Oca
29
2008
0

Seyfi Basa kimdir?

Lion, Rotaryen ve 32. dereceden Mason olan; Cerrahpaşa, Vakıf Gureba, Haseki ve Numune hastanelerinde başhekimlik yapan İbrahim Seyfi Basa, hayatta iken yayımlamamak kaydıyla hatıralarını yazıyor. Basa, mafyadan sosyeteye kadar çok kişinin kendisinden sahte rapor istediğini söylüyor.

“25 sene başhekimlik yaptığım için mafyasından zenginine kadar bana işi düşmeyen kalmadı. Hapse mahkûm olmuştur; hapis yatamaz diye rapor verirdim. Çocuğu sakattır, araba alacak, ‘Seyfi Bey rapor verir’ der, gelirler, verirdim. Hiçbir şeyden korkmazdım, hâlâ korkmam. Ben sahtekârlığı iyilik için yapardım. Bakanlık da raporlarımı kabul ederdi. Çünkü benim raporum geçerli olurdu, Süleyman Bey’in (Demirel) arkadaşı olduğum için. Herkeste ‘Nasıl olsa Seyfi istediğini yaptırır’ zihniyeti vardı.”

Seyfi ve başhekim kelimeleri, soyadını söylemeye gerek duymadan hatırlatmaya yeterli olacaktır onu. Hiç kullanmadığı ön adı ile birlikte İbrahim Seyfi Basa’dır bu sözlerin sahibi. 25 yıl boyunca İstanbul’daki Cerrahpaşa, Vakıf Gureba, Beyoğlu, Haseki ve Haydarpaşa Numune hastanelerinde başhekimlik yapmış olan Basa, Lion, Rotaryen ve söylediğine göre üst dereceden (32) mason birisidir.

“… ve çok gariptir ki 1962’de ben Cerrahpaşa Hastanesi’nin başhekimi oldum” diyen Seyfi Basa, olayın garipliğini de şu cümlelerle açıklamakta: “Hastanedekilerin hepsi hocamdı ve ben çok gençtim. 38-39 yaşlarında iken, o zaman Türkiye’nin en büyük hastanesi olan Cerrahpaşa’ya, Türkiye’nin en genç başhekimi olarak tayin oldum.”

Birçok kişiyle ve anısı bulunan ve bu anılarını kaleme almaya devam eden, onları yayımlamayı ise en azından hayatta olduğu sürece düşünmeyen Seyfi Basa, hatıralarından ancak bir tanesini bizimle paylaşıyor. Haseki Hastanesi Başhekimi iken Dündar Kılıç’ın kendisine geldiğini söyleyen Basa, şunları anlatıyor: “Kılıç, ‘Benim 4 ay mahkûmiyetim var. Çok mühim işim var. 5 ay sonra girmem için bana bir rapor verir misin?’ dedi. Bir adamın 4 ay sonra hapse girmesi ile 4 ay evvel girmesi arasında bir fark var mı? Rapor verdim, 5 ay hapse giremez diye.”

‘Dündar Kılıç nerede görse elimi öptü’

Bunun üzerine Dündar Kılıç, Seyfi Basa’ya ertesi gün, kardeşi vasıtasıyla, 1976 veya 77’nin parasıyla içinde 500 milyon lira bulunan bir teşekkür mektubu gönderir. Anlattığına göre Seyfi Basa mektubu büküp kardeşi vasıtası ile Dündar Kılıç’a iade eder: “On beş dakika sonra Dündar geldi. ‘Affedersin, bugüne kadar kim ne yaptı ise benden para aldı. İlk defa böyle bir şeyle karşılaştım’ dedi. Ondan sonra Dündar nerede görse elimi öpmüştür. Bunlar kabadayı idi. Şimdikiler kabadayı değil, sahtekâr ve dolandırıcı.”

Seyfi Basa ilk defa 1965 yılında başbakanlık koltuğuna oturan Süleyman Demirel’le arkadaştır. Bu sebeple, raporları daha bir itibar görmektedir. Onun Demirel’le tanışıklığı ise politikacı amcazadesi Ercüment Basa vesilesi ile olmuştur. Amcasının oğlu Mazhar Basa ise CHP ve GP’den 13. dönem milletvekili olarak Meclis’te bulunmuştur.

Demirel’le Seyfi Basa’nın ilişkisi zamanla ilerler. Hatta Demirel 1967’de o zaman İstanbul Üniversitesi’ne bağlanması gündeme gelen Cerrahpaşa Hastanesi’nin başhekimi Seyfi Basa’ya, gitmek istediği hastaneyi tercih etmesini bile söyler. Basa, ‘hiç bir arkadaşımın yerini almak istemem’ derse de önce Vakıf Gureba’ya cildiyeci olarak tayin edilir, 23 gün sonra da eski başhekimin istifa etmesiyle kendisi o koltuğa oturur. Seyfi Basa ancak 1974 yılında, Bülent Ecevit’in Necmettin Erbakan’la kurduğu Birinci Ecevit Hükümeti döneminde Erbakan tarafından görevden alınır. Bunun üzerine Süleyman Demirel ona imzalı fotoğrafını gönderir. Seyfi Basa bu sefer Şişli Etfal Hastanesi’ne cildiyeci olarak tayin edilir. Fakat, Ecevit’in Erbakan’la kurduğu bu hükümet ancak 8 ay ayakta kalabilir. Ardından, sağlık bakanı olan Kemal Demir ona ‘Hangi hastanenin başhekimliğini istiyorsun?’ diye sorar. Beyoğlu Kuledibi Hastanesi’nde kısa süre başhekim olan Basa, oradan da 1976 yılından ‘1985’e kadar sürecek Haseki Hastanesi Başhekimliği’ne geçer. Seyfi Hoca, o işin ardından, son başhekimlik görev yeri olan Haydarpaşa Numune Hastanesi’ni ıslah etmek üzere buranın başına getirilir. Sonradan kendisine söylendiğine göre, askeri tıbbiyeli olduğu için, zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren istemiştir onun buraya gelmesini.

Ankara Cinayeti konusunda neden

konuşmuyor?

1921 yılında Rize/Pazar’da dünyaya gelen Seyfi Basa, ailesinin Kafkaslar’dan geldiğinin kuvvetle ihtimal olduğunu söylemektedir. Dedesi İshak Basa en son Çorum Valiliği’nde bulunmuş, babası Nazım Basa ise hukuk eğitimi almasına rağmen mesleğini hiç yapmamış, ticarete atılmış Seyfi Basa, ilkokulu Pazar’da okuduktan sonra orta ve lise tahsilini Trabzon’da yatılı okulda tamamlar. Sonrasında 1938 senesinde İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girer. İstanbul’daki ikinci senesinde ise askeri tıbbiyeye geçer. Prof. Siyami Ersek gibi tanınmış tıp adamları ile birlikte okuyan Basa, 1944 yılında teğmen rütbesiyle mezu nolur. Stajını 1945 senesinde Ankara da Gülhane’de yapan Basa, o yıl meydana gelen ve meşhur ‘Ankara Cinayeti’ olarak anılan hadise hakkında da bilgi sahibidir. Doktor Neşet Naci cinayete kurban gitmiş, bu olayla bağlantılı olarak Ankara Valisi Nevzat Tandoğan da intihar mı, cinayet mi olduğu hâlâ tartışmalı bir şekilde hayatını kayetmiştir. Dost sohbetlerinde konu ile ilgili bilgilerini aktardığını öğrendiğimiz Seyfi Basa’nın, bu konudaki sorularımız karşısında tavrı nettir: “O mevzuda konuşmam.” Anlaşılan, bu hadise de Seyfi Hoca’nın hatıraları arasındaki yerini sır olarak korumaya devam edecek.

1948 yılında imtihanı kazanarak Ankara Gülhane’ye cildiye asistanı olarak giden Basa, 1951 senesinde cildiye mutehassısı olup bir de kara ordusundan hava ordusuna geçer. Türk ordusunda bir ordudan başka bir orduya geçmek imkansızdır. Ama Basa, bu konuda bir ilki başarır. Gizli bir el mi yoksa talihi mi yardım etmiştir ona, bilinmez. Böylece, kara ordusunda kalsaydı mecburi hizmet için Anadolu’nun birçok yerine gitmesi söz konusu olacakken, Ankara ve Eskişehir’de tesisi bulunan hava ordusunda görev alır. Eskişehir’de iken devlet tarafından yurtdışına eğitimlere gönderilir. O tarihlerde ***** Menderes’in, mecburi hizmet süresini 15 yıldan 10 yıla indirmesini fırsat bilerek, askeri tıbbiye mezunu olduğundan binbaşı rütbesini de almasına rağmen ordudan ayrılır. Kısa bir süre Zeynep Kamil Hastanesi’nde çalışır. Arkasından da yukarıda adı geçen hastanelerde başhekimlik yapar.

‘Devletin kasasında para olsun,

millet açlıktan ölsün’

Bunca yıl başhekimliğin ardından 1987 yılında Süleyman Demirel tarafından Doğru Yol Partisi İstanbul İl Başkanlığı’na gelmesi istenir. Demirel’le olan ilişkisi buna en temel etkendir ama Basa’nın bu partiye yakın durmasının sebebi Cumhuriyet Halk Partisi’nin izleyegeldiği politikalardır: “Halk Partisi’ni gençliğimden beri hiç tasvip etmedim. Çünkü bizim çocukluğumuzda Türkiye’nin en fakir yeri Rize idi. CHP’lilerin bir zihniyeti vardı. Devletin kasasında para olsun, millet acından ölsün. Politika bu idi. Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerinde o kadar büyük bir zafer kazanması tamamiyle halkın onlardan nefret etmesine bağlı idi. Dikkat ederseniz hâlâ bu nefret sürüyor.”

Bu dönemde İstanbul/Fatih’ten DYP adına milletvekili adayı da olan Seyfi Hoca, Turgut Özal’ın karşısında kazanamayacağını kestirip, adaylıktan çekilir.

Türkiye’nin ilk özel çocuk hastanesini kurdu

Osmanlı döneminin ilk çocuk hastanesi Şişli Etfal’i kuran ile cumhuriyet devrinde Adana’da Türkiye’nin ilk özel hastanesini açan kişilerin ortak özelliği, isimlerinin İbrahim olmasıdır bilgisin veren Basan; “1990 yılında Türkiye’nin ilk özel çocuk hastanesi Seba’yı açtım. Benim ön ismim de İbrahim’dir” diyor.

‘Doktorlardan ve insanlardan nefret ettim’

Türkiye’de sedef hastalığını tedavi eden tek kişi olduğunu iddia eden Seyfi Hoca, İngiltere’den getirttiği bir iğne sayesinde bugüne kadar 4 bin sedefli hastada iyi netice aldığını ifade ediyor. Uzun yıllar başhekimlik yapmış birisi olan Seyfi Basa, içinde bulunduğu doktorlar dünyası hakkında ise bunca yıldan sonra hiç iyi konuşmamaktadır: “Türkiye’de son senelerde bozulan ticari ahlaktır; senelerdir dostluk, akrabalık, arkadaşlık kalmamıştır; bir tek para kalmıştır ortada. Ben bu hastaneyi açtıktan sonra evvela doktorlardan, sonra insanlardan nefret ettim.”

Yılların tıp adamı Seyfi Basa, tıp ve doktorlar dünyasındaki ilginçliklere de dikkat çekiyor. Basa, doktorların birçoğunun özel giderlerini vergiden düşmek için limited şirket kurduklarını, buna rağmen muayenehane kapılarına şirketin ismini değil, kendi isimlerini yazdıklarını söyleyerek, bu konuda yetkilileri uyarıyor. ‘Doktorlar şirket kurar ama isme tabela asamaz’ diyor. Seyfi Hoca, diyet uzmanlığı gibi bir şeyin olmadığını, akupunkturun aslında bir psikolojik tedavi yöntemi olduğunu, fakat Türkiye’de ticari bir araç haline gelerek ilgili ilgisiz her alanda uygulandığını anlatıyor; berberlerin ‘sivilce tedavisi yapılır’ diye tabela asması karşısında ise şaşkınlığını dile getiriyor.

Sabih Tansal’ın eniştesi

Tevfik-Sabiha Tansal’ın kızı Nermin Hanım’la yaptığı evlilik sayesinde Boğaziçi Üniversitesi’nin eski rektörü Sabih Tansal’ın da eniştesi olan Seyfi Basa oldukça geniş bir çevreye sahiptir. Bu kadar geniş bir çevre edinmesinin sebebini, İstanbul’a daha ilk geldiğinde bütün sosyal kulüplere üye olmakla açıklayan Basa, Moda Deniz ve Moda Yelken kulüplerine üyeliklerinin yanında Büyük Kulüb’ün de yaşayan en eski üyesi durumundadır.

‘Bursaspor’la şike yaptık’

1975’te, gazetelerde müstear isimle (ne olduğunu açıklamıyor) yazılar yazan, doktorların yanında, büyükelçiler ve Cemal Ulusoy, Sakıp Sabancı gibi iş dünyasının köklü isimlerinin de bulunduğu kişilerle bir zaman öncesine kadar özel toplantılarda bir araya gelen Basa, Beşiktaş’a üyeliğinden önce 1986 sezonunda Servet Takiş’in başkan olduğu dönemde Rizespor’da yöneticilik yapmıştır: “Benim dönemimde bir şike yaptık. Ondan sonra sporla alakayı kestim. Şike yapılıyordu, biz de Bursaspor’la son maçı oynarken yaptık o zaman. Ve birinci ligde kaldık.

- Satın mı alındı maç?

Satış yoktu da hatır vardı. Özel bir konuşma idi. 84. dakikada bir penaltı ile birinci ligde kaldık.

- 84. dakika üzerinde anlaştınız!

Öyle rivayet edilir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Süleyman Demirel kimdir?

Isparta’nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy’de dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon’da bitirdi. Şubat 1949′da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi’ nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde su mühendisliği konusunda dersler verdi. Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 10 Ekim 1965′de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak Parlamento’ya girdi ve Türkiye’nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükûmet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükûmeti’ni kurdu. Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32. T.C. Hükûmeti’ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979′da 3 defa daha hükûmet kurdu. 12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987′de yapılan halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve 24 Eylül 1987 tarihinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı’na seçildi. 29 Kasım 1987′de yapılan genel seçimlerde Isparta Milletvekili olarak tekrar TBMM’ne girdi. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, DYP ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin biraraya gelerek kurduğu 49. T.C. Hükûmeti’nde Başbakan olarak görev aldı. 30 yaşında genel müdür, 40 yaşında önce parti genel başkanı, sonra başbakan olmuş; 12 seneye yaklaşan başbakanlık görevinde, Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye’nin en genç genel müdürü, en genç başbakanı ve İsmet İnönü’den sonra en uzun başbakanlık yapmış kişisidir. 6 dönem Isparta Milletvekilliği yapmış, 7 sene yasaklı kalmış, 6 defa hükûmetten gitmiş, 7 defa hükûmet kurmuştur. 16 Mayıs 1993 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Demirel bu görevi 16 Mayıs 2000 tarihine kadar sürdürdü.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Recep Tayyip Erdoğan kimdir?

Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954 yılında İstanbul’un Kasımpaşa semtinde dünyaya geldi. Erdoğan, ilkokulu Piyale Paşa İlkokulu’nda okudu. 1965 yılında ilokulu bitirip İmam Hatip Lisesi’ne kayıt oldu ve 1973 yılında buradan mezun oldu. Daha sonra yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde yaptı. Camialtı, İETT ve Erokspor’da 16 yıl futbol oynadı ve 12 Eylül 1980 sonrasında futbolu bıraktı. Milli Türk Talebe Birliğindeki görev yıllarından sonra, 1976 yılında Millî Selâmet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi. 1977 yılında bir konferans münasebetiyle tanıştığı Emine Hanım’la 4 Temmuz 1978’de evlendi. Evliliklerinden Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adında iki oğlu, Esra ve Sümeyye adında da iki kız çocuğu oldu.

12 Eylül 1980’de İ.E.T.T’den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı ve bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1982 yılında askere gitti. Yedek subay eğitimini Tuzla’da yapan Erdoğan, Karargâh subayı olarak askerliğini tamamladı. Askerden döndükten sonra yine aynı şirkette yaklaşık birbuçuk sene çalıştı. Bir sonraki çalışma hayatına başka bir şirkette genel müdür olarak devam etti.

12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatı tekrar başlamış oldu. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve M.K.Y.K üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu. Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Başkanı seçildi.

12 Aralık 1997 yılında davet üzerine gittiği Siirt’te, miting sırasında okuduğu bir şiir nedeniyle Diyarbakır DGM’de yargılanmaya başlandı. Yargılama sonucu Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı bu cezasını 24 Temmuz 1999 günü tamamladı.

Fazilet Partisi’nin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. “Gelenekçi” olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan’ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001′de Saadet Partisi’ni kurarken, “yenilikçi” kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001′de, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi. Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Kasım 2002 seçimlerinde oyların büyük bir çoğunlunu alarak tek başına iktidar oldu. 3 Kasım seçimlerinde adaylığı kabul edilmeyen Erdoğan yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olarak Meclis’e girdi ve Abdullah Gül’ün Başbakanlığı’ndaki 58. hükümetin istifasını sunması üzerine 59. Hükümeti kurarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Melih Gökçek kimdir?

20 Ekim 1948 yılında Ankara Keçiören’de dünyaya geldi. Çocukluğu babasının mesleği dolayısıyla Gaziantep’te geçti. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep’te yapan gökçek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrencilik hayatına başlayınca 1967 yılından itibaren tekrar Ankara’ya yerleşti. Bilahare Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulunu bitiren Gökçek Gazeteciliğe başladı. Parlamento muhabirliği yapan Gökçek, askerlik görevine başlamadan önce Çalışma Bakanlığında Özel Kalem Müdürmuavinliği yaptı.

Yedek subaylığını Kıbrıs Güzelyurt’ta yapan Gökçek, askerlik dönüşü ticaret hayatına atıldı.

1984 yılında Anavatan Partisi’nden Keçiören Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. 1989 yılından itibaren Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne getirilen Gökçek , bu görevini 1991 yılı başlarına kadar sürdürdü.

1991 yılında Refah Partisine geçen Gökçek aynı yıl içinde Keçiören bölgesinden Ankara Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. 1994 yılında ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu.

Başkanlığa seçilen Gökçek 1999 yılında ikinci kez aynı göreve seçildi ve Ankara tarihinde ilk kez iki dönem üstüste büyükşehir belediye başkanlığına seçilen kişi oldu.

SİYASİ HAYATI

Melih Gökçek siyasi yaşamına 1984’de Anavatan Partisi’nden Keçiören Belediye Başkan adayı olarak başladı.

23 Mart 1984′de Keçiören Belediye Başkanlığı’nı kazandı.

1989’da ikinci defa Keçiören Belediye Başkanlığı görevine aday oldu. Fakat bu dönemde seçimleri kazanamadı.

Seçimleri kaybeden Gökçek bürokrasiye döndü ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü görevine başladı. 1991 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

1991 yılı hem siyasi hem bürokratik hayatında dönüm noktası yaşadı Gökçek. Parti için dengeler ve siyasi konjonktür Gökçek’in ANAP’tan istifa ederek Refah Partisi’ne katılmasına neden oldu. Gökçek, 1991 Genel Seçimleri öncesi Refah Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi ittifakın 62 milletvekili çıkardığı 20 Ekim 1991 seçimlerinde Gökçek Keçiören Bölgesi’nden Refah Partisi Ankara Milletvekili olarak parlamentoya girdi.

2 yıl üç ay milletvekilliği yapan Gökçek, 1994 yılında milletvekilliği devam ederken Refah Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Seçimleri 6500 oy farkla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandı.
Refah Partisi’nin kapatılması üzerine Fazilet Partisi’ne geçen Gökçek, 1999 yılı Belediye Seçimleri’nde ikinci kez Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Bu kez yapılan seçimlerde 30 000 oy farkıyla Ankara tarihinde ilk kez iki kez üst üste seçilen Belediye Başkanı olma başarısını elde etti. Bu dönemde de Fazilet Partisi’nin kapanması üzerine bağımsız kaldı.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Kadir Topbaş kimdir?

Kadir Topbaş 1945 yılında Artvin’in Yusufeli ilçesinde dünyaya geldi. İlahiyat ve mimarlık eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde doktora yaptı. Serbest mimar olarak çalıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak bulunan Topbaş, Büyükşehire bağlı saray, kasır ve tarihi eserlerin onarımı ve dekorasyonunu organize etti.

Kültür Bakanlığı İstanbul 1. Anıtlar Kurulu Başkan Yardımcılığı yaptı. Kadir Topbaş, 42 yıl oturduğu Beyoğlu’nda 1948’den beri faaliyette olan aile şirketinin de ortağıdır. Fazilet Partisi İstanbul İl Başkan Vekili iken Beyoğlu Belediye Başkan adayı olan ve bu görevi kazanarak Beyoğlu Belediye Başkanı olan Topbaş evli ve 3 çocuk babasıdır.

2004 Yerel Seçimlerinde İstanbul’dan Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı’nı koyan Topbaş, Ak Parti’den Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Adnan Menderes kimdir?

1899 yılında Aydın’da dünyaya geldi. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır.Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O’nu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji’nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayar’la böyle tanışmış oldu.

Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın’da bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi’ni kurdu. Daha sonra Söke’de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka’nın Aydın Teşkilatı’nı kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca CHP’ye girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı’nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945′te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti’nin 7 Ocak 1946′da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayar’dan sonra ikinci adam durumuna geldi.

KESİTLER

Atatürk ve CHP macerası
27 Mayıs Darbesi
Darbe hakkında bir yazı
Bebek Davası
Menderes’in son dakikaları
61 Nolu Tebliğ
14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5′ini alarak iktidar oldu. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada’ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı’nca idama mahkum edildi. Yassıada’da tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığı söylenir.

ATATÜRK’ÜN SÖZÜ VE CHP MACERASI

Türk demokrasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Adnan Menderes 1930 yılında Serbest Fırka’ya katıldı. Serbest Cumhuriyet Fıkrası feshedildikten sonra, Celal Bayar’la görüşerek, Cumhuriyet Halk Partisine girdi, en sonunda da Mustafa Kemal’in “Bugün konuştuğum genç, elbette burada bizim parti mutemetleri ile çalışamaz. Şayan-ı dikkat bir gençtir” cümlesi ile beğenisini kazanmıştı ve 1931 yılında CHF Aydın Milletvekili seçildi, 1945 yılına kadar CHF Milletvekilliğini sürdürmüştür.

Adnan Menderes o dönemi şöyle anlatıyor:

“Atatürk zamanında ben, Aydın’da Serbest Fırka’nın reisiydim. Fethi Bey bizzat Aydın’a gelerek, Serbest Fırka ile meşgul oldu. Aydın’daki belediye seçimlerini kazandım. Gayet dürüst bir mücadeleye giriştim. Halk Fırkası ileri gelenleri ile tanışıyordum. Ama Halk Partisi’ne, onların rica ve ısrarına rağmen girmemiştim… Fethi Bey’in partisi, malum şartlar altında feshedildi. Memlekete derin bir teessür hakim oldu. Halk Partisi kendisini toparlamak istedi. Vilayetlere heyetler gönderildi. Bu arada Izmir ve Aydın’a da, Celal Bayar riyasetinde bir heyet geldi…Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet, Celal Bayar tanıdığım ve hürmet ettiğim bir zattı. Vasıf Çınar Ittihat ve Terakki mektebinden hocamdı… Ve temas temin edildi. Bu muhterem zatların ibram ve ısrarı üzerine, Halk Partisine girerek, fikirlerimizi parti içinde müdafaa etmek muvafık olacaktı. O zamana kadar ve benimle beraber Halk Partisi’ne karşı çekingen tanınan arkadaşlarla, Halk Partisi’ne girdik.” (Bilgin Çelik, ” Toplumsal Tarih Aralık 2000″, “Aydın’da Serbest Fırka ve Belediye Seçimleri )

1945 senesine kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle eleştirerek komisyondan istifa etti.Partide yaptıkları muhalefetten dolayı bir süre sonra Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945′te ihraç edildiler.

27 MAYIS DARBESİ

Sabah saat 04:36′da Ankara Radyosu’ndan yapılan bir anons nefesini tutan insanları bir anda heyecanlandırdı. Tek haberleşme aracı olan devlet radyosundan evlere ulaşan anonsta, ”Bugün, demokrasimizin içine düştüğü buhran ve en son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır” deniliyordu ve Türk halkı ihtilalle ilk defa tanışmış oldu.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar Çankaya Köşkü’nde; Başbakan Adnan Menderes Kütahya’da gözetim altına alınıyordu. Bakanlar Kurulu ve Tahkikat Komisyonu üyeleriyle DP milletvekilleri de bulundukları mekanlardan toplanarak Harp Okuluna gönderildiler.

Demokrat Parti iktidarı ile iyi ilişkiler içinde bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere üst rütbeli asker ve bürokratlar cezaevlerine konuldu. Ülkede ilan edilen sıkıyönetim sonucu tüm Demokrat Partili milletvekilleri, üst derecedeki bürokratlar, polis şefleri tek tek evlerinden alındı. Tüm siyasiler yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderildiler.

DARBE HAKKINDA BİR YAZI

BÜYÜK GÜN (Çetin Altan-27 Mayıs 1960-Milliyet )

BÜTÜN Türk vatanperverleri bu muazzam ve şanlı günün sevinci ve heyecanı içindedirler.

Çürümüş, sufli politik tertiplerinin şahsi ihtiraslarla Türkiye’yi en tehlikeli badirelere, kardeş kavgalarına sürüklemek üzere olduğu bir sırada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin medeni bir şekilde devlet idaresine el koymaları ve memleketi karanlık bir akibetten kurtarmaları, tarihimizin büyüklüğüne yakışan mutlu bir hareket olarak, Milletimize hür ve insan haklarına uygun yeni ufuklar açmaktadır.

Kara ve şüpheli günler selamete ermiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin şahsında mukedderatına hakim olmuştur.

Silahlı Kuvvetlerimizi tam zamanında ve üstün bir anlayışla, Milletin kaderini, gitmekte olduğu kötü yoldan bir anda aydınlığa çıkarmıştır.

Her türlü yalan, baskı ve küçük oyunlardan uzak olarak, Kurucu Meclis’in koyacağı demokratik prensipler çerçevesinde, yakında serbest seçimlere gidilecektir.

Vatandaşların vakur bir anlayışla aynı milletin çocukları olduklarını hatırlamaları, Hukuk ve İnsan Haklarının koyduğu esaslar içinde, hür bir memlekette yaşayabilmek için birbirlerine kardeşce davranmaları bugün her zamandan ziyade milli bir vazife olmuştur.

Artık hiçbir partinin rozeti kanun dışı bir imtiyazın sembolü olmayacaktır. Güzel vatanımızda eşit ve hür olarak insanca yaşamanın saadetini paylaşacağımız dakikalar yakındır.

Kinsiz, baskısız ve zindansız kardeşce bir sevginin memleket üzerinde esas saadetini duyuyor ve bu büyük günü candan alkışlıyoruz.

Nefretlerin, kıskançlıkların ve ahlaksızlıkların uğursuz bulutları dağılmaktadır. Bütün vatandaşların bu yeni devrin kapısından bir tek vücut halinde girmeleri ve her türlü şahsi duyguların üzerinde, memleket menfaatlerini düşünmeleri en kutsal vazife olmuştur.

Hakiki hürriyetin saati çalmıştır. Atatürk’ün inkilaplarına bağlı olarak demokratik bir memlekette Türklüğün şerefine yakışan bir nizamın temelleri atılmaktadır.

Yaşasın Türk milleti yaşasın Türk Ordusu…

BEBEK DAVASI

“Adnan Menderes’in gayri meşru çocuğu, Dr. Mükerrem Sarol tarafından alınarak öldürüldü.” Gazetelerin kullandığı bu haberler Yassıada Savcılarınca delil telakki edilerek, Adnan Menderes hakkında tarihte Bebek Davası olarak anılan dava açıldı. bunun yanında Başbakanlık kasasından çıktığını iddia edilen kadın iç çamaşırı ve bir kutu da çıplak kadın fotoğrafı da delin olarak kullanıldı. Menderes ise bu tutum karşısında gönül ilişkisini yalanlamadığı gibi özür de dilemedi; çocuğun öldürülmediğini, doğum anında öldüğünü söyledi. Adnan Menderes’in gönül ilişkisine girdiği Ayhan Aydan, gerçekten de Menderes’ten hamile kalmış ancak bebekten kurtulmayı kesinlikle istemediği gibi, doğurmayı çok arzulamıştı. Doğuma giren Dr. Fahri Atabey de, “bebeğin boynunu saran kordon yüzünden ölü doğduğunu” saptamıştı.

Türk siyasi tarihinde, kaçamağı göze alan, evliyken yaşadığı bir ilişki yüzünden kendini kamuoyu önünde savunmak durumunda kalan tek başbakan Adnan Menderes oldu.

Ayhan Aydan ise, Yassıada duruşmalarında tanık olarak dinlendiği kürsüde şunları söylüyordu:

“Adnan Menderes’i 1951′de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Ancak hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin öldürülmesine razı olabilir?” Mahkeme başkanı tarafından sevgilisini kurtarmaya çalışmakla suçlansa da, kamuoyu düşüncesini değiştirmeye, bu yasak ilişkideki masumiyete inanmaya, hatta sempati duymaya başladı. Tarihe “bebek davası” olarak geçen bu duruşmaların sonunda Adnan Menderes beraat etti. Menderes’in beraat ettiği tek dava da buydu. Fakat “devletin yüksek menfaatlerine ve istihbarat işlerine sarfedilmek üzere emrine tahsis edilen paraların bir kısmıyla opera sanatçısı Aydan Ayhan’a ev aldığı” iddiasıyla açılan davada suçlu bulundu.

MENDERES’İN SON DAKİKALARI

İmralı’ya gelindiğinde, memleket içinde ve dış basında sıhhi durumu türlü spekülasyonlara yol açan Menderes, iskeleden konulduğu misafir salonuna kadar çiçek tarhları arasındaki 100 metrelik yolu hiç kimsenin yardımı olmadan rahatça yürüdü. Ayrıca misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, gene aynı rahatlıkla katetti.

İmralı Adasının etrafında ve içinde Örfi İdare Kumandanlığınca sıkı emniyet tedbirleri alınmıştı. İmralı Adasının etrafında donanmamıza mensup tekneler, içinde de deniz, kara ve hava askerleri görülmekteydi.

Yassıada’dan bir enstantane

‘…. birden önümdeki sırada sağda Bayar’ın başını tanıdım. Yanında oturanı seçemedim önce. Yalnız çok ince bir boyun, gevşek beyaz yaka ve sarı saçlar gözüme çarptı. Bir ara başını çevirdi, o zaman Bayar’ın yanında oturanın Adnan Bey olduğunu hayretle gördüm. Yarabbi ne hale gelmişti! Zayıflamış, zayıflamıştı. Yüzünde benek benek çiller. Sanki uzun bir hastalıktan yeni kalkmıştı…’ Samet Ağaoğlu, Arkadaşım Menderes 1967 Baha Matbaası syf:176
Menderes’e M.B.K.’nin tasdik kararı, kendisine tahsis olunan misafir salonunda tefhim edilmiştir. Cumartesiyi pazara bağlıyan gece saat 01.30′da Zorlu ve Polatkan için yapılan formaliteler, Menderes için tekrarlandı.

Menderes Egesel’i dinlerken Polatkan derecesinde olmamakla beraber gene korku ile sarsıldı. Fakat zamanla kendisini toparladı. Oturduğu yerde kamburunu çıkararak daha da küçülmüş ve son arzusu sorulduğu zaman bir sigara istedi.

Verilen Yenice sigarasını içerken şunları söyledi:

- Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.

Menderes, sabaha karşı saat 02.31′de Zorlu’nun ipe çekildiği darağacında asılmak suretiyle idam edildi. Menderes’in de, Zorlu ve Polatkan gibi darağacına götürülürken, usule uygun olarak bilekleri arkasına bağlanmıştı.

61 NOLU TEBLİĞ

M.B. Komitesi İrtibat Bürosunun (61) numaralı tebliğidir:

1- Ord. Prof. Dr. Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastahanesi Dahiliye Servisi Şefi Dr. Nevzat Yeginsu ve Yassıada Garnizon Hastahanesi tabiplerinden Dr. Galip Bozalioğlu, Dr. Ahmet Karahaliloğlu, Dr. Zeki Kebapçıoğlu ve Dr. Sedat Yürütgen’den müteşekkil heyet tarafından düşük Başvekil Adnan Menderes’in sıhhi muayenesi yapılmış sıhhi durumunun tamamen normale döndüğü raporla tesbit edilmiştir.

2- Yüksek Adalet Divanınca verilen ve Milli Birlik Komitesince tasdik edilen idam cezası hükmü infaz edilmiştir. Tebliğ olunur.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
15
2007
0

Necmettin Erbakan kimdir?

Hakim Mehmet Sabri ile Kamer Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Baba tarafı Adana’nın Kozan ilçesinin tanınmış ailelerinden. İlk öğrenimine Kayseri’de başlamasına karşın babasının tayin olması dolayısıyla Trabzon’da bitirdi. İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirdi . İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden 1948 yılında mezun oldu. Fakülte’ye 2. sınıftan başlamıştı. Üniversite yıllarında okula mescid açılmasına öncülük etti. Aynı yıl aynı yerde Motorlar Kürsüsünde Asistan oldu.

Üniversite tarafından 1951′de gönderildiği Almanya’da Reinisch Westfalische Technische Hochschule Aachen: RWTH Aachen (Aachen Teknik Üniversitesi)’da doktorasını yaptı. Alman Ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman Üniversiteleri’nde doktorasını verdi, 1953′de Doçentlik sınavını vermek üzere İstanbul’a döndü. 27 yaşında 1954′de İTÜ’de Doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere tekrar Federal Almanya’nın Deutz fabrikalarına gitti. Leopar tanklarını geliştirme çalışmasında araştırma başmühendisi olarak görev aldı (1951-54). Mayıs 1954-55 arasında askerlik yaptı. Tekrar Üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor’u kurdu ve Motor üretimini gerçekleştirdi. 1965′te Profesör unvanlarını aldı. 1967′de TOBB Genel Sekreterliği’ne seçildi. Aynı yıl Nermin Erbakan’la (1943-2005) evlendi.

1969′da Adalet Partisi’nden milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için,Konya’dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili seçildi. 1970′de Milli Nizam Partisi’ni kurdu, ancak parti kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. 11 Ekim 1973′de MNP kadrosuyla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1974-1978 döneminde üç ayrı kaolisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Bu dönemde, Kıbrıs Barış Harekatı’nın yapılmasını savundu.

12 Eylül’de bir süre İzmir Uzunada’da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980′de 21 MSP yöneticisiyle birlikte ‘MSP’yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak ‘ suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981′de serbest bırakıldı ve beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 1987′de halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 19 Temmuz 1983′te kurulan Refah Partisi’ne daha sonra genel başkan seçildi. 1991 seçimlerinde Konya’dan milletvekili oldu.

Refah Partisi 1995 seçimlerinde 158 milletvekili ile birinci parti oldu. DYP-ANAP koalisyonu başarısız olunca DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde 28 Haziran 1996′da başbakan olarak göreve başladı. Bu dönemde, Türkiye tarihinin ilk denk bütçesi yapıldı. İlk 8 ay planlanan şekilde uygulandı. Bu dönemde, D-8 adlı büyük bir organizasyonun liderliği gerçekleştirildi. Hazinenin, iç piyasaya borçlanma ihtiyacını ortadan kaldıran “Havuz Sistemi” uygulamasını başlattı. Memura her ay, enflasyon + büyüme oranında zammı otomatik olarak verme anlamına gelen s.mobil sistemini uygulamaya başladı. Memur, emekli ve işçiye % 110 ile % 200 oranlarında üst üste zamlar gerçekleştirildi. Esnafa yüklü miktarlarda kredi imkanı sağlandı.

21 Mayıs 1997′de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, RP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve RP kapatıldı. Hakkında açılan davalardan (kayıp trilyon davası) aldığı hapis cezaları ilerleyen yaşı gözönüne alınarak ev hapsine çevrildi. Kurucusu olduğu Milli Görüş Hareketi’nin 2001 yılında bölünmesinden sonra Erbakan’ın da desteklediği Milli Görüş’çü kanat Recai Kutan başkanlığındaki Saadet Partisi’ni, yenilikçi kanat ise 2002 seçimleri’nde iktidara gelen AK Parti’yi kurdu.

Necmettin Erbakan, Nermin (Saatçioğlu) Erbakan (1943-2005) ile olan evliliğinden 1′i erkek 3 çocuk ve 5 torun sahibidir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
14
2007
0

Saddam Hüseyin kimdir?

28 Nisan 1937′de Irak’ın Tıkrit kentinde dünyaya gelen Saddam Hüseyin’in siyasetle tanışıklığı gençlik yıllarına dayanıyor. Arap dünyasına egemen ulusçu-özgürlükçü ve anti emperyalist rüzgarın etkisinde kalan Saddam Hüseyin, genç yaşta Baas Partisi’ne katıldı.
1956 yılında başarısız bir darbe girişiminde yer alan Saddam Hüseyin monarşinin sona ermesinden sonra Başbakan Abdül Kerim Hassam’ı öldürmek için kurulan bir suikast örgütünde önemli rol oynadı.
Suikast planının ortaya çıkması ardından Saddam Hüseyin ülke dışına kaçmak zorunda kaldı.

Baas’ta yükseliş
1963 yılında Baas Partisi iktidara gelince Saddam Hüseyin de ülkesine döndü.
İlerleyen yıllarda Baas Partisi ile Saddam Hüseyin arasında çıkan görüş ayrılıkları sonucunda Saddam Hüseyin tutuklandı ve Saddam hapse atıldı.
1968 yılında yapılan darbeyle hapisten kurtulan Saddam Hüseyin Baas Partisi içinde yükseldi ve partinin en önemli yapılarından olan Devrim Konseyi Kurulu’na girdi.
Başkan Ahmed Hasan Bekri iktidarının perde arkasındaki asıl güç kaynağı olan Saddam Hüseyin 1979 yılındaki darbeyle iktidarı ele geçirdi.

İran Irak savaşı
1980 yılında Saddam Hüseyin, doğu komşusu İran’ı işgal etti ve sekiz yıl süren bir savaş başlattı.

Saddam Hüseyin 1979′da iktidara geldi

Saddam Hüseyin, Ayetullah Humeyni’nin İran’ına karşı, çabuk bir zafer öngörmüştü. Ancak zamanla, devrik liderin, maliyeti çok yüksek bir kumar oynadığı ortaya çıktı. İran-Irak savaşında, yaklaşık bir milyon kişi öldü.
Irak’ın, 22 Eylül 1980′de İran’ı işgali, Saddam Hüseyin’in siyasî geleceğini belirleyen en önemli hesap hatalarından biriydi.
Zira Irak, nüfusu kendisinin üç katı bir düşmanla karşı karşıya geldi.
Her ne kadar Bağdat yönetimi, Fransa ve Rusya’dan modern silahlar alsa da, Irak birliklerinde, genç İran askerlerindekine benzer bir ‘devrimci coşku’ yoktu.
İranlılar, Irak’a karşı sert ve dalga dalga süren saldırılara katıldılar.
Saddam Hüseyin çok zorlansa da ayakta kalmayı başardı.
Irak yönetimi 16 Nisan 1988′de ülkenin kuzeyindeki Halepçe’de Kürtler’e karşı kimyasal silahlar kullandı.
Aynı yılın 20 Ağustos’unda İran ve Irak arasında Birleşmiş Milletler tarafından izleme grubu UNIIMOG denetiminde ateşkes ilan edildi.

Birinci Körfez Savaşı
Petrolün, gücünü elindeki tek güç olduğu için çok iyi bilen Saddam, İran Savaşı’ndan umduğu kazancı elde edemeyince gözünü Kuveyt’e çevirdi.
2 Ağustos 1990 yılında Saddam Hüseyin’in birlikleri Kuveyt’i işgal etti.
Kuveyt’in işgali diğer Körfez ülkelerini Batı’ya yaklaştırdı. Suudi Arabistan toprakları çok uluslu güce açıldı.

Bağdat 9 Nisan 2003′te düştü

Saddam Hüseyin’i geri çekilmeye ikna etmek için yürütülen çabalar da sonuçsuz kalınca, 17 Ocak’ta Birinci Körfez Savaşı başladı.
Saddam Hüseyin uluslararası güçlerin karşısında geri çekilmek zorunda kaldı ve Irak dünyadan soyutlanarak ambargoların gölgesinde yaşamaya başladı.
Saddam Hüseyin’in devrilişi
13 Eylül 2002′de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için toplanan dünya liderlerine Irak’ın yarattığı ‘ağır ve yaklaşan tehdit’ konusunda harekete geçilmesi çağrısında bulundu.
Bush bu çağrıya şüpheyle yaklaşan dünya liderlerine bu konuda bir şey yapmayacaklarsa ABD’nin harekete geçmesini engellememelerini söyledi.
Aynı ay içinde İngiltere Başbakanı Tony Blair Irak’ın askeri imkanları hakkında bir istihbarat dosyası yayımladı.
Ekim ayında Bağdat yönetimi, yapılan bir referandumda Saddam Hüseyin’in 7 yıl daha iktidarda kalması için halkın yüzde yüzünün oy kullandığını açıkladı.
Kasım ayında ise Birleşmiş Milletler silah denetçileri Irak’a döndü. Denetçilere yetki veren yeni BM kararı, eğer kararları ‘somut biçimde’ ihlal eder bulunursa Irak’ın ağır sonuçlarla karşılaşacağı uyarısında bulunuyordu.

Saddam Hüseyin 14 Aralık 2003′te yakalandı

2003 yılının Mart ayında BM silah denetim heyeti başkanı Hans Blix, Irak’ın işbirliğini artırdığını ancak kararlara ne kadar uyduğunu tespit etmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduklarını söyledi.
17 Mart 2003′te İngiltere’nin Birleşmiş Milletler’deki temsilcisi Irak konusundaki diplomatik sürecin son bulduğunu açıkladı ve BM silah denetçileri ülkeden tahliye edildi.
ABD Başkanı George Bush, Saddam Hüseyin ve oğullarına 48 saatte ülkeyi terketmezlerse savaş açılacağını söyledi.
20 Mart günü sabaha karşı Bağdat’a Amerikan füzeleri düşmeye başladı. Saddam Hüseyin’i taşıyan bir konvoyu hedef aldığı belirtilen bu saldırı ABD öncülüğünde Saddam Hüseyin’i devirmeye yönelik operasyonun başlangıcıydı. Bunu takip eden günlerde ABD ve İngiliz kara kuvvetleri ülkeye güneyden girdi.

5 Kasım 2006′da idama mahkûm edildi

9 Nisan’da ABD askerleri Bağdat’ın merkezine girdi. Irak’ta beklemediği bir direnişle karşılaşan ABD direnişçi gruplarla gerilla savaşına girişti.
Aylar süren çatışmalar devam ederken 14 Aralık’ta Saddam Hüseyin’in yakalandığı açıklandı.
Hakkında pekçok dava açılan Saddam Hüseyin, Duceyl’de 148 Şiî’nin öldürülmesinden yargılandığı davada 5 Kasım 2006 günü idam cezasına çarptırıldı.
Kararı temyiz eden Saddam Hüseyin’in itirazını görüşen mahkeme 26 Aralık 2006′da itirazı reddetti ve ölüm cezasını onadı.
28 Nisan 1937′de Irak’ın Tıkrit kentinde başlayan yaşamı 30 Aralık 2006′da Bağdat’ta idam sehpasında son buldu.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
14
2007
0

Turgut Özal kimdir?

Turgut Özal Malatya’da dünyaya geldi. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D’ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı. 1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde ders de verdi. Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası’nda danışman olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989′da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8.Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti .

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |
Ara
14
2007
0

Deniz Baykal kimdir?

20 Temmuz 1938 yılında Antalya’da dünyaya geldi. Siyasetle Hukuk Fakültesinde öğrenciyken ilgilenmeye başladı.1959 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi.1960’da Sosyal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdi.1963’te doktorasını tamamlayıp, iki yıl ABD’de Colombia ile Berkeley Üniversitelerinde çalıştı. Öğrenci hareketleri ve SBFdeki öğretim üyeliği döneminde “sosyal demokrat” olarak tanınan Baykala ilk aktif siyaset teklifi İsmet İnönüyü devirerek CHP Genel Başkanı olan Bülent Ecevitten geldi. 1973’te CHP’den Antalya milletvekili seçildi. 33 yaşında milletvekili oldu.Ecevit hükümetleri döneminde Maliye ve Enerji Bakanlığı görevlerini üstlendi, parti yönetiminde görev aldı.12 Eylül 1980’den sonra bir süre gözetim altında tutuldu ve 5 yıl siyasetten yasaklandı.1983’te yasaklı olmasına rağmen faaliyetlerini sürdürdüğü gerekçesiyle bir grup önde gelen CHP ve AP’liyle birlikte Zincirbozan’da ikinci defa gözetim altına alındı. Eylül 1987’de Erdal İnönü’nün liderliğindeki SHP’den Antalya milletvekili seçildi.Önce Grup Başkanvekilliği, ardından Genel Sekreterlik yaptı.1990’da genel sekreterlikten istifa etti.CHP’nin yeniden açılması üzerine CHP’ye geçti. 9 Eylül 1992’de genel başkan seçildi.18 Şubat 1995’de SHP ve CHP bütünleşme kurultayında aday olmayıp genel başkanlıktan ayrıldı.9 Eylül 1995’de birleşmeden sonra yeniden genel başkan seçildi.30 Ekim 1995’de kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcılığı ve ve Dışişleri Bakanlığı’nı yürüttü.53.Hükümet kurulunca Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrıldı.23-24 Mayıs 1998’de olağan kurultayda bir defa daha genel başkan seçildi, ancak 18 Nisan’da partisinin barajı aşamaması üzerine görevinden ayrıldı.

Yerine seçilen Altan Öymen 1 Ekim 2000 tarihinde yapılan 11.Olağanüstü Kongre’de Baykal karşısında seçimi kaybetti.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Siyasetçiler |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel