Ara
14
2007
0

Şükrü Saracoğlu kimdir?

1887 yılında Ödemiş’te dünyaya geldi. Mehmet Şükrü Saracoğlu, siyaset ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Başbakanı.  Mülkiye Mektebi’ni (1909) bitirdikten sonra İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı yılarında Cenevre Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. İkinci dönem çalışmalarına başlayan T.B.M.M.’ye, İzmir milletvekili olarak katılan Mehmet Şükrü Bey, Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanı (1924-1925) oldu.

1926′da da Türk ve Yunan halklarının değiştirilmesi amacıyla kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonuna Türk delegasyonu olarak seçildi. Dördüncü ve Beşinci İnönü hükümetlerinde Maliye Bakanlığına (1927-1930) getirilen Şükrü Bey, henüz kalkınma programının oluşturulamadığı bu dönemde, Türk ekonomisinin ancak köyden başlatılacak reform çalışmalarıyla kalkınabileceğini ileri sürdü. Bunun yanı sıra memur sınıfının sorunlarına eğilerek personel ve emeklilik kanunlarını yürürlüğe koydu. İktisadi alanda yaptığı işlerden biri de, yabancı bankaların elinde iç ve dış ticaret mevsimlerine göre düşürülen, Türk parasının değerinin korunmasını sağlamasıydı. Bu amaçla Merkez Bankasını kurdu (1930). Aynı yıl sağlığı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca, Türkiye’nin iktisadi sorunları üstüne inceleme ve araştırma yapmak üzere A.B.D.’ye gönderildi (1931). Dönüşünde Türk Pamuk Sanayii’nin temellerini atan bir rapor hazırladı. 1932′de Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarıyla ilgili sorunları çözümlemek üzere Paris’te yapılan görüşmelerde Türkiye’yi temsil etti ve 1933 antlaşmasını imzaladı.

Adalet Bakanlığı (1933-1939) yıllarında, Yargıç ve Avukatlar Kanunu’nu, Suçüstü, İcra-İflas Kanunları’nı yürürlüğe koyması, iş esasına dayanan cezaevleri kuruluş yasalarını uygulamaya sokarak, bu amaca dayalı İmralı cezaevini kurması önemli girişimleri arasındaydı. Saraçoğlu’nun en önemli görevi, İkinci Bayar hükümetinde (1938-1939) ve Saydam Hükümetlerinde (1939-1942) Dışişleri Bakanlığı oldu. 1942′de hükümeti kurmakla görevlendirildikten sonra da (1942-1946) zaman zaman Dışişleri Bakanlığını üzerine almak zorunda kaldı.

1940′ta İngiliz ve Fransız’ların, Türkiye’yi İtalya’ya karşı savaşa sokma isteklerini reddetti. 1948′de T.B.M.M. başkanlığına seçilen Saraçoğlu 1950′den sonra siyasi hayattan çekildi. 1953 yılında İstanbul’da öldü.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
14
2007
0

Alparslan Türkeş kimdir?

1917 Lefkoşe’de dünyaya geldi, 4 Nisan 1997′de Ankara’da vefat etti. Türk asker ve siyaset adamı.Ülkücülerin başbuğu olarak adlandırılan Türkeş, aynı dönem Türk siyaset yaşamını etkileyen liderlerden biriydi. Türkeş Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdikten sonra 1944′te yüzbaşı rütbesindeyken “Turancılık” davasından yargılandı. Dava sonunda aldığı ceza 1 yıldan az olduğu için orduya tekrar dönebildi. 1948′de Harp Akademisi’ni bitirdi. 1959′da albaylığa yükseldi. 27 Mayıs 1960 harekatının bildirisini radyodan okuduktan sonra adı sıkça duyulmaya başlandı. Bu dönemde Milli Birlik Komitesi içindeki görüş ayrılığı sonucu 14 üye ile birlikte emekliye ayrıldı. Bir süre sonra Hindistan’a büyükelçi müşaviri olarak gönderilen Türkeş, 1963′te yurda dönerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) girdi.

1965′te bu partinin başkanı oldu ve aynı yıl milletvekili seçildi. CKMP programını ünlü kitabı 9 Işık’taki görüşler doğrultusunda değiştirdi ve 1969′da partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yaptı. 1975′ten sonra koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulunan Türkeş 12 Eylül darbesi’nden sonra 4,5 yıl tutuklu kaldı. 1987′de siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi ve aynı yıl yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçildi. 1991 genel seçimlerinde RP ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş yeniden parlamentoya girdi. Ancak, daha sonra MHP adını alan partisi 1995 genel seçimlerinde Türkiye barajını aşfakatdığı için Türkeş de parlamento dışında kaldı.

Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997′de geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara’da vefat etti.
Eserleri
Milli Doktirin 9 Işık; Alparslan TürkeşKamer Yayınları; İstanbul , 1997;
Dokuz Işık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
9 Işık; Hamle Yayınevi; İstanbul;
Dokuz Işık ve Türkiye;Hamle Yayınevi; İstanbul;
Ülkücülük; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1995;
12 Eylül Adaleti (!) : Savunma; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1994;
1944 Milliyetçilik Olayı; Hamle Yayınevi;
Modern Türkiye ; İstanbul,
Milliyetçilik Olayları; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs ve Gerçekler; Berikan Elektronik Basım Yayım;
27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve Gerçekler; İstanbul, 1996;
Ahlakçılık; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Etik (Ahlak Felsefesi), Etik.; Bunalımdan Çıkış Yolu; Kamer Yayınları;
Türk Edebiyatında Anılar, İncelemeler, Tenkidler, Anı-Günce-Mektup;
İstanbul, 1994;
Bunalımdan Çıkış Yolu; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Dış Meselemiz; Berikan Elektronik Basım Yayım;
İlimcilik; Berikan Elektronik Basım Yayım;
Kahrfakatnlık Ruhu; İstanbul, 1996;
Temel Görüşler; Kamer Yayınları;
Sistemler ve Öğretiler; İstanbul, 1994;
Türkiye’nin Meseleleri; Hamle Yayınevi; İstanbul, 1996;
Yeni Ufuklara Doğru; Kamer Yayınları;
Sistemler ve Öğretiler; İstanbul, 1995.

(Aşağıdaki bilgiler MHP resmi sitesinden alınmıştır.)

Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ’un hayat hikayesinin başlangıcında da göç var.
Yıl 1860 Orta Anadolu’da, Kayseri’nin, Pınarbaşı ilçesi’nin Yukarı Köşkerli Köyünde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilir.
Yıl 1917 ve Kasım’ın 25′i, öğle vakti.. yer, Lefkoşe. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı mütevazi evde, Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve esi Fatma Zehra Hanimin Ali Arslan adini verdikleri oğulları dünyaya gelir.
Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul’una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi’nin dizi dibine çöken Ali Arslan’ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan’ın ağzından dökülen..
Birbirinin ardısıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatın yanısıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i âli Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye’nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan’ın adini adeta senin adin “Alparslan olsun” ve Sultan Alpaslan’a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir.
Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşilada’mızın tfakatmı İngiliz işgali altındadır ve Türk’ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye’ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.
Yıl 1933 ve Alparslan’ın artik işgal altında, esaret altında yasfakatya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey’i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk’ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye’nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve.. ver elini İstanbul…
Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk isi Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul’da… Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca’nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan Türkeş.
Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları baslar. 1938′de Harbiye’den mezun olur, artik O Türk Ordusu’nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti’nin emrindedir.
Yıl 1940 Isparta’da gönlünü Muzaffer Ana’ya kaptırır ve evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana’sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl Hanım’la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir.
Yıl 1944 3 Mayıs.. Ankara’da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk’ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana… hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.
Şâirin öz yurdunda garipsin, özyurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler… Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası baslar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye’de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu… Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944′te kendisini “vatan hainliği” suçlfakatsıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya “Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim.” diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atilisidir ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zfakatn zfakatn şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.
Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği’nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez “Moskofluğu” ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı’daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.
Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada … Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye’ye döner.
1959 yılında Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilir ve bu okulu basarıyla bitirir. O artik bir Kurmay Albaydır.
Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve “ihtilâl’in kudretli Albayı”dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlfakat Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.
Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13Kasim 1960′ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları Komite’nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım’da Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye’ye dönmesine müsaade edilmez.
Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.
Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek fakatcıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği” adli bir dernek kurar.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mfakatk Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.
Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılır.
Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir.
Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.
İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.
Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler baslar.
1968 Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek “Komünist Devrim” için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin’in Stalin’in Mao’nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri “şehir gerillası” mı “kır gerillası” mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımfakatktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zfakatnda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.
Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde fakat her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket’e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980′e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet’in zaaf içinde olduğu düşünülen “zinde güçlerdi bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının “olgunlaşması” için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.
Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.
12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye’nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mfakatklar ve C5′ler bu sürecin şekillendiği mekanlardır.
Başbuğ 12 Eylül’den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada’da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985′de tahliye olur ve beraat eder.
Tarih 6 Eylül 1987.. Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ’a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.
Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.
Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP’nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.
Tarih 27 Aralık 1992.. Oniks Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verirler.
Tarih 24 Ocak 1992 MÇP’nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.
Yıl 1997… tarih 4 Nisan…

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
14
2007
0

Fahreddin Paşa kimdir?

Gazi, Türkkan) Medîne müdafii. 1868’de Rusçuk’ta dünyaya geldi. Babası Mehmed Nahid Bey, annesi Fatma Âdile Hanımdır. Âilece 93 Harbinden sonra Rusçuk’tan ayrıldılar. Fahreddîn Paşa 1888’de Harbiye Mektebini, 1891’de Erkan-ı Harbiyeyi bitirdi.

Erzincan’daki 4. Orduda vazîfe yaptı. 31 Mart Vak’asında Dîvan-ı Harb başkanıydı. 1911-12 Türk-İtalyan Harbinde Kurmay Albay olarak bulundu. Balkan Savaşında Çatalca Muharebelerinde yaptığı taarruzla Bulgarları bozguna uğrattı ve Edirne’nin geri alınmasında en önemli rolü oynadı. Birinci Dünya Savaşı başladığında Musul’da On İkinci Kolordunun komutanıydı. Bu sırada Osmanlı Devletinde idareyi elinde tutan İttihat ve Terakki liderleri hatalı bir politika ile halife ve Osmanlı hükümdarlarına bağlı Şerîf Hüseyin ve taraftarlarını hain ilan ettiler. Fahreddîn Paşa da Şerîf Hüseyin’e karşı savunma yapmak üzere Medîne’ye gönderildi. Bu kahraman Türk kumandanı, İttihatçıların çılgınca verdikleri emirlere uymayı bir vatan borcu bildiği için, Medîne’de hareketsiz kalmış, azılı İslam düşmanı İngilizlerle savaşmak fırsatını bulamamıştı. Böylece yıllarca mukaddes topraklarda kardeş kardeşi boğazladı. Netîcede Müslümanların bu gafletinden İngilizler ve Vehhabîler istifade ettiler. Birinci Dünya Harbinin kaybedilmesi ve Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra Mekke veMedîne Vehhabîlere terk edildi. İngilizler teslim aldıkları Fahreddîn Paşayı Malta’ya sürdüler. 1921’de esaretten kurtulan Fahreddîn Paşa, Başkomutanlık Meydan Muharebesine 12. Fırka Komutanı olarak katıldı. 1922’de TBMM hükûmeti tarafından Kabil elçiliğine tayin edildi. 1926’ya kadar bu görevde kaldı.1948’de İstanbul’da vefat eden Fahreddîn Paşa Rumelihisarı Kabristanlığına defnedildi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
13
2007
0

Fazıl Küçük kimdir?

Dr. Fazıl Küçük 14 Mart 1906 tarihinde Lefkoşaya bağlı Ortaköyde doğdu. ilkokulu Haydarpaşada bulunan ve müdürünün adından ötürü, “Tarakçı Mektebi” olarak bilinen okulda tamamladı.Ardından Rüştiyeye (ortaokul) diye bilinen ve Lise seviyesinde olan İdadiye devam etti. kaydoldu. İdadiyi bitirmesine iki yıl kala öğrenimini yarıda keserek geriye kalan kısmını İstanbul Özel İstiklal Lisesinde tamamladı (15 Ağustos 1926). İstanbul Dar-ül Fünun Tıp Fakültesinin birinci sınıfını başarı ile tamamladı. 12 Haziran 1929 tarihinde okul ile ilişkisini kesip, önce Fransa ve daha sonra İsviçreye giderek Lozan Üniversitesinde tıp öğrenimini tamamladı. Lozan kliniklerinde ihtisas görerek Dahiliye Mütehassısı oldu.1937 yılı Mayıs ayında Kıbrısa dönerek Lefkoşada serbest hekim olarak çalışmaya başladı.

Dr. Fazıl Küçükün, aktif siyasi hayata atılması, her ne kadar adaya döndüğü 1937 yılında başlarsa da, siyasi faaliyetleri daha gerilere 1931e kadar uzanıyor. Üç kardeşin en küçüğü olan Mehmet Hüseyin Küçük, 21 Kasım 1961 tarihinde vefat etmiştir. Dr. Fazıl Küçük, daha bir üniversite öğrencisi iken, Türk Maarifinin İngiliz müdürler tarafından yönetilmesinde ısrar eden Kavanin Meclisinin Türk üyelerine karşı çetin bir mücadeleye girmişti.

Dr. Fazıl Küçük, bütün siyasi hayatı boyunca, gayretlerini Türk okulları ile Evkaf İdaresinin Türk halkına devredilmesi için, Sömürge Hükümetini ikna etme üzerinde topladı ve sırasında onlarla açık mücadeleye girdi.

1931 yılında Rumların isyanı ardından ara verilen belediye seçimleri 21 Mart 1943te tekrar yapıldığı zaman, Dr. Fazıl Küçük muhaliflerine karşı büyük bir zafer kazandı. Altı yıl Lefkoşa Belediye Meclis Üyesi olarak görev yaptı.

Dr. Fazıl Küçük, zamanın tek Türk gazetesi olan “SÖZ”de toplum sorunları hakkında kendi görüşlerini belirten birçok yazı yayınladı. 1941de “SÖZ” gazetesi yayınını durdurduktan sonra halkının haklarını savunmak, bunlar için mücadele etmek ve halkı bilinçlendirmek amacıyla 14 Mart 1942de kendi gazetesi olan “HALKIN SESİ”ni yayınlamaya başladı.

18 Nisan 1943te oluşturulan Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK)nun kurucuları arasındaydı. Daha sonra KATAKtan ayrılarak, 23 Nisan 1944te Kıbrıs Milli Türk Halk Partisini (KMTHP) kurdu. Dr. Fazıl Küçükün partisi kısa sürede birçok yerleşim yerinde şubeler açtı. Parti programındaki ana hedeflerden biri de adanın Yunanistana ilhakını (ENOSİS) önlemekti. Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi, 23 Ekim 1949 tarihinde KATAK ile birleşerek Kıbrıs Milli Türk Birliği Partisi adı altında yeniden yapılanmıştır. Dr. Fazıl Küçük, oyçokluğuyla bu yeni oluşumun da başına getirilmişti. Dr. Fazıl Küçük, ayrıca Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri ile Rumlardan ayrı meslek birliklerinin kurulmasını teşvik etti.

Dr. Küçük, daha sonra iktisadi kalkınmada önemli bir rol oynayacak olan Evkaf İdaresinin Türk halkına devredilmesini sağlamak amacıyla 29 Kasım 1948 tarihinde, bütün kasaba ve köylerden gelen halkın katıldığı büyük bir miting düzenledi. Bu mitingte polislerle küçük bir çatışma oldu ve bunun neticesi olarak İngiliz Sömürge Hükümeti, Türk halkının kendi meselelerine müdahale edilmesine artık izin vermemeye azimli olduğunu anladı. Dr. Küçükün gayretleri, işte bu noktadan sonra sonuç vermeye başladı. Şeriye Mahkemeleri kaldırılarak, yerine Türk Aile Mahkemeleri kuruldu. Müftülük makamı tekrar canlandırıldı. İngiliz Sömürge Hükümeti, Türk Tali Okullarını ve Evkafı Türk halkına devretti.

1954 yılından sonra, Kıbrısın uluslararası ilgiyi çeken bir konu haline gelmesiyle, Dr. Küçük İngilizlere ve Rumların “ENOSİS” taleplerine karşı mücadelesini hızlandırmış ve 15 Ağustos 1955 tarihinde, partinin ismi kongre kararı ile “Kıbrıs Türktür Partisi” şeklinde değiştirilmişti.

Dr. Fazıl Küçük, 1 Nisan 1955 tarihinde EOKAnın Kıbrısta kanlı terör eylemlerini başlatmasının ardından, Kıbrıs Türk halkının EOKAya karşı direnmek için Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği (KITEMB) adlı örgütü kurdu. Bu konuda, Rumlar tarafından tehdit edildi (Halkın Sesi Gazetesi sayı:3744-5 Temmuz 1955). Ardından örgütü sessizce dağıtırken, 1955 yılı Eylül ayında gizlice Volkan teşkilatını kurdu.

Dr. Küçük, yine 1955 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanları arasında yapılan üçlü konferansı izlemek üzere, diğer iki Türk delege ile birlikte Londraya gitti. Bu münasebetle Londradaki Kıbrıslı Türkler tarafından 4 Eylül 1955te düzenlenen ve 5 bin kişinin katıldığı Trafalgar Meydanındaki büyük mitingte bir de konuşma yaptı.

Dr. Küçük, mücadelenin en zor günleri olan 1958 yılında Türkiyeye gitti ve Kıbrıs ile ilgili olarak Türkiyenin her tarafında düzenlenen büyük mitinglerde, Kıbrıs Türklerinin davasını müdafaa eden konuşmalar yaptı. Mücadelenin Türkiyede benimsenmesine yardımcı oldu. Aynı yılın Kasım ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan Kıbrıs görüşmelerini izlemek üzere New Yorkta bulundu. Kıbrıs Türk halkının tezini dünyaya tanıtmak amacıyla “Halkın Sesi” gazetesini ayrıca İngilizce olarak da yayınladı.

Dr. Fazıl Küçük, Zürihte Türk ve Yunan başkanları arasında varılan anlaşma üzerine, 17 Şubat 1959da Londrada yapılan konferansta Kıbrıs Türk halkını temsil etti ve iki gün sonra varılan anlaşmayı halkı adına imzaladı.

KIBRIS CUMHURİYETİ VE İLK CUMHURBAŞKANI MUAVİNİ

Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre Cumhurbaşanı Rum olurken, Cumhurbaşkan Yardımcısı ise Türk olacaktı. Kıbrıs Türk halkı Onu bir kurtarıcı olarak gördüğünden 3 Aralık 1959da rakipsiz olarak Kıbrısın ilk Cumhurbaşkan Muavini seçti.

1962 yılı Temmuz ayından Aralık ayına kadar kırsal bölgelerin sorunları konusunda uzman bir ekiple birlikte, bütün Türk köyleri ile bazı Rum köylerini ziyaret etti ve bu gezilerini tamamladıktan sonra ayrıntılı bir rapor hazırlayarak, suretlerini sorumlu hükümet makamlarına gönderdi.

Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı başlattıkları saldırıların ardından oluşturulan Genel Komitenin başkanlığını yaptı. 27 Aralık 1967 tarihinde kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetiminde başkanlığa getirildi.

Dr. Fazıl Küçük, 18 Şubat 1973 tarihinde Cumhurbaşkan Muavinliğinden ayrılarak, yerini Rauf R. Denktaşa bıraktı. Ancak gazetesindeki mücadeleyi sürdürerek, Halkın Sesini Kıbrıs Türkünün davasına bayrak yapmaya devam etti. Siyaset hayatını sürdürdü. Halkın haklı taleplerini savunmaktan geri kalmadı. Dr. Küçük, 1980li yılların başında rahatsızlandı ve iki-üç yıllık hastalık döneminde de Halkın Sesinde makaleler yazıp çeşitli sorunlarla ilgili görüşlerini sunuyordu.

Dr. Küçük, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurulmasını büyük bir sevinçle yaşadı. Ölümünden önce verdiği son demeçte de, hastalığının geçtiğini söylüyor ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurulmasını görmesi ile hayata yeniden kavuştuğunu vurguluyordu.

Dr. Fazıl Küçük, 15 Ocak 1984 tarihinde tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak tedavide bulunduğu Londrada, 78 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Hakkında Yazılanlar

1.Dr. Fazıl Küçük
Kıbrıs Türkünün Özgürlük Mücadelesi Lideri
Halil Sadrazam
Kastaş Yayınları / Tarihsel Araştırmalar Belgeseli Dizisi

Kıbrıs Türkünün karanlık günlerinde bütün varlığını ortaya koyarak mücadeleye atılan, Türk milli birlik ve beraberliğini sağlayarak Kıbrıs Türkünü geri kalmış bir aşiret olmaktan kurtaran ve cemaat statüsünü kazandıran Dr. Fazıl Küçük verdiği mücadele ile bütün Türklüğe örnek olmasını bilmiş bir liderdi. İngilizlerin iki yüzlü bir politika güttüğü, Rum ve Yunanlıların Enosis isteklerinin yükseldiği bir dönemde yaşamış, doğru bildiği yoldan hiç ayrılmadan, kendisine yapılan aldatıcı teklifleri geri çevirmiş, bütün varlığını Kıbrıs Türk halkının özgürlüğüne adamış, sonuçta Kıbrısta yeni bir Türk devletinin doğduğunu görmüş ve hayata gözlerini yummuştur. Onun hayatından kısa bölümlerin arzedildiği bu kitapta Kıbrıs Türk toplumunun adım adım yükselişi, karanlıktan aydınlığa çıkışı vurgulanmaktadır.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
13
2007
0

Fahri Korütürk kimdir?

Türkiye Cumhuriyeti altıncı cumhurbaşkanı olan Korutürk İstanbul’da dünyaya geldi. 1916 yılında Bahriye Mektebi’ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu’nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi’ni bitirdi. Deniz Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde görev aldı. Roma, Berlin ve Stokholm’de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi. 1936′da Montreux Boğazlar Konferansı’na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında Amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yaptı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra sırası ile Moskova ve Madrit Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı. 1968 yılında Cumhuriyet Senatosu Üyesi oldu. 1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi. 1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı. 12 Ekim 1987 tarihinde vefat etti.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
13
2007
0

Georgi Parvanov kimdir?

18 Aralık 2001de Bulgaristan cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Sosyalist Parti nin lideri olan Parvanov, Bulgaristan da 1990 larda sona eren komünist dönemin ardından cumhurbaşkanı seçilen ilk eski komünist olmuştur. Seçim kampanyasında ?Sizin tarafınızdayım? sloganını kullanan ve toplumsal konulara vurgu yapan Parvanov, cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinin meclis seçimlerinde aldığı oyun iki katı oya ulaşmıştır.28 Haziran 1957 doğumlu olan Parvanov, 1981 yılında Bulgar Komünist Partisi ne (BKP) katılmıştır. 1989 da parti başkanı Todor Jivkov un görevden alınmasından bir yıl sonra, BKP adını Bulgar Sosyalist Partisi (BSP) olarak değiştirmiştir. 1991 de Parti de ilk kez bir göreve seçilen Parvanov, parti hiyerarşisinde hızla yükselerek 1996 yılının Aralık ayında BSP başkanı olmuştur. Parvanov söz konusu göreve, aylar süren sokak gösterilerinin ardından düşürülen başbakan Zhan Videnov un yerine seçilmiştir. İki aydan daha kısa bir süre sonra, Parti iradesine karşı çıkan Parvanov ve BSPnin başbakan adayı Nikolay Dobrev, krizi daha da derinleştirmemek için, yeni bir hükümet kurma görevini kabul etmemişlerdir.Bu hareket krizi sona erdirmiş, BSP nin muhalefete düşmesine yol açmış fakat Parvanov un halk tarafından saygın, dengeli bir kişi olarak algılanmasına yol açarak onu Bulgar siyasi tabakasının en tanınan simalarından biri yapmıştır. Reform yanlısı Parvanov, o günlerden bu yana BSP yi Avrupai bir sosyal demokrat partiye dönüştürmeye çabalamıştır. 1999 da Yugoslavya da süren hava bombardımanına Parvanov ve onun Meclis teki grubu karşı çıkarak NATO nun Bulgaristan hava sahasını kullanması aleyhinde oy kullanmıştır. Sosyalist lider bir yıl sonra ise partisinin Bulgaristan ın AB ve NATO üyeliğini desteklediğini belirten bir açıklama yapmıştır. Seçim zaferinin ardından Parvanov, NATO ve AB konusundaki desteğini yeniden dile getirmiştir. Cumhurbaşkanı, Bulgaristan ın geleneksel ortakları Rusya, Ukrayna ve diğerleri ile de ilişkilerini yeniden diriltmesi gerektiğine de inanmaktadır. Herhangi meşru bir hükümetle yakın işbirliği içinde çalışacağına söz veren Parvanov, tüm Bulgaristanlılar ın cumhurbaşkanı olacağını taahhüt ederek devletin üstlenmesi gereken daha güçlü rollere ve halkın devlete olan güveninin yeniden sağlanması gereğine atıfta bulunmuştur. Bulgaristan cumhurbaşkanlığı simgesel ve sınırlı yetkilere sahip olsa da, kurumların hızlı çalışması ve ülkenin uluslararası imajı açısından önemli bir görevdir.Aslen tarihçi olan Parvanov, birçok makale ve deneme kaleme almıştır. 1981 de Sofya Üniveristesi nden mezun olduktan sonra, 1991 yılına kadar araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Parvanov, Bulgar Bilimler Akademisi nde araştırmacı olarak görev yapan Zorka Parvanova ile evli ve iki oğul babasıdır.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
13
2007
0

Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı kimdir?

Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası II. Dünya Savaşında öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri, 1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü. İlk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.Leningrad Teknik Üniversitesinden enerji mühendisi unvanı ile mezun oldu. Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığına atandı. Daha sonra Türkmen Komünist Partisinin Merkez Komite I. Sekreterliğine seçildi. 13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek Sovyet başkanlığına atandı. 27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde Türkmenistanın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi. 21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9unu aldı.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
13
2007
0

Fikri Sağlar kimdir?

1953 yılında Mersinde dünyaya gelen Sağlar, Hacettepe Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü bitirdi. 17. Dönemde milletvekili olarak meclise giren Fikri Sağlar, Mecliste önce Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP), daha sonra da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili olarak görev yaptı. CHPnin son seçimlerde meclis dışı kalmasıyla milletvekilliği görevi sona erdi. Fikri Sağlar 1991-1996 yılları arasında Kültür Bakanlığı yaptı.Susurluk kazasının ardından kurulan TBMM Susurluk Komisyonu’nda üye olarak görev yaptı.Fikri Sağlar, Türkbank ihalesinin dondurulmasına sebep olan “Alaattin Çakıcı-Korkmaz Yiğit” konuşmasına ait teyp bandını kamuoyuna açıkladı.

ESERİ: Kod Adı Susurluk/Derin İlişkiler, Susurluk kazasının ardından Türkbank ihalesinin dondurulmasına kadar devam eden olaylar zincirini kitabında anlatıyor.

HAKKINDA YAZILANLAR

CHPde muhalifler temizlendi
Hürriyet 18 Mart 2001

CHP Yüksek Disiplin Kurulu, dün yaptığı toplantıda eski PM üyesi Fikri Sağları partiden ihraç etti. Partiden ihracı istenen PM üyesi Mehmet Moğultay ile Timurlenk Dal ise istifalarını verdi. Sağlar, gerçek bir CHPli olarak kendisine isnat edilen benzer suçları işlemeye devam edeceğini belirterek, ‘‘Asıl parti suçu işleyenler, bireysel çıkarları için ihraç talebinde bulunanan kifayetsiz muhterislerdir’’ dedi.

Moğultay da ihraç kararını beklemeden istifasını Kartaldaki bir düğün salonunda açıkladı. Moğultay, 1000 partilinin ‘İşte örgüt, işte Moğultay’, ‘Vur vur inlesin, Deniz Baykal dinlesin’ sloganlarıyla moral buldu. Büyük üzüntü içinde istifa kararı aldığını belirten Moğultay, ‘‘CHP Televole Partisi haline getiriliyor’’ dedi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
12
2007
0

Gerhard Schröder kimdir?

Schröder, 7 Nisan 1944de Mossendorf adlı bir köyde dünyaya geldi ve bir kaç gün sonra, yüzünü görmediği babası Fritz Schröder, Alman ordusunun Romanyadan çekilişi sırasında yaşamını yitirdi. Schröder üzerinde önemli rolü olan annesi Erika, temizlikçilik yaparak, iki çocuğunun geçimini sağladı.

Erika, 1947de 3 çocuklu bir işçiyle 2. evliliğini yapınca, Schröderin 3 tane de üvey kardeşi oldu. Üvey babası tüberküloz tedavisi için sık sık sanatoryumda yattığı için, evde aile reisi oölünü Schröder üstlendi. Komşu kentlerdeki okullara gidip, zor şartlar altında öğrenimini sürdürürken, 14 yaşında çeşitli dükkanlarda satıcı olarak çalışmaya başladı. Bu arada genç yaşlarda amatör futbol liglerinde de, iyi bir orta saha oyuncusu olarak top koşturdu.

1966 ile 1971 arasında Göttingen Üniversitesinde Hukuk okuyan Schröder, 1978de ilk avukatlık bürosunu açtı. Savunmasını yaptığı kişiler arasında terör örgütü Kızıl Ordu Fraksiyonundan (RAF) Horst Mahler de var. Partisine danışıp bu davayı üstlenen Schröder, başarılı olamadı. Schröderin geçmişindeki bu ilginç dava, genel seçimlerde rakipleri tarafından, hiç propoganda malzemesi yapılmadı.

Dileği gerçek oldu
Almanya Sosyal Demokrat Partisine (SPD) 1963te giren Gerhard Schröder, 1978 – 80 arasında SPD gençlik örgütü JUSOda iki dönem Genel Başkanlık görevini yürüttü. 1986da Parti Yönetim Kurulu üyesi olan Schröder, 1986 – 1990 yılları arasında Bonnda federal parlamentoda bir dönem milletvekilliği yaptı. Bu yıllarda, Bonndaki Başbakanlık binasının demirliklerine tutunup, “Bir gün buraya Başbakan olmak istiyorum” diye bağırdığı anlatılır.

Daha sonra Aşağı Saksonya Eyaletine dönerek, 1990daki eyalet seçimini kazanan Schröder, bu eyaletin başbakanı olarak Yeşillerle koalisyon kurdu. SPD, 1994te eyaletteki seçimde tek başına iktidar oldu.

1998 martında yapılan Aşağı Saksonya seçiminde, SPD yüzde 48 oranında oyla çok iyi bir sonuç alınca, parti Yönetim Kurulu Schröderi hemen genel seçimler için Başbakan adayı ilan etti. 27 Eylül 1998de genel seçimleri kazanan Schröder liderliğindeki SPD, Yeşiller ile koalisyon hükümeti kurdu.

Türkiyeyi destekledi
Schröder, iç ve dış politikadaki tutarlı politikalarının yanı sıra Türkiyenin Avrupa Birliği adaylığının en ateşli savunucularından biri olarak dikkat çekti. 1999 Aralıkında Finlandiyanın başkenti Helsinkide yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiyeye AB adayı statüsü, Schröder gibi düşünen bazı üye ülke devlet başkanlarının uzun süredir yürüttükleri olumlu kampanya sonucu verildi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
12
2007
0

Fuat Köprülü kimdir?

Mehmet Fuat Köprülü (1890 – 1966) Parlamenter, siyaset ve devlet adamı, Yeni Demokrat Partinin kurucusu. Köprülü Mehmet Paşanın ailesindendir. Ayasofya Rüştiyesi ve Mercan İdadisinden sonra İstanbul Hukuk Fakültesine devam etti. 1909da bu fakülteyi bırakarak Edebiyat, Felsefe ve Tarih alanlarında özel olarak çalışmaya başladı. Bundan sonra İstanbul okullarında öğretmenlik yaptı. 1924de Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığına atandı. Aynı yıl İstanbul Darülfünundaki görevine döndü. Bu arada Türkiyat Enstitüsünü kurdu. T.T.E. (Türk Tarih Encümeni) kurulan başkanlığına seçildi.

1929da Ord. Prof. oldu ve Edebiyat Fakültesi Dekanı seçildi. 1934de siyasi hayata atılarak Karsdan meclise milletvekili olarak girdi. çok partili döneme geçiş sırasında C.H.P. den ayrılarak D.P.nin kurucuları arasına girdi. 14 Mayıs 1950de D.P. iktidarı döneminde I. Menderes kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. 1956da Devlet Bakanlığı görevini sürdürürken bir yıl sonra D.P.den istifa etti. Milletvekilliği de düştü. 27 Mayıs 1960dan sonra Yeni Demokrat Partiyi kurdu. Ancak bu parti pek ilgi görmedi. Amblem olarak seçtiği “Kıratı” A.P. ye bırakarak siyasi yaşamdan ayrıldı.

ESERLERİ
Arasında Türk Dili ve Edebiyatı hakkında araştırmalar 1934, Türk Saz
Şairleri Antolojisi 1940, Anadoluda Türk Dili ve Edebiyatının Tekamülüne bir bakış 1934, Osmanlı Devletinin kuruluşu 1959, On The Way to Democracy 1964, Edebiyat Araştırmaları Külliyatı 1966 adlarında bir çok kitap ve araştırma eser ve makaleleri vardır. Öte yandan İslam Ansiklopedisinde sahası ile ilgili ilmi makaleler yazdı.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel