabancıydı. Kimse bilmiyordu hünerlerini… Arjantinli ilk çıktığı Lig maçında oyuna yedek başlamış ve girer girmez topu ağlara göndermişti. Bu, onun efsane Barcelona tarihine adını yazdırmasına yetiyordu. Henüz 17 yaşından 10 ay 7 gün almıştı. Bunun yanında da bir unvan. Barcelona tarihinde gol atan en genç futbolcu…
Artık daha çok çalışması gerekiyor daha fazla özveride bulunması gerekiyordu. Uluslararası arenada da kendini tanıtabilmesi için U-20 yaş altı milli takımı onun için büyük bir şanstı. Yaptı gösterisini, ekranları başında izleyen bizleri şaşırttı, ağzımızı açık bıraktı. Şampiyonada hem gol kralı oldu hem de en değerli oyuncu seçildi.
Gerisini anlatmama gerek yok sanırım. Her hafta onu izliyoruz. Onun hayatında her şey yolunda. Tek bir düşüncesi kaldı o da sorumluluk. Maradona’nın veliahtı olmak, hem de bu sözü ondan duymak tabii ki Messi’de baskı oluşturabilir. O da olsun artık…

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
22
2008
0

Francesco Totti kimdir?

27 Eylül 1976’da İtalya’nın başkenti Roma’da doğan Francesco Totti, İtalya’nın en ünlü ve karizmatik futbolcularından biri. Her sene, sezon sonunda ya da devre arasında hakkında bir çok transfer haberi çıkan, çıkartılan Totti tam anlamıyla Roma’nın “Altın Çocuğu”, Roma’nın Gladyatörü! Zaman zaman futbolundan çok özel hayatıyla da İtalya’da manşetlere taşınan Totti hem ulusal takım hem de büyüyüp yetiştiği Roma’da lider bir karakter.

Arada sırada sinirine hakim olamayan Totti bir anda bir çok şeyi yakmayı başarsa da uzun süreli dostluklarını da korumayı başarıyor ve birinin kalbini kırdıysa, gönlünü almayı biliyor!

Serbest vuruşlardan kaydettiği goller, yaratıcılığı, hem forvette hem de orta sahada sergilediği futbol ile Totti, İtalya’nın Dünya’ya armağan ettiği en iyi futbolculardan biri.

Zaman zaman “Taçsız Kral” olarak adlandırılan ve Roma’da hak ettiği yerlere ulaşamadığı söylenen Totti bugüne kadar başkent devine olan bağlılığının bir an olsun sorgulanmasına izin vermedi!

Forvet hattında da kolaylıkla görev yapabilen Totti, tekniğini ve özelliklerini en iyi sergilediği yer olan forvet arkasında serbest oynamayı seven ve böyle de yapan bir futbolcu.

Totti modern futbolun en iyi temsilciler arasında gösterilen yakışıklı, kuvvetli, yaratıcı, bitirici, sert, kavgacı, dost canlısı bir İtalyan!

TOTTI’NİN ÇOCUKLUĞU
İtalya’nın başkenti Roma’nın San Giovanni bölgesinde doğan Totti, Enzo ve Fiorella Totti’nin çocuğu.. Ayağa ilk kalktığı günden beri futbol oynayan Totti 9 aylıkken meşin yuvarlakla tanıştı.. 1984’de Fortitudo ardından Smit Trastevere’de ve 1986 Lodigiani’de küçük takımlarda oynadı ve 1989’da da Roma’ya genç takımla ayağını bir daha ayrılmamak üzere bastı.

Çok ufak yaşta yeteneklerini göstermeye başlayan Totti, U18’de İtalya Milli Takımı’nın formasını giymeye başladı ve 1995 Temmuz’da EUFA U18 Avrupa Şampiyonası finalinde İspanya’ya 4-1 mağlup oldukları maçta ülkesinin tek golünü kaydetti !.. U21’de de Avrupa Şampiyonası finalinde yine İspanya ile karşılaşan Totti ve arkadaşları İtalyan futbolunun yeni yıldız adayı Totti’nin golüyle maçı 1-1 ile penaltılara taşıdı ve bu sefer İspanya’ya üstünlük kurarak kupaya uzandı!

AZZURI DÖNEMİ
Totti, İtalya Milli Takımı ile ilk maçını 2000 Avrupa Şampiyonası elemlerinde İsviçre’yi 10 Ekim 1998’de yendikleri mücadelede yaptı! Finallerde ilk 11’de oynayan ve Romanya ile Belçika maçlarında golünü atan Totti finalde ise Fransa’ya mağlup olduklarında kupaya ulaşamadı !.. Totti yenilen tarafın bir üyesi olmasına rağmen sergilediği performansla Fransa ile oynadıkları finalde “Maçın Adamı” seçildi.

Ayrıca Dünya bu turnuvada belki de kaydedilmiş en iyi penaltı golünü izledi !.. Hollanda ile yapılan yarı final maçında karşılaşma penaltılara kadar uzadı !.. İtalya ilk 2 atışı gole çevirirken Portakallar ilk iki atışı kaçırdı !.. İtalya’nın 3. penaltı atışında sıra Totti’ye geldi ve karizmatik futbolcu sakin bir şekilde topu koyduğu penaltı noktasında tamamı Hollandalı tribünlerin baskısı altında topu sağ köşeye ve çaresiz Van der Sar’ı da sol köşeye yolladı.

2002 Dünya Kupası’nda İtalya yine hayal kırıklığı yaşadı! 2. tur maçında Güney Kore’ye mağlup olan İtalya’da Totti bu sefer beklenen patlamayı yapamadı ve orta hakem Byron Moreno tarafından ikinci sarı kartı görerek oyundan atıldı.

2004 Avrupa Şampiyonası’nda ise Totti, medyanın negatif yüzünü gördü! Danimarka orta saha oyuncusu Christian Poulsen’e tüküren ve bu görüntü kameralar tarafından yakalanan Totti oldukça zor duruma düştü.. Paulsen’de maç boyunca Totti ile uğraşmıştı ancak cezayı alan İtalyan yarı finale kadar forması elinden alınarak cezalandırıldı. İtalya ise bir sonraki tura yükselemeyince Totti de bu turnuvada bir daha forma giymedi!

ROMA’NIN GURURU
Totti, Serie A’da başkent devi Roma formasıyla ilk maçına 28 Mart 1993’de Brescia’yı deplasmanda 2-0 yendikleri maçta çıktı. 1994 – 1995’de 21 maça çıkan Totti, 4 gol kaydetti ve devam eden sezonda da ilk 11’in değişmez bir parçası oldu. 2000’de “İtalya’da Yılın Futbolcusu” seçilen Totti, bir sonraki sene, 2000 – 2001’de, bu onura layık görülmesini sebebini sergilediği futbolla ortaya koydu ve Roma’nın 1983’den beri ilk kez Serie A’da şampiyon olmasını sağladı!

Totti’li Roma 2001 – 2002’de şampiyon olan Juventus’un ardından 2. oldu ama 2002 – 2003’de Totti rakip fileleri 14 golle sarsarak en çok gol kaydettiği sezonu yaşadı.

Bir sonraki sezon daha çok ofans oynayan Totti forvetin hemen arkasında üstlendiği rolü çok iyi benimsedi ve Roma’nın 2003 – 2004’ü 2. sırada tamamladığı yıl kaydettiği 20 golle kariyer rekorunu kırarak önemini bir kez daha kanıtladı.

2004 – 2005 sezonu ise Totti ve Roma için hayal kırıklıklarının senesi oldu. Neredeyse küme düşme tehlikesi yaşayan başkent devi Olimpiyat Stadı’nda taraftarını üzerken Totti sezonu 12 golle tamamladı.

KRAMPON GİYMEDİĞİ ZAMANLARDA
2002’den beri UNICEF’in iyi niyet elçisi olan Francesco Totti yayınladığı kitaplarla yardıma muhtaç çocuklara para yardımı topladı. Kişisel servetinden her yıl UNICEF’e yardım yapmaya devam eden Totti, Mart 2004’de “Siyah İnci” Pele tarafından da “Yaşayan En İyi 125 Futbolcu” arasında gösterildi.

En önemli özelliklerinden aşırtma şutlarında bir uzman olan Totti, İtalyanca’da “cucchiaio” denen bu teknikle bir çok jeneriklik gol kaydetti.

Bir çok zaman “Dumb Roman”, “Aptal Romalı” olarak da çağırılan Francesco Totti, bu konuya değindiği ve “Tutte le Barzellette su Totti (Raccolte Da Me)”, “Totti hakkındaki bütün şakalar (Tarafımdan toplandı)” adlı kitabında kendisi hakkında şakaların, esprilerin yer aldığı derlemeyi yayımladı ve gelirini çocuklara bağışladığı bu kitap aylarca “en çok satanlar listesinde” en üst sırada yer aldı ve kısa sürede 775.600 dolar para toplanarak bağışlandı.

Ulaşılması en zor futbol yıldızlarından biri olan Totti son kitabında hakkında yapılan ve söyledikleri ile herkesi kahkahalara boğan konuşmalarına da yer verdi:
Totti’nin bir röportajının başlangıcı,
Nome? [Adınız?]
Francesco.
Cognome? [Soyadınız?]
Totti.
Professione? [İşiniz?]
Calciatore. [Futbolcuyum.]
Sesso(sex)? [Cinsiyetiniz?]
Non tanto, ultimamente! [Eh, nihayetinde çok yok!]

Totti bu kitabı yayımlayıp bu satırlara da yer vererek ulaşılmazı zor bir adam olan kendisinden dışarıya çok güzel bir hayat dersi verdi: “Kendinizi çok ciddiye almayın ve diğerlerinin hakkınızda düşündüklerinden dolayı kendinizi yargılamayın”!

Real Madrid’e giderek Roma’dan ayrılan ancak Roma’ya gelirken büyük servete mal olan ve giderken çok az bir para kazandıran Roma’dan eski ve Milli Takım’dan arkadaşı Antonio Cassano’yu oldukça sert eleştiren Totti, eski dostuyla daha fazla arasının açık kalmasına dayanamadı ve 2006 Dünya Kupası öncesi yaptığı bir açıklamada “Cassano seçim yapılacak biri değildir, O bu kadroda yer alacaktır” diyerek aralarındaki buzları eritti ve arkadaşlarına karşı olan duygusal yönünü de gösterdi!

Cassano ise ayrılırken görüşmediği eski kaptanı hakkında Madrid’e ilk adım attığında yaptığı açıklamada “Totti, Dünya’da her takımın olduğu gibi Real Madrid’in de ihtiyacı olan bir yıldızdır” demişti.

TOTTI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ
Oynadığı takım için değeri tartışılmaz bir futbolcu olan Totti “Ermeglio, Il Bimbo d’oro”, yani “Küçük Altın Adam” olarak çağırılıyor.. Dünya’nın en yi forvetlerinden biri olan Totti, için söylenen en anlamlı sözlerden biri Giovanni Trapattoni’nin ağzından dökülmüştür: “Totti oynamak istiyorsa, heyecanlıysa Dünya üzerinde O’nu durdurabilecek birini tanımıyorum. İtalya Milli Takımı’nı sürükleyecek ve liderlik yapabilecek tek isim Totti’dir.” Trapattoni ayrıca İtalya Milli Takımı’ndan ayrıldıktan sonra da “Her futbolcunun içinde bir dahi vardır, ama sadece bir Van Gogh var ve sadece Totti var” diyerek yıldız futbolcusuna verdiği önemi bir kez daha bu sözlerle açıklamıştır.

Penaltı noktasından çok zor kaçıran, serbest vuruşlarda en iyi kalecileri titreten bu adam aynı zamanda Roma’da oynuyor olmasına rağmen Dünya’nın en çok kazanan futbolcularından biri! Sözleşmesini 31 Mayıs 2005’de 2010’a kadar uzatan Totti yıllık değeri 11.4 milyon Euro olan imzayla Roma’ya olan bağlılığını bir kez daha gösterdi ve Dünya’nın en pahalı 4. futbolcusu oldu. Totti’nin maliyetini O’nu hayal eden takımlar dahi bilmiyor, bunun sebebi ise Roma’nın Totti’yi hiçbir zaman satmayı düşünmediği için bir etiket yapıştırmamış olması, kesin olan bir şey varsa o da Totti’nin satılması durumunda dünya rekoru kıracağı. Bu arada Totti sponsorlarından da aldığı parayla birlikte yıllık 15 milyon euroluk bir gelirin sahibi.

Çok iyi bir futbolcu olduğu için mi?. Yoksa karizması yüzünden mi?. Belli değil ama Totti Çizme’nin en çok sevilen futbolcularının başında geliyor!

“Güzelliğin futbol sahasına indiği an, Totti’nin kramponlarını giydiği andır”, “Totti yeşil sahanın Roma imparatorudur” dedikleri Francesco Totti, 1960’da inşa edilen ve 82.887 taraftar kapasitesi olan Roma Olimpiyat Stadı’nın en çok dolduran isimdir.

ARTIK YÜZÜĞÜ VAR
10.000’lerce hayranın bir araya geldiği yüzlerce taraftar sitesi olan Francesco Totti, 19 Haziran 2005’de sevgilisi model ve televizyon spikeri Ilary Blasi ile evlendi. Ancak Romalı Totti bu şekilde evlenebilirdi. 2002’de dell’Ostiense, La Villette restoranında tanışan ikili 2005’de binlerce Totti taraftarının önünü doldurduğu Aracoeli’deki Santa Maria kilisesinde hayatlarını birleştirdi.

Televizyon kanalı SkyTG-24 Totti & Blasi düğününü canlı yayınlarken, Roma valisi, Belediye Başkanı, Totti’nin ilk öğretmeni, teknik direktörü, arkadaşları ile yapılan özel röportajlar yayınlandı. İtalya’da canlı yayınlanan düğün seremonisinde binlerce hayran kilisenin dışında mutlu çifti bir an olsun görebilmek için toplandı.

2004’de 107. golü atıp Enzo Dimostra’nın rekorunu geride bırakarak Roma tarihinin en golcü futbolcusu olan, rakibine tükürdüğü için ceza alan, Roma’yı yıllar sonra şampiyonluğa taşıyan, sakat olmasına rağmen Olimpiyat Stadı’ndaki Lazio derbilerini kaçırmayan, İtalya futbolunun lider futbolcularından biri olan Totti sadece güzel vuruşları ve golleriyle değil karizması ve karakteriyle de Dünya’nın önde gelen futbol yıldızlarından biri! Totti sadece futbolla iç içe değil, Giorgio Armani için defilelere çıkan yıldız futbolcu yeşil sahanın dışında tenis oynuyor ve motorsiklet kullanmayı çok seviyor!

Son olarak Davos’daki Dünya Ekonomik Forumu’na davetli olarak giden “Siyah İnci” Pele, 2006 Dünya Kupası sorulduğunda, Roma kaptanı hakkında da konuştu ve: “Brezilya Dünya Kupasını kazanır buna şüphem yok, ama kupaya Francesco Totti damgasını vurur.”

Dünya Kupası İtalya’nın oldu ve Totti de üzerine düşeni yaparken Siyah İnci’yi yanıltmadı!

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
22
2008
0

Huntelaar kimdir?

Dünya çapında santrfor yetiştirmeyi alışkanlık haline getiren Hollanda’nın, dünya piyasasına sunduğu son ürün… Avrupalı futbol severlerin yakından izlemek için can attığı Klaas Jun Huntelaar’ın kariyerine bir göz atalım…

GUUS HIDDINK İSTEMEDİ AMA…
Profesyonel futbol kariyerine yakın tarihte (2002-2003) PSV Eindhoven’de başlayan Huntelaar, Guus Hiddink’in raporu doğrultusunda takımdan ayrılmak zorunda kaldı. PSV kariyerine nokta koyan Huntelaar, önceden de PAF takımında oynadığı De Graafchap’a transfer oldu. Ancak burada da istediğini bulamayan Hollandalı futbolcu asıl patlamayı yapacağı Agoww Apeldon’a geçti ve burada kendini ispatlama fırsatını yakaladı. 2003-2004 sezonunda 35 maçta 26 gol atan Huntelaar, bütün dikkatleri üzerine çekti. Mesajı ilk alan Hollanda Ligi’nin köklü kulüplerinden Heerenven oldu.
Artık onun için futbol yeniden başlamıştı. Heerenven’de istediği ortamı bulan Huntelaar, burada iki sezonda oynadığı 46 maçta 34 gole imza atarak bir anda Hollanda futbolunun göz bebeği haline geldi. Göstermiş olduğu üstün performans ona Hollanda Ümit Milli takımının kapılarını açtı. Ümit Milli takımda sergilediği futbol ve Avrupa Ümitler Şampiyonası finalinde attığı iki golün takımına şampiyonluğu getirmesi çoğu kimse tarafından Huntelaar’ın önlenemez yükselişinin başlangıcı olarak gösterildi.

HEERENVEEN’DE COŞTU, AJAX’TA PATLADI
Heerenven’de başarılı geçen 1.5 sezonun ardından, alt yapıda yetiştirdiği oyuncularla tanınan ve dünya futboluna birçok önemli futbolcuyu kazandırmış Ajax’a transfer oldu. Bu transferde Ajax, katı transfer politikalarını yıkarak 9 milyon avro ile en pahalı dış transferi yaptı. Ayrıca bu transfer Hollanda futbolunun Mateja Kezman’dan sonra (11.3 milyon Euro) en pahalı transferi olarak tarihe geçti. Huntelaar gider gitmez Ajax’ta da etkisini gösterdi. Hollanda Kupası yarı finalinde uzatma dakikalarında Roda’ya röveşata ile attığı gol yılın en güzel golü olmasının yanında uzatmalar sonunda Ajax’ı finale taşıdı. Daha sonra final maçında PSV’ye karşı da iki gol atan Klaas Jan Huntelaar, Ajax’a 16. kupa zaferini kazandırdı.
Ajax’a 2005-2006 sezonun ara transfer döneminde gelen Klaas Jan Huntelear oynadığı 17 maçta 16 gol atarak Hereenven’de attığı gollerle birlikte toplam 33 gole ulaştı ve Holllanda ligi gol kralı oldu. Ayrıca Huntelaar 2005-2006 sezonunda attığı 33 golle Avrupa’nın en fazla gol atan oyuncusu oldu ancak ülke katsayısının düşük olması nedeniyle altın ayakkabı ödülünü alamadı. Bu belki de onun en büyük şansızlığıydı.

VAN BASTEN İLE YILDIZI BARIŞMADI
Gösterdiği üstün performansa rağmen Hollanda liginin gol kralı, Van Basten tarafından 2006 Dünya Kupası kadrosuna alınmadı. Marco Van Basten’in Klaas Jun Huntelaar’ı Dünya Kupası’na götürmemesi Hollanda basınında günlerce yer aldı ve “Marco kendisinden başka efsane futbolcu olmasını istemiyor” şeklinde yorumlandı. Ancak golcü futbolcunun 2008′de Avusturya ve İsviçre’nin ortaklaşa düzenleyeceği Avrupa Şampiyonası’nda Van Basten’in en büyük gol silahlarından biri olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Van Basten, Huntelaar’a “Kendini 21 Yaş Altı Şampiyonası’nda kanıtla ondan sonra seni takıma alayım” demişti. Hollanda, Dünya Kupası ilk maçlarında gol atamadı ancak Huntelaar, 21-Yaş Altı Şampiyonası’nın 4 golle en golcü ismi oldu. Yarı finalde Fransa’ya karşı mükemmel bir gol atmakla kalmadıi finalde Ukrayna’ya da 2 gol birden attı. Bu performanstan sonra Van Basten kendisini 16 Ağustos 2006′da İrlanda Cumhuriyeti ile oynanan hazırlık maçına çağırdı. Etkisini hemen gösteren Huntelaar, iki gol ve iki asist yaptı. Hollanda 4-0 kazandı.

GOL ATMAK ONDAN SORULUR
Yaz aylarını neredeyse tatil yapmadan yoğun bir tempoda geçiren Klaas Jun Huntelaar, 2006-2007 sezonuna da fırtına gibi başladı. Şampiyonlar Ligi ön eleme mücadelesinde Ajax, Danimarka temsilcisi Copenhang’ı deplasmanda Huntelaar’ın iki golüyle 2-1 yenmeyi başarsa da rövanş maçında Hollanda da 2-0 yenilerek Şampiyonlar Ligi yerine UEFA Kupası’nın yolunu tuttu. UEFA Kupası’nda 6 gol atarak Dev kulüplerin dikkatini çeken Huntelaar için ilk yarının sona ermesinin ardından transfer söylentileri de başladı. Sezonun ilk yarısında Ajax’ta iyi bir performans gösteren Huntelaar için Ajax’ın ilk kapısını çalan İngiliz devi Newcastle United oldu. Ancak Ajax ara transfer döneminde gelen bu transfer teklifine olumsuz yanıt verdi ve Huntelaar’ı kadrosunda tutmak istediğini açıkladı. UEFA Kupası 3.turunda Werder Bremen ile eşleşen Ajax, Alman temsilcisine de elenmekten kurtulamadı. Bu eşleşmede de fileleri havalandıran Huntelaar, böylece Avrupa defterini 9 maçta 9 golle kapattı.
Genç futbolcunun 2005-2006, 2006-2007 sezonlarında göstermiş olduğu üstün performans Ajax’ın ne kadar doğru bir transfer yaptığını da tüm açıklığıyla gözler önüne serdi. Bazı kesimler tarafından bugüne kadar oynadığı 99 lig maçında attığı 75 gol ve gösterdiği performansa rağmen “abartılan bir oyuncu” diye yorumlansa da; abartılmamıştır, abartmıştır…
JUVENTUS MU MANCHESTER UNİTED MI?
Önümüzdeki sezonun kadrosunu kurmak için düğmeye basan İtalyan devi Juventus tecrübeli oyuncularla genç oyunculardan oluşan bir kadro kurmayı planlıyor. Bu planlama doğrultusunda da ilk hedef Klaas Jun Huntelaar olacak. Juventus yöneticilerinden Roberto Battega, 23 yaşındaki Ajaxlı golcü Klaas Jun Huntelaar’ı önümüzdeki sezon kadrolarına katmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacaklarını açıkladı.

Juventus’un Huntelaar’a talip olmasından sonra Manchester United’in teknik direktörü Alex Ferguson da hayallerini süsleyen Huntelaar için harekete geçti. Louis Saha ve Ole Gunnar Solskjaer’in bitmek bilmeyen sakatlıklarından sıkılan Ferguson, hücum oyuncusu arayışlarında son noktaya geldiğini açıkladı. Daha önce ısrarla istediği Atletico Madridli Torres’in çok iyi bir isim olduğunu belirten Ferguson, “Ancak Ajax’ta çok iyi bir performans ortaya koyan Klaas Jan Huntelaar Premier Lig’e daha kolay uyum sağlayabilecek bir yapıya sahip. Bu nedenle sezon sonunda onu almak için herşeyi yapacağız” dedi. Buna rağmen İskoç teknik adamın 23 yaşındaki ismi Manchester’a getirmesi kolay olmayacak.
Bu sezon Ajax formasıyla 26 gol atan yıldız, geçen sezon 6.5 milyon pounda Heerenveen’den transfer edilmişti. Amsterdam ekibinin Huntelaar için 20 milyon euro’ya yakın bonservis bedeli talep etmesi bekleniyor. Ferguson’u Hollanda’dan transfer yapmaya iten nedenin Park, Robben, Van Nistelrooy gibi isimlerin İngiltere’ye çok kolay uyum sağlaması olduğu belirtiliyor. Manchester daha önce Ruud Van Nistelrooy için PSV’ye 26 milyon dolar ödemişti. Bakalım, Hollanda’nın asi çocuğu Klaas Jun Huntelaar bu sezon hangi büyük denizlere yelken açacak.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

George Hagi kimdir?

Batuhan Karadeniz (d. 24 Nisan 1991, İstanbul), Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde oynayan Türk futbolcu.

Henüz 16 yaşında olan Batuhan, 11 yaşında başladığı futbol kariyerine inanılmaz olaylar sığdırmayı başardı. Yeteneği İçerenköy İdman Yurdu’nda farkedildi. Forvet hattında mükemmel performans sergileyen Batuhan, bir gol makinası gibiydi[1]. Türkiye’nin en köklü kulüplerinden biri olan Beşiktaş Jimnastik Kulübü altyapı ekibi onu bir süre izledikten sonra lisans çıkartarak kadroya kattı.

Genç yeteneğin yıldızı 2007′de yapılan Karadeniz Oyunları’nda parladı. Özellikle Gürcistan maçında attığı 4 golle kupanın gol krallığında da iddialı olduğunu gösteren Batuhan’ı Manchester City istese de[2] Siyah Beyazlılar teklifleri reddetti[3]. Ertuğrul Sağlam’ın BJK Futbol Takımı teknik direktörlüğüne getirilmesiyle as takıma çıkarıldı ve dostluk maçlarında sergilediği performans ile beğeni topladı[4]. 2007/08 Sezonu 3. haftasında Gaziantepspor’a 90+5′te attığı golle Beşiktaş’a 3 puanı getirirken Turkcell Süper Lig’deki ilk golünü de kaydetmiş oldu.

Genç yaşına rağmen sahip olduğu iri fiziğiyle rakip defans oyuncularına sıkıntılı anlar yaşatabilen Batuhan; gol yollarındaki becerileri, soğukkanlılığı ve özgüveni ile geleceğin en önemli oyuncularından biri olacağının sinyallerini vermektedir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

Batuhan Karadeniz kimdir?

Batuhan Karadeniz (d. 24 Nisan 1991, İstanbul), Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde oynayan Türk futbolcu.

Henüz 16 yaşında olan Batuhan, 11 yaşında başladığı futbol kariyerine inanılmaz olaylar sığdırmayı başardı. Yeteneği İçerenköy İdman Yurdu’nda farkedildi. Forvet hattında mükemmel performans sergileyen Batuhan, bir gol makinası gibiydi[1]. Türkiye’nin en köklü kulüplerinden biri olan Beşiktaş Jimnastik Kulübü altyapı ekibi onu bir süre izledikten sonra lisans çıkartarak kadroya kattı.

Genç yeteneğin yıldızı 2007′de yapılan Karadeniz Oyunları’nda parladı. Özellikle Gürcistan maçında attığı 4 golle kupanın gol krallığında da iddialı olduğunu gösteren Batuhan’ı Manchester City istese de[2] Siyah Beyazlılar teklifleri reddetti[3]. Ertuğrul Sağlam’ın BJK Futbol Takımı teknik direktörlüğüne getirilmesiyle as takıma çıkarıldı ve dostluk maçlarında sergilediği performans ile beğeni topladı[4]. 2007/08 Sezonu 3. haftasında Gaziantepspor’a 90+5′te attığı golle Beşiktaş’a 3 puanı getirirken Turkcell Süper Lig’deki ilk golünü de kaydetmiş oldu.

Genç yaşına rağmen sahip olduğu iri fiziğiyle rakip defans oyuncularına sıkıntılı anlar yaşatabilen Batuhan; gol yollarındaki becerileri, soğukkanlılığı ve özgüveni ile geleceğin en önemli oyuncularından biri olacağının sinyallerini vermektedir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

Hami Mandıralı kimdir?

Hami Mandırali Doğumu 20.07.1967 Trabzonspor tarihinin en başarılı ve istikrarlı futbolcularından.
10 yaşında Trabzonspor’a katıldı ve kariyerinin nerdeyse tamamını (bir sezon hariç) bu takımda geçirdi. İlk profesyonel maçını 17 yaşındayken oynadı. Bitirici vuruşları ve mesafe tanımaksızın çektiği sert şutları ile tanındı ve döneminin en iyi forvetlerinden biri olarak milli takımın önemli oyuncularından biri oldu. Milli takımla oynadığı 40 maçta 8 gol attı. Avrupa Kupalarında ise 23 gol attı. Çok uzaklardan attığı birçok frikik golü unutulmazlar arasına girdi. Ancak her zaman ligin en önemli oyunculardan biri olan Hami başarılı kariyerine Türkiye Ligi Şampiyonluğu ekleyemedi.
[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye olmak için tıklayın] yılında [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye olmak için tıklayın] takımı [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye olmak için tıklayın]‘e transfer oldu. Ancak başarılı olamadı ve kısa sürede Trabzonspor’a dönerek takımının en golcü oyuncusu ünvanını kulüpten ayrılana kadar sürdürdü. Jübilesini Trabzon’da yapamadan son senesinde ayrılmak zorunda kaldı ve [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye olmak için tıklayın] ile sözleşme imzaladı ancak orada da oynamayarak (8 hafta oynayabildi) futbolu bıraktı.
Kariyerine ait bazı önemli rakamlar şu şekildedir:

* Türkiye Liglerinde en çok atan 3. futbolcu (219 gol)
* Avrupa Kupalarında atılan en çok gol (23 gol)
* Türk Milli takımı ile 40 maçta 8 gol
* Trabzonspor’da en fazla forma giyen oyuncu (558 maç)

Kariyeri

* 1987-88 Trabzonspor 37 17
* 1988-89 Trabzonspor 33 22
* 1989-90 Trabzonspor 33 6
* 1990-91 Trabzonspor 30 13
* 1991-92 Trabzonspor 28 18
* 1992-93 Trabzonspor 26 14
* 1993-94 Trabzonspor 27 15
* 1994-95 Trabzonspor 33 14
* 1995-96 Trabzonspor 30 13
* 1996-97 Trabzonspor 31 21
* 1997-98 Trabzonspor 26 40
* 1998-99 Schalke 04 22 3
* 1999-00 Trabzonspor 30 16
* 2000-01 Trabzonspor – 13
* 2001-02 Trabzonspor – 18
* 2002-03 Ankaragücü 8 1

Hayatından Bazı İlginç Kesitler

Trabzonspor’lu bir efsane, Hami Mandıralı. Alakasız yerlerden çektiği şutlarla tanınır. Doğduktan sonra ilk sözü “Kaleyi gördün mü şut çekicen abi” olmuştur.

1968 doğumlu, bugüne kadar 452 1. lig maçında 219 gol atma basarîsi göstermiş, uzaktan attığı sert şutları ve serbest vuruşları ile tanınan Trabzonsporlu futbolcu.

17 yaşındayken Trabzonspor’la çıktığı ilk maçta Beşiktaş’a 3 gol atmış, oynadığı futbolla Rıza ve Kadir’in çimleri yolmasına sebep olmuş, Samsundaki Türkiye kupası maçında yine Beşiktaş’a attığı inanılmaz frikik golü ile takımını finale taşımış, saçının modeli ve kafa toplarına çıkmaması yüzünden Trabzonspor seyircisinin gıcığını kapmış bir futbolcu Hami Mandıralı.

Sınır tanımadan şut çekebilme yetisine sahip bir yiğittir, bir merttir. Ayrıca konuşurken “a” harfini çok uzatır ,”raaaaakip” der “haaaakem” derdi.

Frikiklerdeki başarısının gölgelediği önemli bir özelliği de, iki ayağını çekinmeksizin kullanması olan eski futbolcu. “canım, o da iş mi? iki ayağını da kullanan nice futbolcu var” diyenler olabilir; lakin esas önemli olan, duran toplara da iki ayağıyla vurmasıdır. Hareket halindeki topa pozisyon icabı denk düşen ayakla vurmak tamam da, duran topa istediği ayakla vuran kaç tane futbolcu vardır? Üstelik kırk yılda bir değil; sık sık ve gayet sert şekilde. Dikkatimden kaçanları bilemem; ama ben bu özelliği bir tek Hami’de gördüm. “solak futbolcu” veya sağ ayak* futbolcu” demek zordur. “merkez sol ayaklı futbolcu” veya “merkez sağ ayaklı futbolcu” gibi siyasi bir metaforla yapılacak nüktedan bir tanımlama uygun gözükmektedir.

Bu Hami Mandıralı uzaktan sert şutla gol atma yeteneği olduğuna kendisini öyle bir inandırmıştı ki (bu yetenek hiç yoktu denemez tabii ama kendisinin zannettiği kadar değildi) bir maçta santra yapılır yapılmaz -yani maç başlar başlamaz- tam orta sahadan kaleye vurdu. Görülecek manzaraydı. Aklı sıra hinlik yaptı. Ama top büyük farkla auta gitti. Diyeceğim, pek kurnazdır bu Hami, bunu bilin.

Küçükken mahalle arası muhabbetlerinde Hami’nin ayağındaki sinirleri aldırdığını söylerdi ağabeylerimiz. Biz de inanırdık tabi, yoksa başka türlü o topa nasıl ayağı acımadan vurabilirdi?

Trabzonspor’dan temizlenmesi için büyük bir uğraş verilmiş futbolcu. Ünal Karaman ve Hami abilerimiz. Trabzonspor’da oynarken transfer paralarını nakit bir şekilde hemen çantalarla alırlardı sonrada kamuoyuna boş mukaveleye imza attım ayağı yaparlardı işte bugün Trabzonspor bu yerlerdeyse Haminin olmamasının payı bunda büyüktür.

Attığı 219 golle Türkiye liginde en çok gol atan 3. oyuncudur ama hiç gol kralı olamamıştır, şampiyonluk görememiştir.

Trabzonspor ile Dundee United arasında yapılan UEFA kupası maçında Ümit Aktan’ın
her zaman “dan” diye vuran Hami
bu sefer Dundee’ye vurdu
beyitini Türkçemize kazandırmasına sebebiyet vermiştir.

Hami frikik çekmeden önce genellikle kendi takımının kalecisiyle konuşacak kadar gerilen, gerilere ilerleyen bir insandı. Victor’dan uzak kalamadığı için mi böyle yapardı;, çok hızlı topa vurması için gerekli olduğu için mi bilemem. Eğer çok hızlı vurmak için yapıyor idiyse, (insanin son sürate kısa zamanda ulaşabildiğini belirtmek isterim) Eğer oyuncuları oyundan düşürmek için yapıyor idiyse, bir faydasını gördüğüne inanıyorum.

Şut attıktan sonra da savurduğu bacağına ait dizi yerine geri takması gerekirdi. O nedenledir ki kendi attığı gollerin sevinçlerine sonradan katılabiliyordu Hami.

Bu adam çevresindeki teller sağlam olmayan hali sahalarda top oynamazmış. “- topu atan alır…” kuralından nefret edermiş derler.

Vakti zamanında bu adamın her maçından sonra futbol programlarında topun kaç km hızla gittiğini göstermek modaydı. Bu adamı ben hep Ronald Koeman’a benzetirdim.

San Marino’ya attığı golde top 260 km. hızına ulaşmıştır. Futbol tarihinin en hızlı şutudur.

Galatasaray’a karşı kullandığı bir penaltıda yine topa manyak abanmış, kaleci Taffarel topu kurtarmış ya da toptan kaçayım derken top karnına çarpmış, akabinde top seke seke kaleye girmiştir. Taffarel garibanı dakikalarca yerde cansız yatmıştır.

Bir Fenerbahçe maçı zamanında kaçırdığı penaltı için “abi hep abanıyorum; bu sefer de plase vurayım dedim, Rüştü çıkardı topu” diye yorum yapmıştır maratonda. Ancak daha sonradan görüntüleri izleyince gördük.;, Hami topa öyle bir abanmıştır ki, Rüştü topun çarptığı bileklerini pozisyondan dakikalar sonra bile hala ovuşturmaktadır..

Hayatında plase vuruşlara yer olmayan futbolcu.. Evvel zaman içindeki bir maçta arkadaşının al da at dercesine verdiği pas ile altıpasın içinde buluşmuş, ancak topu yavaşça karşısındaki bomboş kaleye göndermek yerine gerilip abanmayı tercih etmiştir. Gerilme ile kaybettiği sürede önüne geçen ve topun önüne atlayan tahminimce Vansporlu futbolcu golü önlemiştir önlemesine ama o günün yaralarını bugün hala taşımaktadır.

Yine bir maçta çektiği hızlı şutlardan birinin İtalya liginin oyuncularından biri olan Chamot’un karnına gelmesinden sonra Chamot resmen bayılmıştır.

Herkesin Ünal’ın İngiltere maçında direkten dönen şutu ile karıştırdığı bir maç da asıl bu füzenin sahibi * Hami Mandıralı dır.. Ünal da kendi çapında kahreder bir şut atmıştır ama bu ceza sahası yayı üzerinden gitmiştir. Haminin frikiği ise şöyledir: maçta 1–0 yenik olan millilerimiz ilk defa bir elin parmaklarından az gol yedikleri için cesaretlenmiş ve saçma sapan etkisiz ataklar yapmaktadır. o sırada orta sahanın yaklaşık 10 metre ilersinde bir faul yapılmıştır. Kendini frikiğe kanal ize etmiş olan Hami herkesin bakışları arasında almış topu, yere dikmiş, yaklaşık bi 15 metre gerilemiş ve topa bütün gücüyle vurmuştur.* bir mermi edasıyla giden top 90 a takılmak üzereyken hain kaleci Seaman’ın parmaklarının ucuna çarparak doksan direğinde patlamış ve kornere gitmiştir.. Herkes paralize olmuş gibi ekrana bakarken korneri kullanıp topu kaybederiz, oyun normal sürecine girer..

Sadece kaleyi gördüğünde değil kaleyi görmediğinde de yoklardı. Mesela İstanbul’da kaybettiğimiz bir Finlandiya maçında orta sahadan arkası kaleye donuk bir bicimde tam 3 tane sut atmıştır.

Almanya’ya transfer olduğu ilk dönemlerde Haminin şöhretinden* bihaber olan rakip takım oyuncuları kaleyi cepheden gören bir frikik pozisyonunda baraj kurmak gibi bir gaflette bulunmuştur. Hami arkadaşımız tahmin edildiği üzere topa öyle bir abanmıştır ki barajı kuran* fedailerden* en ızbandut* olanını bayıltmıştır.

Schalke 04 deki kariyerini tamamlayıp Trabzon a döndüğünde havaalanında gazetecilere 7 ay Almanya da yaşadım, tek kelime almanca öğrenmeden döndüm cümlesini nedeni anlaşılamayan mağrur bir ifadeyle söyleyen frikik ustası.

Yeteneklerine yazık olmuş bir futbolcudur. Sadece frikikleri üzerinde durulsa da, iki ayağını kullanabilmesi, tekniği, asist özelliği ile geriye çekilen forvet tipine iyi bir örnektir.

Radyo spikerlerinin mesafe ne olursa olsun o topun basına geçeceği zaman hep 40 mt deyip abartarak bizi zamanında radyo basında çıldırtan delirten efsane futbolcu.. Sert sutlarıyla rakip defansın üreme sistemini hep kontrol altında tutmasına neden olmuştur
Şimdi ne zaman Trabzonsporcumuz frikik kullansa adını andığımız süper frikikçi. Herhalde Türk futbol tarihinde kimsenin frikikleri onunkiler kadar gole yakın olmamıştır.

Kıymeti bilinmemiş değerlerden biri. Trabzonspor’un ve Türk futbolunun bir dönemine damgasını vurmuş oyunculardan biridir. Her ne kadar sert, hatta hayvanlar gibi abandığı şutları yüzünden takoz olarak nitelendirilse de tekniği çok yüksek olmamasına rağmen Türkiye ligindeki birçok oyuncudan kat be kat üstün olan bir oyuncuydu. Hiç unutmam televole’nin televole olduğu zamanlar bir bölümde antrenman sonrası muhabire şov yapma amaçlı hareketlere girişmişti Hami. İlk önce plastik maketlerden baraj kurmuş ve daha ilk şutunda maketi paramparça etmişti. Daha sonrada kornerden gol atma olayını bir adım ileri götürmüş ve topu biraz daha içeri çekerek aut çizgisinin arkasından gol atmış ve gözümde iyice büyümüştü. velhasıl diyeceğim o ki, Hami Mandıralı attığı gollerle, deliler gibi çılgınlar gibi abandığı şutlarıyla, burun vurmasına rağmen süper falso alan frikikleriyle izlemesi çok keyifli bir oyuncuydu. Keşke oynasaydı hala, orta sahada serbest olarak. kaleyi gördüğü yerden dan dun geçirseydi, yüreğimizi ağzımıza getirseydi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

İlhan Mansız kimdir?

Futbolcu
Pozisyonu Forvet
Doğum Tarihi 1975
Doğum Yeri Almanya
Boyu(cm) 1.84
Kilosu(kg) 80
Önceki Kulübü Samsunspor, Gençlerbirliği
Yabancı Dil Almanca – İngilizce – İtalyanca
Eğitim Durumu Lise
Hobileri Sinema, kitap okumak, internette surf, yabancı dil öğrenmek, tenis, playstation oynamak.
Ayakkabı No. 42

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

Tayfur Havutçu kimdir?

Futbolcu
Pozisyonu Ortasaha
Doğum Tarihi 1970
Doğum Yeri Almanya
Boyu(cm) 1.81
Kilosu(kg) 77
Önceki Kulübü Kocaelispor
Yabancı Dil Almanca-İngilizce
Eğitim Durumu Teknik Lise
Hobileri Kitap okumak, tenis ve yüzme
Ayakkabı No. 43

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Mar
18
2008
0

Fevzi Tuncay kimdir?

Futbolcu
Pozisyonu Kaleci
Doğum Tarihi 1977
Doğum Yeri Muğla Boyu(cm) 1.94
Kilosu(kg) 83
Önceki Kulübü Muğlaspor
Yabancı Dil İngilizce
Eğitim Durumu Spor Akademisi
Hobileri Bilgisayar, kitap okumak, basketbol oynamak
Ayakkabı No. 43

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel