
‘Bilim Adamları’ Kategorisi Yazıları


Kopernik (Nicolaus Copernicus (d.1473 - ö. 1543)) Polonyalı astronomi âlimi.
1473 yılında Prusya’da doğan Kopernik normal tahsilini yaptıktan sonra 1491 yılında Krakov’daki okula devam ederek matematik ve astronomi öğrenimini bitirdi. 1494 yılında evine dönen Kopernik, başpiskopos olan amcasının tesiriyle dini eğitim için İtalya’ya gitti. Orada astronom Domenico Noworra (1454-1504) ile beraber çalıştı. 1497′de memleketine dönüp, kilisede görev aldı fakat bu uzun sürmedi, 1501′de tekrar İtalya’ya geri döndü. Burada, çalışmalarına devam etti.
Kopernik, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklamıştır. Bu teori bugün Kopernik teorisi olarak’ta adlandırılır. Yeni astronominin kurucusu kabul edilen Kopernik, ileri sürdüğü fikirleri ancak ömrünün sonlarında açıklayabilmiştir. Sebebleri ise kendisinin bunların doğru olduğuna tam emin olmaması ve kendisi papaz olduğu için kiliseden çekinmesi. O zamanki Hıristiyanlık inancına göre Peygamber İsa (a.s.) güneşe sabit durması için emir vermişti ve güneş de sabit durmaktaydı. Yine genel inanca göre dünya düz tepsi gibiydi. Aksini düşünenler ise cehennemlikti. Avrupa’nın on altıncı yüzyılda durumu buydu.
Ömrünün sonlarına doğru sıhhati bozulan Kopernik’in kiliseden korkusu kalmamıştı. Artık fikirlerini rahatça açıklayabilir, yazdığı kitabını ortaya çıkarabilirdi. Papaya kitabını göndererek şu mektubu yazdı: “Aziz peder, kitabta yazılanları okyanların hemen reddedeceklerini biliyorum. Ben ömrüm boyunca çevremin düşüncelerine aldırmayan, fikirlerini savunan biri olamamışımdır. Etrafın tepkisinden, başladığım hususlardan vazgeçmeye niyetlendiğim olmuştur. Fakat çekingenliği üzerimden atarak çalışmalara devam ettim. Yazdıklarımı tenkit edenler olursa onlara aldırmayacağım ve saçma kabul edeceğim…”
Bazı (İslami) kaynaklara göre Kopernik bundan üç asır önce yaşıyan Nureddin Batruci’nin kitaplarından çok istifade etmiş ve dünyanın güneş etrafında döndüğü kuralını buradan okuyarak kendine maletmiş. İddalara göre Avrupalıların Kopernik’e malettikleri güneş merkezli sistem teorisini ilk ve esas kurucusu, Endülüs İslâm Üniversitesi profesörü Batruci idi.
1530 yılında Kopernik fikirlerini özetleyen küçük bir eser yayınladı. 1540′da ise butün fikirlerini içine alan kitabın basılması için müsaade çıkmıştı. Eserlerinde izah edilen konular; dünyanın yuvarlak ve hareket eden bir cisim olduğu, ekliptik sistemin tartışılması, güneşin görünen hareketi, ay’ın ve gezegenlerin incelenmesiydi. Astronom, doktor ve rahip olan Kopernik, Yunanlı astronom Batlamyus’un yanlış olan teorisini Avrupalılara anlatarak ilme hizmette bulunmuş, kara bulut gibi Avrupa’nın üzerindeki cehaletin aydınlanması için kapı aramıştı. 1543 yılında öldü.
Hiçbiri

Niccolò di Bernado dei Machiavelli (Makyavel olarak da bilinir) (3 Mayıs 1469 – 21 Haziran 1527) Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı düşünür, devlet adamı, askeri stratejist, şair, oyun yazarı. İtalyan Rönesans hareketinin en önemli figürlerindendir. En ünlü eseri Prens’te, politik yazının tarihinde ilk kez iktidarın alınışı ve korunması gibi bir sorunu dinsel ya da ahlaki kaygıları dikkate almaksızın kendinde bir amaç olarak inceledi. Tüm yaşamı boyunca İtalya’nın birliği ideali için mücadele verdi. Fikirleri politik yazında olduğu gibi yaygın düşünüşte de giderek büsbütün olumsuz ve ilkesiz bir politik hırsın anlatımı olarak görüldü, “Makyavelizm” terimi bir düşünce sisteminden çok “amaç için her yolu mübah gören” politikacının tutumunu anlatan suçlayıcı bir sıfat haline geldi. Yine de Diderot, Rousseau, Fichte ve Hegel gibi büyük düşünürler Machiavelli düşüncesinin olumlu yönünü açığa çıkarmaya çalıştılar. Hegel’e göre “Machiavelli’nin gayesi, yani İtalya’nın bir devlet mertebesine çıkarılması, bu yazarın eserinde tiranlığın haklı gösterilmesinden ve muhteris bir despot için imal edilmiş altın yıldızlı bir aynadan başka bir şey görmeyen bütün görme özürlülerce anlaşılamadan kalmıştır.” Hegel O’nun yöntemini şöyle özetler: “kangren olmuş uzuvlar lavanta suyuyla iyileştirilemez.” İtalyan komünist filozof Antonio Gramsci ise O’nu “erken gelmiş Jakoben” olarak tanımlar.
Machiavelli, İtalyan halk dilini birleştirici bir ulusal temel olarak neredeyse yeniden yaratan Dante’nin eseriyle, Romalı sanatsal ve politik ideallerine büyük hayranlık besledi.
Eserleri
Politika ve Tarih
* Prens
* Floransa’da Komplolar ve Karşı-komplolar Tarihi
* Savaş Sanatı
* Titus Livius’un İlk On Yılı Üzerine Söylev
* Castruccio Castracani da Luca’nın Yaşamı (Daha çok roman özellikleri taşımaktadır)
Edebi eserleri
* Adamotu (Kitap)
* Altın Eşek
* Başdiyakoz Belfagor


Thomas More, (7 Şubat 1478 - 6 Temmuz 1535) İngiliz yazar ve devlet adamı.
7 Şubat 1478′de, Londra’da doğmuştur. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More’dur. Eğitim için Oxford Üniversitesi’ne girdi. Oxford’da geçirdiği 2 yılda yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde oldu. Daha sonra Londra’ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 1501 yılında avukat oldu. Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda manastır yaşamı yaşamakta ve bir rahip olmak isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Yine de zamanla bu duygusu söndü ve ruhu ülkesine hizmet etmek isteğiyle doldu. Bunun üzerine 1504 yılında parlementoya girdi. Bu sıralarda ünlü Hollandalı yazar Erasmus ile olan arkadaşlığı iyice gelişti ve Erasmus 1509′da basılan ünlü eseri Encomium Moriae`yi (Deliliğe Övgü) Thomas More’a adadı. 1517′de Kral’ın hizmetine girdi. Giriştiği başarılı bir diplomatik görev ardından şövalye unvanı verildi ve yardımcı veznedar ilan edildi. Kralın kişisel danışmanı olarak kariyeri parlamaya devam etti. 1525′de Lancaster Düklüğü’nün bakanı oldu. Kral Henry VIII’in evlilikleriyle ilgili konularda ona yeterince yardım edemeyen Lordlar Kamarası başkanı Kardinal Wolsey’i istifaya zorladıktan sonra yerine Thomas More’u Lordlar Kamarası başkanı ilan etti. Başlarda Kralın düşüncelerini paylaşan More, zamanla Kralın protestanlığa olan artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız oldu. Kişisel olarak protestanlığı sevmiyor ve doğru bulmuyor, dönemin katolik kilisesini benimsiyor ve önemsiyordu. Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla Kral ile olan ilişkisini gerdikten sonra 1531′de Krala bağlılık yemini etmeyi reddetti. Daha sonra hastalığı bahane ederek 1532′de görevlerinden ayrıldı. 1533′de Anne Boleyn’in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çekti. Yalan davalar ve dedikodular başladı. Parlementonun Anne Boleyn’i İngiltere’nin kraliçesi olarak ilan edebileceğini kabul etmesine rağmen, bağlılık yemini etmeyi reddetti zira bu Papa’ya karşı bir davranış olurdu. Bu yüzden tutuklandı. Daha sonraları Kralı kilisenin başkanı olarak görmediği yönünde bir yalan da önüne işlemiş olduğu bir suç olarak getirildi. Ölüm cezasına çarptırıldı. 6 Temmuz 1535′de idam edildi.
Başlıca Eserleri
* Kral Richard III’ün Tarihi (1513-1518)
* Ütopya (1516)
* Tyndals’ın Yanıtlarına Tekzip (1532)
* Savunma (1533)
* Fatih (1533)
* Acıya Karşı Bir Yatıştırma Diyaloğu (1534)


Roger Bacon (d. 1220 - ö. 1292) İngiliz bilim adamı ve filozof.
“Deneysel bilim” yolunda çaba harcamış olan Bacon, çağdaş bilimin deneysel yaklaşımının tarihsel bakımdan erken olgunlaşmış bir temsilcisi olarak kabul edilir. İnsanın bilgisizliğinin nedenleri üzerinde duran Bacon, otoriteye dayanmanın, geleneğin etkisinin, önyargıların ve kişinin cehaletini saklayan sözde bilgeliğin, insanı hakikate ulaşmaktan alıkoyduğunu söylemiştir.
Felsefenin görevinin insanı Tanrı’nın bilgisine götürmek ve O’nun hizmetine koşmak olduğunu dile getiren Bacon, matematiğe özel bir önem vermiş ve matematiği tüm bilimlerin anahtarı olarak kabul etmiştir. Zamanının bilimiyle ahlakına yoğun eleştiriler yöneltmiş olan Bacon, tümevarım ve tümdengelimden meydana geldiğini söylediği bilimsel yöntem konusunda önemli katkılar yapmıştır.
Hiçbiri

Ockhamlı William 1285-1347 yılları arasında yaşamış ünlü bir filozoftur. Ockham’ın Usturası, gereksiz spekülasyonları önlemeye, onlara değer vermemeye yarayan, O’nun geliştirdiği bir tutumluluk ilkesidir. Buna göre, herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.
Ockhamlı’nın bu ilkesi, hem modern bilimin, hem de felsefenin önemli ilkelerinden biri olarak geniş kabul görmüştür. Bu ilke sayesinde “zihnimizde ve dilimizde var olanlar” ile “gerçekte var olanları” ayırt etmeyi öğrenir, gereksiz ve yararsız izahlarla uğraşmaktan korunuruz. Bu ilkenin usturadan söz etmesinin nedeni, gereksiz olanı kopartıp atmaya yaramasıdır.
Teorik fizikte, Ockhamlı’nın usturasının hışmına uğraması gereken birçok spekülasyon vardır. Bu spekülasyonların usturanın hışmına uğramalarını gerektiren ortak nedenler şunlardır:
1- Bu iddialar hiçbir delile dayanmamaktadır.
2- Bu iddialar evrendeki hiçbir olguyu açıklamamakta ve bilgimize katkıda bulunmamaktadır.
3- Bu iddialar sadece bilim-kurgu filmlerinin işlevini görmekte ve tartışarak vakit kaybına sebep olmaktadır.
Hiçbiri

Yalçın Küçük, baba tarafından, bugün Toroslar”da Abacılı adıyla bir de köyleri bulunan Türkmen bir aileye mensuptur: “Biz Akkoyunluyuz, yerleşmiş, Yörük. Akkoyunlular isyancı olur.” İskenderunlu bir aile olan Yalçın Küçük”ün ailesi, yörede Küçükefendiler olarak tanınmaktadır. Kendisi de Küçükefendi”nin Yalçın”ı olarak bilinmektedir. Özellikle baba tarafı, zamanın varlıklı ailelerindendir. Ticaret ve kereste tüccarlığı yapan dedesi Hüseyin Küçükefendi”nin Teslime Hanım”la evliliğinden doğan dört çocuğundan biri, Yalçın Küçük”ün de babası olan Hakkı Bey, diğer erkek kardeşi ile birlikte ailenin mal varlığını batırmış biri olarak aile tarihine geçmiştir: “Halep”te para yemişler, lüks içinde yaşamışlar.”
Hakkı Bey, İskenderun”a Halep”ten gelip yerleşmiş Sabuni ailesinden Şerife Hanım”la evlenmiştir. Şerife Hanım, İskenderun Belediye Reisliği de yapmış olan Ahmet Sabuni”nin torunudur: “Annemle babam, İskenderun”un Sabuniler ile Küçükefendiler adlı iki konağının evliliğidir.” Şerife Hanım, Ahmet Sabuni”nin kızı olan Behiye Hanım”ın, yörede ihtilâlci olarak bilinen Osman Yanuçoğlu ile evliliğinden dünyaya gelmiştir. Ailesi Kafkasyalı olan Osman Yanuçoğlu”nun, Kurtuluş Savaşı yıllarında Hatay ve civarında çete reisliği yaptığı bilinmektedir: “Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında Genelkurmay, Hatay/Dörtyol”un düşmana ilk kurşun atılan yer olduğunu kabûl etti. İlk kurşunu atanlardan biri deseler ben buna inanmam; ama bizim bildiğimiz, dedemiz orada çete reisi idi. İskenderun”da CHP”den belediye başkanlığı yapmış dayım Orhan Yanuçoğlu da, babasının Teşkilat-ı Mahsusa”dan olduğunu söyledi. Dolayısıyla benim anne tarafım ihtilâlci, baba tarafım işbirlikçi idi.”


Sir Isaac Newton (Zikir anmak, Allah’ı hatırlamak, her sözünde ve her işinde O’nun emirlerine uymak, yasakladıklarından sakınmak. (Bkz. Tasavvuf) Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1642 - 1727), tarihin yetiştirdiği en büyük bilim adamlarından biridir. matematik, Matematik, sayma, ölçme, cisimlerin şekillerini tanımlama gibi temel işlemlerden ortaya çıkan ve yapı, düzen ve ilişkileri inceleyen bilim dalı. Mantıksal irdeleme ve nicel hesaplamaları konu alan matematik, idealleştirme ve soyutlamalara dayanır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.astronomi ve Astronomi (Yunanca: astron “yıldız” ve nomos “yasa”), GÖKBİLİM olarak da bilinir, bütün gökcisimlerinin ve evrende dağılmış olan yıldızlararası maddenin kökenini, evrimini, bileşimini, uzaklığını ve hareketini inceleyen bilim. Gökcisimlerinin ve evreni oluşturan maddenin fiziksel ve kimyasal özelliklerini konu edinen astrofizik bu bilimin bir dalıdır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.fizik alanlarındaki buluşları göz kamaştırıcı niteliktedir; Fizik, gözlenebilir evrenin temel bileşenleri arasındaki etkileşmelere ve maddenin yapısına ilişkin temel sorunlarla ilgilenen bilim. Fizik sözcüğü, Eski Yunancada “doğa” anlamına gelen physis’ten türemiştir. Uzun süre doğa felsefesi olarak anılan fizik, doğanın makroskopik ve mikroskopik tüm görünümlerini inceleme konusu olarak seçmiştir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.klasik fizik onunla doruğa erişmiştir. Bilime yaptığı temel katkılar, diferansiyel ve entegral hesap, evrensel çekim kanunu ve Güneş ışığının yapısı olarak sıralanabilir. Çalışmalarını Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri (Principia) ve Optik adlı eserlerinde toplamıştır.
Newton, diferansiyel integral hesabı bulmuştur ve bu buluşu Işıkla ilgili olayları inceleyen fizik dalı. Optik, ışıkla ilgili olayları üç değişik modelde inceler. Buna göre optik üç kısma ayrılır: 1) Geometrik optik, 2) Fizik optik (Dalga optiği), 3) Kuvantum optiği.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.17. yüzyılda ortaya çıkan ve çözümlenmek istenen bazı problemlerden kaynaklanmaktadır.
Bu problemlerden ilki, bir cismin yol formülünden, herhangi bir andaki hız ve ivmesini, hız ve ivmesinden ise aldığı yolu bulmaktı. Bu problem ivmeli hareketin incelenmesi sırasında ortaya çıkmıştı; buradaki güçlük, 17. yüzyılda ilgi odağı haline gelen ansal hız, ansal ivmenin hesaplanması (hızın veya ivmenin bir andan diğer bir ana değişmesini belirlemek) idi. Örneğin, ansal hız bulunurken, ortalama hız durumunda olduğu gibi, alınan yol geçen süreye bölünerek hesaplanamaz, çünkü verilen bir an içinde alınan yol ve süre sıfırdır; sıfırın sıfıra oranı ise anlamsızdır. Bu biçim hız ve ivme değişimleri diferansiyel hesap ile bulunabilir.
İkinci problem, bir eğrinin teğetini bulmaktı. Bu problem hem bir
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.geometri problemiydi, hem de çeşitli alanlardaki uygulamalarda çok önemliydi. Bu problemlerin çözümü için diferansiyel hesabı uygulamak gerekir.
Üçüncü problem de, bir Geometri eski adı Hendese, Alm. Geometrie (f), Fr. Geometrie (f), İng. Geometry. Uzayı ve uzayda tasarlanabilen şekilleri ve cisimleri inceleyen matematik dalı. Yunanca bir kelime olan geometri, kelime anlamı olarak yerin ölçülmesi demektir. Geometri çok eski çağlardan beri vardı. Ancak geometri ismi, bu ilmin ilk sistematik hâle gelmeye başladığı eski Yunanlılarda verilmiş olup, aksiyomatik bir ilim hâline gelmesine rağmen, halen kullanılmaktadır.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.fonksiyonun maksimum veya minimum değerlerinin bulunması sorunuydu. Örneğin, gezegen hareketlerinin incelenmesinde, bir gezegenin Güneş’ten en büyük ve en küçük mesafelerinin bulunması gibi maksimum ve minimum problemleri ile karşılaşılmaktaydı.
Dördüncü problem ise, bir gezegenin verilen bir süre içinde aldığı yol, eğrilerin sınırladığı alanlar, yüzeylerin sınırladığı hacimler gibi problemlerdi. Bunların çözümleri integral hesap yardımıyla bulunur.
Newton Bir nesnenin, bir şeyin ya da bir kişinin ait olduğu bütün ya da bir sis*tem içindeki kendine özgü faaliyeti. Bir şeyin, ait olduğu sınıfa özgü olan tarzda ey*lemde bulunma yetisi ya da gücü. Bir organın, parçaları birbirine bağımlı bir bütün içinde oynadığı kendisine özgü ve belirleyi*ci, karakteristik rol
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl bulunacağı üzerinde düşünmeye başlamıştı. Bir niceliğin diğer birine göre ansal değişme oranını (dx/dy) diferansiyel hesap ile bulmuş ve bu işlemin tersiyle de (integral hesap) sonsuz küçük alanların toplamı olarak eğri alanların bulunabileceğini göstermiştir. Newton, iki mekanik problemin çözümünü bulmaya çalışırken diferansiyel entegral hesabı geliştirmiştir. Bu problemler:
1) Gezegenin hareketi sırasında yörüngesi üzerinde katettiği yoldan, herhangi bir andaki hızını bulmak,
2) Gezegenin hızından, herhangi bir anda yörüngesinin neresinde bulunacağını hesap etmekti.
Bu problemlerin çözümüne hazırlık olarak Newton, y = x2 denkleminde herhangi bir andaki yolu y, ve düzgün bir dx hızı ile alınan başka bir andaki yolu da x ile göstererek, 2xdx’in aynı anda y yolunu alan hızı temsil edeceğini söylemiştir.
Newton diferansiyel-integral hesabı bulduğunu 1669 yılına kadar kimseye haber vermemiş ve ancak 42 yıl sonra yayınlamıştır. Bundan dolayı da Leibniz ile aralarında öncelik problemi söz konusu olmuştur. Leibniz, Newton’dan daha iyi bir notasyon kullanmış, x ve y gibi iki değişkenin mümkün olan en küçük değişimlerini dx ve dy olarak göstermiştir. 1684 yılında yayımladığı kitabında dxy= xdy+ ydx, dxn= nxn-1, ve d(x/y)=(ydx-xdy)/y2 formüllerini vermiştir.
Newton matematiğin başka alanlarına da katkıda bulunmuştur. Binom ifadelerinin tam sayılı kuvvetlerinin açılımı çok uzun zamandan beri biliniyordu. Pascal, katsayıların birbirini izleme kuralını bulmuştu; ancak kesirli kuvvetler için binom açılımı henüz yapılmamıştı. Newton (x-x2)1/2 ve (1-x2)1/2 açılımlarını sonsuz diziler yardımıyla vermiştir.
Principia’da Newton,
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Uzun yıllar Aristoteles’in görüşlerinin etkisinde kalmış olan bu problemi Galilei, eylemsizlik ilkesiyle kökten değiştirmiş ve artık cisimlerin hareketinin açıklanması problem olmaktan çıkmıştı. Ancak, problemin gök mekaniğini ilgilendiren boyutu hala tam olarak açıklanamamıştı. Galilei’nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş’in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler?
Newton bu sorunun yanıtını, Aristoteles MÖ 384 - MÖ 7 Mart 322 tarihleri arasında yaşamış Yunanlı filozof ve bilim adamı. Platon ile birlikte Batı düşüncesini en çok etkileyen en önemli iki kişiden biri olarak düşünülür.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Platon’dan beri bilinmekte olan ve miktarını Galilei’nin ölçtüğü gravitasyonda bulur. Ona göre, Platon M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşa*mış olan ve düşünce tarihinin tanıdığı ilk ve en büyük sistemin kurucusu olan ünlü Yunan filozofu. 20 yaşında Sokrates’le karşılaşınca felsefeye yönelmiş ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399) sekiz yıl boyunca öğrencisi olmuştur; hocası ölünce, diğer öğrencilerle birlikte Megara’ya gitmiş ama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır’a, oradan da ythagorasçıların etkili oldukları Sicilya ve Güney İtalya’ya geçmiştir.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Yer’in çevresinde dolanan Dünya’nın yörüngesinde herhangi bir olağandışılık yok. Dünya’nın Güneş’ten ortalama uzaklığı 149.597.000 kilometre; Güneş etrafında dolanım süresi 3651/4 gün; yörüngesel hızı saniyede ortalama 29,8 kilometre, yani saatte 107.000 kilometredir. Dünya’nın Güneş etrafında izlediği yol kusursuz bir daire değildir; Ocak’ta günberi, Temmuz’da günöte noktalarına ulaşırız.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir taşın düşmesine neden olan kuvvettir. Daha sonra Ay’ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur:
Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A’ noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer’in çevresinde dolanıp duracaktır
Böylece yapay uydu kuramının temel prensibini de ilk kez açıklamış olan Newton, çekimin matematiksel ifadesini vermeye girişir. Kepler kanunlarını göz önüne alarak gravitasyonu F = M.m /r olarak formüle eder. Daha sonra gözlemsel olarak da bunu kanıtlayan Newton, böylece bütün evreni yöneten tek bir kanun olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı da bu kanuna evrensel çekim kanunu denmiştir.
Newton’un diğer bir katkısı da fizikte kuramsal evreyi gerçekleştirmiş olmasıdır. Kendi zamanına kadar bilimde gözlem ve deney aşamasında bir takım kanunların elde edilmesiyle yetinilmişti. Newton ise bu kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmış ve fiziği, tıpkı Ay Alm. Mond (m), Fr. Lune, İng. Moon. Dünyanın tek doğal uydusu. Dünyanın çapının dörtte birinden biraz fazla olan çapı ile güneş sistemi içinde en büyük uydulardan biridir. Dünya etrafında her kameri ayda bir eliptik yörünge etrafında dönüşünü tamamlar. Dünya ve güneşe kıyasla yerine bağlı olarak ayın şekli birçok zamanlarda (devrelerde) değişerek, tam bir daire veya ince uzun bir hilal şeklinde gözükür. Her ayda birkaç gün, yeni ay denilen zamanda, ay dünyadan bakıldığında tamamen karanlıktır, gözükmez.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.Eukleides’in geometride yaptığına benzer şekilde, aksiyomatik hale getirmiştir. Dayandığı temel prensipler şunlardır:
1. Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur.
2. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a).
3. Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular.
Newton’un ağırlıkla ilgilendiği bir diğer bilim dalı da optiktir. Optik adlı eserinde ışığın niteliğini ve renklerin oluşumunu ayrıntılı olarak incelemiştir ve ilk kez güneş ışığının gerçekte pek çok rengin karışımından veya bileşiminden oluştuğunu, deneysel olarak kanıtlamıştır. Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya güneş ışığı göndererek renklere ayrılmasını ve daha sonra prizmadan çıkan ışığı ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde edebilmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton’dur.
…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.


1935 yilinda dogdu. Adi Oktay Sinanoglu.
1953/ 18 yas- Ataturk tarafindan 1928 yilinda kurulmus TED Yenisehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi.Okulun bursuyla kimya muhendisligi okumak uzere ABD’ye gitti.1956/ 21 yas- ABD Kaliforniya Universitesi, Berkeley Kimya muhendisligi’ni birincilikle bitirdi.1957/ 22 yas- Massachusetts Institute of Technology’yi (MIT) 8 ayda birincilikle bitirerek Yuksek kimya Muhendisi oldu.1960/ 25 yas- Yale Universitesinde “asistant professor” (yardimci docent)olarak calismaya basladi.1961/ 26 yas- Atom ve molekullerin cok elektronlu kurami ile “associate professor” (docent) ve 50 yildir cozulemeyen bir matematik kuramini bilim dunyasina kazandirdi ve “full professor” (profesor) unvanini aldi.Bu unvan ile MODERN UNIVERSITE TARIHININ VE YALE UNIVERSITESININ TARIHININ(son 300 yildaki ) EN GENC PROFESORU oldu.1964/ 29 yas- ODTU ye danisman profesor oldu. Yale Universitesinde ikinci bir kursuye daha profesor olarak atandi. Dunyada yeni kurulmaya baslayan MOLEKULER BIYOLOJI dalinin ilk birkac profesorunden birioldu.(Watson ve Crick sarmal modelindeki dna sarmalinin cozelti icinde o halde nasil durdugunu kesfeden adam - solvofobik kuvvet) Amerikan Ulusal bilimlerakademisine Uye olarak secildi. Buraya secilen ilk ve tek Turk oldu.
Iki defa Nobel’ e aday gosterildi. Defalarca Nobel Akademisinin istegi uzerine Nobel’e adaylar gosterdi. Dunyanin sayisiz yerinde sayisiz buluslari ve teoremleri ile ilgili sayisiz konferans verdi. Su anda 67 yasinda 26 yasindan beri devam ettigi Yale Universitesinde Molekuler biyoloji ve kimya olmak uzere iki kursude profesor ve son 7 senedir gorev yaptigi Yildiz Teknik Universitesinde ise Kimya dalinda olmak uzere bir kursude Profesor olarak gorevini surduruyor.
“…Ben baktim , Turk Bayragi, Ataturk karsimda, camcerceveli olduguicin bayragin ustunde kendi yansimami goruyorum. Icimden yemin ettim, dedim ki:Gidecegim ve orada soz sahibi olacagim, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda ugrasacagim. O zaman anlamistim ki burada kalirsam Amerika’nin kolesi olurum, oraya gidersem Amerika’nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mucadele ederim. Ve iste bizi gonderdiler…”"…Hicbir zaman Amerikan vatandasi olmayi dusunmedim. Aklimdan dahi gecmedi. Ben atalarimdan beri Turk kimligimle varim. Ne yaptiysam o sayede yaptim. Ona buna yaranayim diye degil.Otuz yilda bak milleti ne hale soktular. Simdi de ‘aclikla’ terbiye ediyorlar. Ayarli basinin kose yazarlarindan biri gecenlerde Avrupa Birligine girmenin yararlarindan diye ‘O zaman bu ay yildizli pasaport ile Avrupa kapilarina gitmenin utancindan kurtulacagim ‘ diyor. Tanri, bu millete acisin…”
“…Yildiz Teknikte kimyada bir takim hanimlar var beyler var, ! profesor, docent. Disarida da vardir. Burada da var, entrikalar doner, ona buna kostek olurlar. Birkaci dedikoducu belli odama geliyorlar. Herkeste dahili telefon var. Ankara’ya bile telefon edemiyorsun, bilgisayardan baglanamiyorsun. Bolum baskanlarinin telefonlari vardi, onlar da benim yanimda ya. Suraya bir telefon bulun bari dedim. Bilgi cagindayim diyorsunuz daha telefon cagina gelmemissiniz diyorum.Bilgisayara telefonu baglayamiyorsun. Internet yok. Uc dort yil baglanti kurulmadi. Huseyin Afsar’a (bolum baskani) bari bir telefon bulun dedim.Bana direk telefonundan paralel hat cektirdi. Bazen o yokken ariyorlar,telefonu acip sekreteriyim diyorum. Bolumde iki tane merakli hanim var,ortalikta dolasip dedikodu yapiyorlar. Bunlar bir gun odama geldiler o sirada da telefon caldi. Bu ne dediler. Ben de saf saf telefon dedim. Ertesi gun geldim, makas attirip kestirmisler, koridordan teli kesmisler.Ben de zannediyorum ki, ben bunlar icin firsatim, oyle konular var ki dunyada herkes gelmis, Yale’de benden ogrenmis; Rusya’sindan, Dogu blokundan Avrupasindan. Ben ayaklarina gelmisim, yeni birsey ogrenin,yapin. Yok.Ozel ders actik, yepyeni seyleri dunyada ilk defa anlatiyorum, disarda herkesin benden ogrenmek istedigi seyleri Turkiye’de Turkce anlatiyorum.Alakasi olmayan, fizikten matematikten insanlar geliyor, asil gelmesi gerekenler yok!..”
“… ABD icinden cok gocmus bir ulkedir, tabii pat diye gocmez, arada bir canlanir, tekrar bir seyler olur ama icinden cok zayif taraflari vardir.Dunyada en buyuk borcu olan devlet mesela. Ic ve dis. Ama bir devingen tarafi vardir, arada birsey cikarirlar bir sene oyle idare ederler, sonra yine inise gecerler. Oyle pek gorundugu gibi bir guc degildir..
“…GENCLER, Turkiye’ de adet haline gelmis gostermelik islerden kacinin.Sirf universite bitirdi desinler diye, ananiz babaniz Amerika’da mastir yapti diye ogunebilsin diye yuksekogrenime gitmeyin.Sonunda ancak kendinizi kandirirsiniz.! Temel gayeleriniz, kendinizin ufak cikarlari otesinde, kendiniz disinda, bu ulke, bu ulus, Turk dunyasi,Avrasya,insanlik icin olsun. Yuksek hedefleriniz icin calisin. O zaman,kendi durumunuz da kendiliginden duzelecektir.
Maddiyat ile maneviyati dengeleyin.Formulunuz ‘bilim’ + ‘gonul’dur. Bu iki kanadin biri eksik olursa ne kendinize ne de insanliga hayriniz dokunur. Gundelik siyaset, cikar gruplari, disardan gudumlu gizli veya acik “cemiyet”lerden uzak durun.
Ataturkun dediklerini bol bol okuyun, onlari iste bu gunler icin demis,yazmis. Turkiye’nin serefli, refahli, itibarli ve bagimsiz gelecegi icin Ataturk yolumuzu cizmistir. Dis ulkelerden, onlarin yerli kuyruklarindan medet ummayin. Gayeleri bize yardimci olmak degil, Turk adini tarihten silmektir. Dunyanin neresinde olursaniz olun, kimliginizi, Turk dilini, Turk tarih ve kultur bilincini, binlerce yillik gelenegini kaybetmeyin.
Dis ulkelerde ne kadar kimliginizi korursaniz yabancilar da size o kadar itibar e! decektir. Baskasini taklit etmeyin. Kendi yolunuzu cizip azimle yuruyun.O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir.
Egitimde once bir meslek gercek bir beceri bir altin bilezik sahibi olmaya bakin. Ne yaparsaniz yapin en iyisini yapin. Siyasetcinin bilimcinin en kotusu olunacagina tamircinin parmakla gosterilen en iyisi olmak yegdir.
Bulabilirseniz Turk okuluna, egitimin Turkce verildigi okullara gidin.Konulara merak sarin not icin calismayin.
O meslekte yararli olacak bir yabanci dili ogrenin. Bulbul gibi konusup yabancidan ayirt edilemez hale gelmek hic sart degil. Unutmayin ki Turk olmak bir kafa gonul isidir. Turk kulturuyle, diliyle, ata sevgisiyle Turktur. Soy sop meselesi karistirarak, o herseyimizi borclu oldugumuz serefli atalarimizi karalamaya calisan ic dusmanlarin kitaplarina, yaygaralarina kulak asmayin.Kultur genleri, irk genlerinden daha onemlidir.
Vatani, milleti icin her turlu fedakarliga hazir bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yilda! hayli eritilmis, kafasi, gonlu karistirilmis,birbirine dusen kesimler, disa bagimli sahte aydinlar, icinde vataninin gelecegini dusunmeyen, daha da acisi vurdum-duymazlasmis kalabaliklar olusturulmustur. Bu durumda gercek bir onder cikabilse bile basarili olma sansi pek azdir. Simdi yapilacak is hizla bu toplumun yeniden kaynasmasina, bilinclesmesine, vatanini, milletini kendisinden once dusunen insanlarin cogalmasina onayak olmaktir.Turkiyeyi tekrar Kuvayi Milliye ruhu, Ataturk ruhu kurtaracaktir…”
OKTAY SINANOGLU, kimdir bu adam ?
“…bizi 17 yasimizda apar topar zorla Amerikaya gonderdiler; cirkin bir gaye ile, ‘devsirme’ olalim diye gonderdiler; cok sukur olmadik!..” diyen adam bu.
Amerikanin tepesine oturan, dunya bilim cevrelerinin pesinde kostugu adam bu. Dokuntulerini toplayanlarin Nobel aldigi adam bu iste.Isaret ettiginin Nobel aldigi adam bu iste. Yale Universitesini,Amerikayi alt ust etmis, modern universite tarihine adini yazdirmis adam bu iste.Bu adam bizim. Bu adam bizi dusunuyor, bizi sayikliyor geceleri
uyuyamiyor ulkesi icin insanlari icin ve biz bu adami tanimiyoruz. Cunku tanimamiza izin vermediler.
Bu adama 10 kere hakettigi halde Nobel bile vermediler cunku bize gereken bir kivilcimdi bu. Goreceksiniz ki istediginiz kivilcim orda var. Goreceksiniz ki hala ve her zaman bu ulke icin gercekci bir umut var.
Goreceksiniz ki ne varsa bizde var, ruh var, gonul var, gorunmeyen bir bag var. Onlarda olmayan bir sey var, sonradan kazanilamayacak birseyler var.
..Goreceksiniz ve uzuleceksiniz, ne yurtseverler var bizden; ne dahiler var…Ne sesi var ne sedasi var…
Canim Turkiyem, donuyla birlikte bes para etmez, sefil, sozum ona mankenlerin hayatini ezbere bil ama Oktay Sinanoglu’nu tanima.Canim Turkiyem, televoleyi kacirma, unluler ciftligini kacirma ama bu adami kacir!
Canim Turkiyem, pastanelere “patiseri”, lokantalara, “restaurant”,magazalara “shop” yazmaya devam et. D&R yaz sonra da Tarzanca iletisim kurulamaz ingilizcenle “dienar” diye oku.Canim Turkiyem, tepeden tirnaga, sat ulkeni, dilini, degerlerini sat,kendi degerlerini asagila, nasil olsa onlarinki daha iyidir. Sana laf edene ise “fasist” de, “milliyetci” de, “sagci” de “solcu” de, “komunist” de,”dinci” de, de oglu de. Ama sakin YURTSEVER” deme!
Hiçbiri

Ülkemizde matematiğin simgesi haline gelen Cahit ARF 1910 yılında Selanik’te doğdu. 1932 yılında Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği, 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör yardımcısı (Doçent adayı) olmuştur. Doktorasını 1938 yılında Almanya’da Clölting Üniversitesi’nde tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne dönen ARF. 1943′de profesör. 1955′de Ordinaryüs Profesör oldu. 1964-1965 yılları arasında Fransa’da bulunan Prineiton’dakı Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı.
1938 yılından ben Cahit ARF cebir, sayılar teorisi, elastisite teorisi, analiz, geometri ve mühendislik matematiği gibi çok çeşitli alanlarda yaptığı çalışmalarla matematiğe temel katkılarda bulunmuş, yapısal ve kalıcı sonuçlar elde etmiştir.
Bütün Türk matematikçilerine dolaylı veya dolaysız bir şekilde esin kaynağı olmuş, yaptığı uyarılar ve verdiği fikirlerle çevresindeki tüm matematikçilerin ufuklarını genişletmiş ve çalışmalarını yeni bir bakış açısıyla yönlendirmelerini saklamıştır.
Cahit ARF’ın ilk çalışması, 1939 yılında Almanya’nın ünlü bir matematik dergisi olan Crelle Journal Dergisi’nde yayınlanmıştır. Cahit ARF çözülebilen cebirsel denklemlerin bir listesini yapmak amacıyla Göttingen’de ünlü matematikçi Hasse’nin doktora öğrencisi oldu. Hasse’nin önerisiyle özel hallerle problemini çözdü. Cahit ARF bu çalışmasıyla sayılar teorisinde çok özel bir yeri olan lokal cisimlerde dallanma teorisine çok öneli yapısal bir katkıda bulunmuştur. Burada bulduğu sonuçlardan bir bölümü dünya matematik literatüründe “Hasse-Arf teoremi” olarak geçmektedir
Bundan sonra uğraştığı problem, matematikte “kuadratik formlar” olarak bilinen konudadır. Uzayda konisel yüzey denklemleri buna basit bir örnek olarak gösterilebilir. Bu konudaki temel problem, kuadratik formların bir takım invariantlar, yani değişmezler yardımıyla sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma Witt adında ünlü bir Alman matematikçi tarafından karakteristiği ikiden farklı olan cisimler için 1937′de yapılmıştır. Karakteristik iki olunca problem çok daha zorlaşıyor ve Witt’in yöntemi uygulanamıyordu. Cahit ARF bu problemle uğraştığı ve karakteristiği iki olan cisimler üzerindeki kuadratik formları çok iyi bir biçimde sınıflandırdı. Bunların invariantlarını, yani değişmezlerini inşa etti. Bu invariantlar dünya literatüründe “Arf İnvariantlan” olarak geçmektedir. Bu çalışması 1944 yılında Crelle dergisinde yayınlandı ve Cahit ARF’ı dünyaya tanıttı.
1945′lere gelindiğinde düzlem bir eğrinin herhangi bir kolundaki çok kat noktaların çok katlılıklarının yalnız aritmetiğe ait bir yöntem ile nasıl hesaplanacağı iyi bilinmekteydi. Düzlem halde algoritmanın başladığı sayılar eğri kolunun parametreli denklemlerinden bilinen bir kanuna göre elde ediliyordu. Genel durumda ise böyle bir sonuç henüz bulunamamıştı. Hu sıralarda İstanbul’da Patrick du Val adında İngiliz bir matematikçi bulunuyordu. Du Val genel halde algoritmanın başladığı sayılara “karakter” adını vermiş ve eğrinin tüm geometrik özelliklen bilindiği zaman bu karakterlerin nasıl bulunacağını göstermişti. Bunun tersi de doğruydu. Bu karakter bilinirse, eğrinin çok katillik di/isi, yani geometrik özellikleri de bulunabiliyordu. Burada açık kalan problem ise bir eğrinin parametreli denklemleri verildiğinde karakterlerini bulabilmek idi. Cevap düzlem eğriler için bilinmekte, ama yüksek boyutlu uzaylarda bulunan tekil eğriler için bilinmemekte idi. Ayrıca, yüksek boyutlu bir uzayda tanımlanmış bir tekil eğrinin çok katillik özelliklerini, yani geometrik özelliklerini bozmadan en düşük kaç boyutlu uzaya sokulabileceği de bu problemle beraber düşünülen bir soru idi. Bu çeşit sorular matematiksel bakış açısının temel problemi olan sınıflandırma probleminin eğrilere uygulanması bakımından son derece önemli ve zor sorulardı. Cahit ARF bu problemi 1945′de tamamıyla çözmüş ve tek boyutlu tekil cebirsel kolların sınıflandırılması problemini kapatmıştır. Bu sonucun zorluğu hakkında fikir elde edebilmek için düzgün varyetelerin sınıflandırılması probleminin bugüne kadar yalnız 1. 2 ve kısmen 3 boyutlu varyeteler için çözüldüğünü tekilliklerinin sınıflandırılması probleminin ise l boyutlu varyeteler, eğriler için Cahit ARF tarafından çözüldüğünü göz önüne almak gerekir. Cahit ARF bu problemi çözerken önemini gözlediği ve problemin çözümünde en önemli rolü oynadığını farkettiği bazı halkalara “karakteristik halka” adını vermiş ve daha sonra gelen yabancı araştırmacılar bu halkalara “Arf halkaları” ve bunların kapanışlarına “Arf kapanışları” adını vermişlerdir. Cahit ARF’ın bu çalışması 1949′da Proceedings of London Mathematical Society dergisinde yayınlanmıştır.
Cahit ARF’ın 1940′lı yıllarda yaptığı bu çalışmaların günümüzde hala kullanılıyor olması, onun kalıcılığını ispatlamıştır.
Cahit ARF’ı ilk tanıyan bir kişi onun sadece matematiğe ilgi duyan bir insan olduğu izlenimini edinebilirdi. Cahit ARF için. matematik her şeyin üzerinde ve ötesindeydi. Ancak, onun TÜBİTAK’ın kurulmasında ve gelişmesinde gösterdiği çabayı ve özeni bilenler Cahit ARF’ın öyle içine kapanık, matematikle uğraşan dış dünyayla ilgilenmeyen bir kişi olmadığını bilirler. Mühendisliğin günlük hayattan doğan problemlerine her zaman ilgi gösterirdi. Ama, bu probleme mutlaka matematiksel bir model bulmaya da çalışırdı. Hele bir de pratikten gelen problemi matematik olarak çözüme kavuşturursa pek keyiflenirdi. Mustafa İNAN’la böyle bir işbirliği yapmış ve İNAN’ın köprülerde gözlemleyip, araştırdığı bir sorunun matematiksel kesin çözümünü vermiştir. Bu çalışmaları Cahit ARF’a İnönü Ödülünü kazandırmıştır.
Üniversitede rektörlük, dekanlık gibi idari görevler almaktan kaçınmıştır. Araştırmacıların bu gibi görevlerden uzak durmaları gerektiği görüşündeydi. Ama uzun yıllar TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanlığını da özveriyle yürütmüştür.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde bulunduğu yıllarda yeni ve farklı bir üniversite modelinin ve kültürünün ortaya çıkması için çaba göstermiştir. Akademik dünyanın yapay hiyerarşik ayrımlarıyla alay etmiştir. Genç öğretim üyeleri ve öğrencilerle çok güzel, yararlı ve keyifli bir diyalog içindeydi. Her zaman üniversite içi çekişmelerden ve politikadan özenle uzak durduğu halde. ODTÜ sistemi tehlikeye düştüğünde duyarlı ve sorumlu bir bilim adamı olarak kendini bir mücadelenin içine atmaktan çekinmemiştir. Bu onurlu mücadelede bile matematiğin aksiyomatik yaklaşımını kimseye fark ettirmeden kullanmıştır.
Cahit ARF 1948′de İnönü Ödülü, 1974′de TÜBİTAK Bilim Ödülü, 1980′de İTÜ ve KTÜ Onur Doktorası, 1981′de de ODTÜ Onur Doktorasını aldı, genç yaşta Mainz Akademisi Muhabir üyeliğine seçildi ve Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyesi olmuştur.
Cahit ARF matematikte kalıcı izler bırakarak 26 Aralık 1997′de aramızdan ayrılmıştır(alıntıdır)


1908′de İstanbul’da doğmuştur. İlk okulu Bezmialem Sultanisi’nde ortaokul ve liseyi İstanbul Lisesi ve İstiklal Lisesinde okumuştur. Yüksek öğrenimini Fen Fakültesi Tabii İlimler kısmında yapmış ve buradan; 26 Ekim 1933′de Jeoloji, 15 Ağustos 1934′de Botanik, 21 Şubat 1934′de Mineraloji, 26 Şubat 1934′de Anatomi ve Fizyoloji, sertifikalarını almıştır. Mezun olduktan sonra 27 Ekim 1934′de Nebatat Enstitüsü asistanlığına tayin edilmiştir. 1938′de doktora tezi kabul edilerek kendisine “iyi” derece ile “Tabii ilimler Doktoru” ünvanı verilmiştir. 1938′de Başasistan, 1941′de de Doçent vekili olmuştur. “Mercuriolis annua’da su ekolojisi” adlı eseri Brauner ve Heillbronn tarafından doçentlik tezi olarak kabul edilmiştir. 3 Haziran 1943 tarihli kararla Fen Fakültesi Eczacı Okulu İspençiyari Botanik doçentliğine tayin edilmiştir. 30 Eylül 1948′de Botanik profesörü A. Heillbronn ile evlenmiştir. 28 Ekim 1960 tarihli ve 114 sayılı kararla görevinden affedilmiş 12 Nisan 1962 tarih ve 43 sayılı kararla 24 Nisan 1962 tarihli Senato kararı ile iade edilmiştir. 8 Haziran 1963′te emekliye ayrılmıştır. 1993 yılında Almanya’da vefat etmiştir.
Kaynak:
- Sevtap İshakoğlu- Kadıoğlu, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tarihçesi (1900-1946), İstanbul Üniversitesi Yayınları No: 4106, İstanbul 1998, s.189-191.









