Osmanlı’dan Günümüze
Türkiye’de Bisiklet Sporu
Mehmet SÜME Selami ÖZSOY
ÖZET
19. yüzyılın başlarında Avrupa’da icat edilen bisiklet, ilk dönemlerde seçkinlerin kullandığı bir araç olmuş daha sonra sportif amaçla da kullanılmaya başlamıştır. Bisiklet yaygınlaşmaya başladıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu’na da levantenler tarafından getirilmiş ve öncelikle posta teşkilatı, polis teşkilatı ve orduda kullanılmıştır. Osmanlı’da bisikletin gelmesiyle ilgili ilk haber Tarik gazetesi tarafından 1885 yılında duyurulmuştur. Mösyö Tomas İstefanis adında bir Amerikalı, yanındaki bisikletiyle önce İstanbul’a
gelmiş, daha sonra İzmit üzerinden beş günlük bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşmış ve oradan da Yozgat üzerinden Sivas’a geçmiştir.
19. yüzyılın sonlarında Osmanlı ülkesinde başkent İstanbul’un dışında bisikletin yaygın olarak kullanıldığı şehirler Osmanlı’nın Batı’ya açılan penceresi konumunda olan İzmir ve Selanik olmuştur. Osmanlı döneminde ilk bisiklet yarışları 1897’de Selanik’teki ahşap tribünlü velodromda düzenlenmiştir. İzmir’deki levanten aileler, Batı’daki diğer yenilikler gibi bisikletin de kente getirilmesinde öncülük etmiştir. İzmir’de ilk bisiklet yarışması 15 Mayıs 1895 tarihinde yapılmıştır. İzmir’de 1900 yılından itibaren Rum kulüplerinin düzenlediği spor oyunlarında bisiklet de yer almaya başlamıştır. Özellikle Bornova’da levantenlerin kurduğu kulüpler tarafından bisiklet ve atletizm yarışlarının düzenli olarak yapıldığı görülmektedir.
İstanbul’da ilk bisiklet yarışması 18 Ağustos 1895 tarihinde yapılmıştır. Tarabya’daki bu yarışma 5 ayrı mesafede düzenlendi.ancak Türk ahaliden katılan olmadı. II. Meşrutiyetten sonra yaygınlaşan bisiklet cemiyetleri Cumhuriyet döneminde daha organize şekilde varlığını sürdürmüştür. 1923 yılında bisiklet federasyonun kurulmasının ardından Milli Takım oluşturulmuştur. Türk bisikletçiler ilk defa 1924 Olimpiyatları’nda katılmak üzere Paris’e gitmiş ancak teknik nedenlerden dolayı yarışamamıştır.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında bisiklet sporu yedek parça ve lastik sıkıntısıyla durgunluk dönemine girmiştir. 1948 Londra Olimpiyatları’na katılan dört Türk bisikletçisi, 195 kilometrelik yol mukavemet yarışını lastik patlaması ya da mekanik arızalar nedeniyle tamamlayamamıştır.
Bisikletin ilk geldiği 1890’lı yıllardan bu yana aradan geçen 120 yıllık sürede Türkiye’de bisikletin hem gündelik hayatta kullanımı artmış, hem de sportif anlamda hareketlilik yaşanmıştır. Ancak Türkiye’de bisikletin sağlıklı ulaşım aracı olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde yaygın bir şekilde kullanıldığını söylemek zordur. Beden sağlığı, enerji tasarrufu, çevre bilinci gibi nedenlerle bisiklet kullanımının teşvik edilmesi, kentlerde yolların buna göre düzenlenmesi çağdaşlığın bir gereğidir.
GİRİŞ
Dünya üzerinde bilinen ilk iki tekerlekli araç, Baron Karl de Drais de Sauerbrun tarafından tahta malzemeden geliştirilen ve 6 Nisan 1818’de Paris’te sergilenen “drezin”dir. Bu alet hareket edebilmek için binicinin yerden destek alması gerekiyordu. İskoç Kirk Patrick McMillan’ın 1839 yılında pedalı bulmasıyla
bisiklet bugünkü görünümü andırmaya başladı.1 Bugünkü anlamda temel ilkesi günümüze değin değişmeden kalan ilk kullanışlı mekanizmayı ise 1861’de Fransız Pierre Michaux geliştirdi. Michaux, oğlu Ernst ile birlikte geliştirdiği “Velospid” adıyla tanınan tahta ve demirden yapılmış araçtan 142 tane üreterek piyasaya sürdü. Tekerleklerin sert lastikle kaplanıp demirin çıkarılması sayesinde sürat arttı ve ilk resmi bisiklet yarışı 1869’da Paris-Rouen arasında düzenlendi. İngiliz James Moore’un 10 saat 23 dakika ile kazandığı 126 kilometrelik bu yarış bisiklet sporunun başlangıcı olarak kabul edilir. Bu yarışın katılımcıları arasında 4 Fransız kadın da vardı. ABD’deki bisiklet yarışları ise 1878 yılında düzenlenmeye başladı.
Bisiklet yarışları, 1890’larda Avrupa’nın pek çok ülkesinde en çok tutulan yaz sporu haline geldi. İlk klasik yol yarışı olan Fransa Turu’nun birincisi 1903 yılında düzenlendi. Bu yarışı Fransız Maurice Garin kazandı.
Bisikletin yaygınlaştığı diğer bir ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’nde bisiklet üretimi 1869 yılında başlamıştır. Bu ülkede 1896 yılına kadar 300 değişik firmanın ürettiği 1 milyondan fazla bisikletinkullanıldığı belirlenmiştir.
Osmanlı Devleti’nde bisiklet, 19. yüzyılın sonlarında girmiş, gördüğü ilgi üzerine kullanımı kısa sürede yaygınlaşmıştır. Kamu hizmetlerinin daha hızlı bir şekilde yerine getirilebilmesi için öncelikle posta, polis ve ordu teşkilatında kullanılmıştır. Başta İstanbul, İzmir ve Selanik olmak üzere büyük şehirlerde bisiklet yarışları yapılmıştır. II. Meşrutiyetten sonra yaygınlaşan bisiklet cemiyetleri Cumhuriyet döneminde daha organize şekilde varlığını sürdürmüştür. 1923 yılında bisiklet federasyonun kurulmasının ardından Milli
Takım oluşturulmuştur. Türk bisikletçiler ilk defa 1924 Olimpiyatları’nda katılmak üzere Paris’e gitmiş ancak teknik nedenlerden dolayı yarışamamıştır.
Bu araştırma, Osmanlı Devleti’nden günümüze kadar Türkiye’de bisikletin ulaşım aracı ve sportif olarak kullanımının yaygınlaşma sürecini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada konuyla ilgili yerli ve yabancı literatür taranmış, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ndeki
konuyla ilgili belgeler ışığında gelişmeler kronolojik olarak değerlendirilmiştir.
OSMANLI’DA İLK BİSİKLET
Bisikletin Osmanlı ülkesine girişi, Avrupa’da yaygınlaşmasının ardından çok zaman almamıştır. Tarik gazetesinin 31 Ağustos 1885 tarihli sayısındaki habere göre Mösyö Tomas İstefanis adında bir Amerikalı,yanındaki bisikletiyle önce İstanbul’a gelmiş, daha sonra İzmit üzerinden beş günlük bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşmış ve oradan da Yozgat üzerinden Sivas’a geçmiştir. Gazetedeki haber şu şekildedir:
“Mösyö İstefanis adında bir Amerikalı’nın velospid ile seyahat ve Dersâa’det’e muvasalatıyla (ulaşmasıyla) buradan dahi hareket ettiğini yazmış idik. Ankara’dan yazıldığına göre mûmâ-ileyh İzmit’ten 5 günde şehr-i mezkûra muvasalat ve Vali Paşa hazretleri ile memûrin-i vilâyet ve binlerce ahali merkûmun hareketini temaşa etmişler ve merkûm kendisine yapılan rica üzerine 3 defa şose üzerinde velospid ile yürüyüp 1200 yarda mesafeyi 2 dakika 14 saniyede kat etmiştir. Merkûm bilahare vali paşa hazretleri ile memûrin-i vilâyetten veda idüp Yozgat’a mütevecciye-i azimet olmuş (yönüne gitmiş) andan dahi Sivas’a azimet etmiştir”
Basında birçok yazı ve karikatüre konu olan ve “şeytanarabası” adı takılan bisiklete 1950’lere kadar “velospit” veya “velespit” denmeye devam edildi. Bisikletle ilgili bilgileri önce basından öğrenen İstanbul halkı bu yeni icadı velospid adıyla tanıdı. Velospid, Fransızca Vélocipéde kelimesinin bozuk telaffuzudur.
Batı Avrupa’da velospid üç tekerlekli çocuk bisikleti anlamını kazanırken 1901’de İkdam gazetesinde AliKemal “derrace” adını öneriyordu. Nitekim Osmanlı’da bisiklet için yaygın olarak velospid tabiri kullanılsa da bunun yanı sıra Ali Kemal’in önerdiği “Derrace” deyimi de kullanılmıştır. İlerde belirtileceği üzere 1906’da Bulgaristan’da bulunan bisiklet cemiyetleri “bisiklete binen kimseler” anlamına gelen “Derrace-i Süvaran” olarak adlandırılmışlardır.
İstanbul’a ilk bisikletler 1880’lerde ithal edilmeye başlanmıştır. 1884 yılında İstanbul’da yayınlanan Saadet gazetesinde yayınlanan ilanda şu satırlar yer almaktadır:
“Velosiped istimalinin (kullanımının) dünyanın her tarafında ne derecelere terakki ettiği (geliştiği) malumdur. Galata’da Şişli Tramvay hattı mevkiinde Voyvoda Karakolhanesi istisalinde kâin Mösyö Edmon Karvana’nın İngiliz Mağazası bu terakkiyi nazarı dikkate aldığı cihetle, bu kere meşhur ‘Anglo Amerikan’ şirketinin Dersaadet Vekaletini
deruhte etmiştir (üstlenmiştir). Bu şirket en sağlam, en hafif, en ziyade süratle hareket eden ve en müzeyyen ‘velosiped’lerin imali ile iştihar etmiştir (ünlenmiştir).”
İstanbul’a gelen bisikletlerin sayısının artmaya başladığı 1890-1895 yılları arasında İstanbul sokaklarından bir bisikletlinin geçtiğini görmek, İstanbullular için meraklı bir seyirdi. Bisikletin ilk görülmeye başladığı dönemlerde bisiklet kullananlar “monden” tipler olarak alaya alınmış, zaman zaman ilkbiniciler züppelikle suçlanmıştır.
Servet-i Fünun dergisi yazarı Ahmet İhsan, 1893 yılında İstanbul’da düzenlenen nizami olmayan bisiklet yarışından bahsetmektedir.
“Bilmem hatırlarda mı? Sohbetlerimizin birinde velospidden bahsederken belki pek yakında Kuşdili Çayırında bir velospid yarışı görürüz demiştik. Zannımız pek çabuk hakikat oldu, ama yarış Kuşdili Çayırı yerine Tepebaşı Bahçesi’nde oldu. Yarışmanın esası bahçe etrafını bir saatte 120 defa devretmekti. Bu müsabakayı ortaya çıkaran Mösyö Ortek, bir Saatte ancak 104 defa devredebildi. İstanbul’un yeni velospidçilerinden Fernand isminde bir ehl-i zevk de 120 defadevrederek galebe çalmaya muvaffak oldu. İki tekerlekli arabasına süvar olarak bahçede dolaşan Ortek’in yarışı kazanmak için helecan ile bacak salladığını, çırpındığını görmek hakikaten pek gülünç idi.”
1894 yılında bir Avrupa gazetesinde ordularda velospid kullanımını konu alan bir gazete yazısı tercümeedilerek padişaha sunulmuştur. 1895 yılında İstanbul’da sayıları artmaya başlayan bisikletlerden biri sarayatakdim edilirken diğer yandan Şehremaneti bisiklet kullanımının düzenlenmesi için harekete geçmiştir.
Şehremaneti, İstanbul Beyoğlu’nda bisiklet ile dolaşanların sayısının artması üzerine bunlarınyasaklanmasını ve Taksim-Şişli yolu haricinde dolaşmalarına müsaade edilmemesi için 2 Ocak 1895tarihinde Dâhiliye Vekaleti’ne başvurmuştur. Dâhiliye Vekâleti de Şehremaneti’nin bu talebini SadaretMakamı’na sunmuştur. Sadaret Makamı durumu değerlendirmiş ve Dahiliye Vekaleti’ne gönderdiği cevaptabu yolda gidip gelenlerin şimdiye kadar bir sakınca doğurmadığı bildirildiğinden yasaklanmasını uygun görmeyerek şu notu eklemiştir:
“Her ne kadar bunların dar sokaklardan geçemeyeceği bilenmekteyse de geçenler olduğu halde belediye çavuşları marifetiyle ötekine berikine çarpıp bir kazaya neden olmamaları için uygun bir dille ikaz edilmesi şimdilik yeterli olacaktır.”
1896 yılında Levantenler ve gayri Müslimlerin yanında Türk ahaliden de yakın şehirlere bisikletle yapılan geziler dönemin gazetelerine haber olmuştur. O yılın Haziran ayında İstanbullu Şakir Bey üç arkadaşıyla İstanbul’dan Bursa’ya, oradan da 7,5 saatte Bandırma’ya gitmişlerdir.
Viyana’dan İstanbul’a Bisiklet Yarışı Fikri
1985’te Viyana’daki bisiklet cemiyetlerinin girişimi ile Viyana – İstanbul arasında bir bisiklet yarışı düşünülmüş, ancak Alman Wolff Ajansı’nın haberine göre bu yarış ertelenmiştir.
Daha sonra Viyana Belediye Başkan Yardımcısı Doktor Alber Rinhetr’in girişimiyle kurulan bir komite; Belgrad, Niş, Sofya, Filibe ve Edirne yoluyla İstanbul’a ulaşılacak bir gezi planlamıştır. Viyana’da ortaya çıkan bu organizasyon fikrine Avusturya’nın İstanbul başkonsolosu Bonri de destek vermiş, hatta bukomitenin kurulmasından dolayı sarayın en küçük Şehzadesi de memnuniyetini belirtmiştir.
Komite, bu gezide Osmanlı ülkesine getirilecek bisikletlerin ithalat ve ihracat vergisinden muaf tutulması için talepte bulunmuştur. Ayrıca bisikletlerin geçecekleri yolların keşfi için yarış öncesinde Viyana’dan yola çıkacak olanlara kolaylık sağlanmasını da talep etmiştir. Bu seyahat için keşif koluyla birlikte kaç kişinin geleceğinin daha sonra bildirileceği beyan edilmiştir. Sadaret Makamı, Avusturya Sefareti aracılığıyla iletilen bu talebi olumlu karşılamış, kafilenin getireceği bisikletlerden vergi alınmayacağını bildirmiştir.
Selanik’te Hipodromunda Bisiklet Yarışları
Osmanlı ülkesinde başkent İstanbul’un dışında bisikletin yaygın olarak kullanıldığı şehirler Osmanlı’nın Batı’ya açılan penceresi konumunda olan Selanik ve İzmir’dir.
Avrupa’da bugüne kadar devam eden en önemli yol yarışlarından önce Osmanlı ülkesinde de pistte bisiklet yarışlarının düzenlendiği görülmektedir. Fransa Bisiklet Turu 1903, İtalya Bisiklet Turu 1909 yılında başlarken Osmanlı döneminde ilk bisiklet yarışları 1897’de Selanik’te düzenlenmiştir.21 Selanik’te Depo Harici diye anılan mahallede pisti topraktan, yüksek virajlı, ahşap tribünlü bir velodrom bulunuyor ve yarışlar bu pistte yapılıyordu. Bu yarışlarda Nobile isminde bir Fransız öğretmeni, Modyano Efendi ve
Enver Paşazade Mustafa Bey de yer almıştır. Selanik’teki Kışla önünde yapılan yarışlarda da yer alan Mustafa Bey, daha sonra İstanbul’da düzenlenen yarışlara da girmiştir.
Osmanlı’da 1900’lerin başında her türlü toplu faaliyetlerde olduğu gibi sportif müsabakalar için de başkent İstanbul’dan izin alınması gerekliydi. Bu durumun tüm ülkeye bildirilmesi için 25 Teşrin-i evvel (Ekim) 1901 tarihinde at ve bisiklet yarışlarıyla güreş müsabakalarının izinsiz yapılmayacağı bütün vilayetlere tebliğ edilmiştir.
1902 yılında Selanik’teki hipodromda bisiklet ve koşu müsabakası yapılmasına izin verilmesi için de talepte bulunmuştur. Bu konuda polisin bir sakınca görmediği ancak daha önce bu tip yarışlar için izin alınması gerektiği telgrafla bildirildiğinden konunun 11 Mayıs 1318 (Miladi 24 Mayıs 1902) tarihinde
Sadaret makamının olurlarına sunulduğu anlaşılmaktadır.
İstanbul’da İlk Bisiklet Yarışları
İstanbul’da ilk bisiklet yarışması 18 Ağustos 1895 tarihinde yapıldı. Tarabya’daki bu yarışma 5 ayrı mesafede düzenlendi ancak Türk ahaliden katılan olmadı. Servet-i Fünün Dergisi bu yarışmayı şöyle anlatmaktadır:
“Şehrimizde ilk defa yapılan şu velospid müsabakasından gerek yarışçılar ve gerekse seyirciler ziyade memnun oldukları için gelecek Pazar günü tekrar yarış yapılacak ve kazananlara ödüller verilecektir.”
Avrupa merkezlerinden İstanbul’a bisiklet ithal eden satıcılar, yarış pisti yaparak tanıtıma yönelmişti. Bazı girişimciler, İstanbul’da Tepebaşı’nda yaptırdıkları beton pistlerde bisiklet yarışları düzenledi. 1908 öncesinde yarışların ünlüleri Mustafa Bey ile Nobile ve Medyano efendilerdi. Ancak halkı bisiklete heveslendirmek ve satış yapabilmek amacıyla iddialı bahisler halinde düzenlenen bu yarışlar sportif bir faaliyet olarak değerlendirilmemekle birlikte, İstanbul’da bisikletin tanıtımı açısından önem taşımaktadır.
Ağa Camii civarında bisiklet acenteliği yapan Leon ile Ragıp Paşa Hanı içinde bisiklet ticareti yapan Papazyan adlı tüccarların girişimiyle Tepebaşı’nda bulunduğu alanda bir bisiklet pisti yapılmıştı. Yaklaşık 5 metre genişliğinde ve virajları tahtadan yapılma bu pistin uzunluğu 250-300 metre kadardı.Burada düzenlenen yarışlar daha sonra bahis oyunu şeklini alınca yasaklandı. Tepebaşı yarışları yasaklanınca bu gruplar mesafesi 30 kilometreyi bulan Kâğıthane yarışlarında mücadele etmeye başladı.
İstanbul’da bisiklet yarışları II. Meşrutiyetin ilanından sonra yeniden canlandı. Bisiklet sporuna faaliyeti arasında ilk yer yeren kulüp Fenerbahçe oldu. 1912 yılında Fenerbahçeli bisikletçiler Vecdi, Şinasi ve Alber Beyler, Türkiye’de düzenlenen ilk bisiklet yarışlarında şampiyonlukları aralarında paylaştılar.
1912 ve 1913 yıllarında düzenlenen spor bayramlarında bisiklet yarışları da yer aldı. 1914 yılında Cuma Birliği Bayramı’nda bugünkü Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın bulunduğu Union Clup Sahasında düzenlenen 5 turlu yarışı Fenerbahçe kulübünden Vecdi Çağatay kazandı.1912 yılı sonrasında düzenlenen yarışlardaGalatasaray kulübünden Trapezci Daniş ve ünlü şair Ruşen Eşref beylerin isimlerine rastlanmaktadır. Birinci dünya savaşı yıllarında bisiklet yarışlarında duraklama görülür. Ülkenin içinde yaşadığı sıkıntılar
dolayısıyla bisiklet ithalatı kesilirken, mevcut bisikletler için de yedek parça ve özellikle lastik sıkıntısı yaşanmaktaydı.
İzmir’de Bisiklet Yarışları
19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da yaşanan yenilikler, İzmir’deki levanten aileler aracılığıyla Osmanlıülkesine getirilmeye başlanmıştır. İzmir’de yayınlanan Ahenk gazetesine göre İzmir’de bisikletin ilk görüldüğü tarih 1885’tir ve bu dönemde gayrimüslimlerden oluşan bisiklet meraklılarının sayısı 200’den
fazladır. İzmir’de bisiklet kullanma konusunda başarılı olan ilk Türk de Kunduracı Ali Efendi olmuştur.İzmir’de ilk bisiklet yarışması 15 Mayıs 1895 tarihinde yapılmıştır. Ahenk gazetesindeki habere göre altısı bisiklet, dokuzu yaya koşusu olmak üzere on beş yarışma yapılmış, bisiklet yarışlarından beşini Karşıyakalı Petriçe isimli bir sporcu kazanmıştır. Düşmeden yavaş bisiklet sürme yarışını İstinkaf Mahkemesi üyesi Dedeyan Efendi’nin oğlu kazanmıştır.
İzmir’in levanten aileleri, 1897 yılında ilk kez bir şehirlerarası bisiklet yarışı düzenlemiştir. İzmir’de 1900 yılından itibaren Rum kulüplerinin düzenlediği spor oyunlarında bisiklet de yer almaya başlamıştır. 1901 yılında İzmir Valisi Kamil Paşa’nın himayelerinde gerçekleşen 5. Panionios Yarışları Bornova’da düzenlenmiş ve İngiliz bisikletçiler tüm dereceleri almıştır. Bir yıl sonraki 8,5 kilometrelik Pınarbaşı-Bornova yarı maraton yarışında ilk kez bir Rum’un (Luca Venizelos) birinci gelmiştir. Bu yarışlarda
Mustafa Süleymanoviç isimli bir Müslüman 17 kilometrelik yarışta ikinci olmuştur.
20. yüzyılın başlarında Bornova’da levantenlerin kurduğu kulüpler tarafından bisiklet ve atletizmyarışlarının düzenli olarak yapıldığı görülmektedir. Aydın Valiliği’nden İçişleri Bakanlığı’na 26 Şubat 1904 tarihinde yazılan yazıda İngiltere tebaasından Sör Tisram tarafından İzmir’in Birun-ı abad (Bornova) nahiyesinde her sene 23 Nisan ve 21 Mayıs’ta düzenlenen cimnastik ve bisiklet yarışları için izin talep edilmiştir.
1907 yılında on birincisi düzenlenen Panionios Spor Oyunları 20 Mayıs günü Buca Paradiso alanında yapılmıştır. Oyunlarda atletizm yarışları dışında bisiklet yarışları da yer almıştır. Oyunlara Panionios, Apollon, Pelops, İstanbul Tatavla, İstanbul Rum Jimnastik, İstanbul Rubtiyon Mektebi, Atina Panhellenik, Atina Nasyonal Jimnastik, Ayvalık İolikos, Patra, Pire, Patras, Pan Ahaikos, Kahire İfiko, İzmir İdmanperveran kulüpleri katılmıştır.
Yine Bornova’da 1908 yılında düzenlenen cimnastik ve bisiklet yarışları için bir talimatname hazırlanmıştır. 7 maddeden oluşan talimatnamede yarışlarda uyulması gereken kurallar, ödüller, itiraz konularında hükümler yer almaktadır. Talimatın girişinde içeriği tanımlayan şu ifadeler yer almaktadır:
“Bazı mekteplerin talebesiyle cimnastik meraklıları için Bornova’da yaşayan “Sör Tisram” adlı İngilize ait arazideki meydanda her sene Nisan ve Mayıs aylarında düzenlenecek jimnastik, koşu ve velospid müsabaka oyunları hakkındaki talimat.”
Talimatın yarışmaya katılmak isteyenlerin yerine getirmesi gereken şartlar şöyle ifade edilmiştir:
“2. Madde: Bu oyunlara iştirak edeceklerini beyan edenlerin tamamı isimleriyle hangi oyuna iştirak edeceklerini bildirenbir pusulayı oyunların icra olunacağı günden on gün önce tertip komitesine bildirmelidir”
Talimatta itirazlarla ilgili şu madde bulunmaktadır:
“3. Madde: Müsabakaya dahil olanlardan birinin ihracı ile elde ettiği derece hakkında itiraz edilmek istenildiğinde ödül töreninden kırk sekiz saat evvel tertip komitesine müracaat etmesi gerekir.”
Talimatta yarışmaya katılacak sporcuların giyecekleri giysiler de şu şekilde belirlenmiştir:
“4. Madde: Müsabakaya dâhil olacakların giyecekleri elbise omuzlardan dizlere kadar vücudu örtecek şekildeolmalıdır. Ayaklarda bir deri ayakkabı bulunması şarttır”
Talimatta yarışın ne şekilde biteceği şu şekilde anlatılmıştır:
“Bitiş noktasına gerilen kurdeleye, koşanlardan hangisi daha evvel göğsüyle temas edecek olursa onun birinciliği geçerli
olacaktır.”
Talimatın son maddesinde işaret verilmeden yarışmaya başlayanlar için şu hüküm getirilmiştir.
“7. madde: Özel işaret verilmeden evvel koşan olursa durdurulacak ve başlangıç çizgisinin arkasından tekrar
koşturulacaktır.
Talimatın maddeleri bu şekilde sıralandıktan sonra son bölümde şu ifadelere yer verilmiştir:
“Ahkâm-ı umumiye-i heyetten maada her kim olursa olsun oyun meydanına girmek katiyen memnudur. Velospid müsabakaları hakkında kavaid sair koşu oyunları hakkında işbu talimatta muharrer kavaid-i velospid ile icra edilecek koşu oyunlarında da caridir. Şayet velospidcilerden biri sehven işaret verilmeden evvel hareket edecek olursa, koşmaktan
tevkif edilerek yeniden hareket ettirilecektir. Velospidçiler imkan müsait olduğu kadar meydandaki daire dâhilinde seyir ve hareket etmeye mecburdur. Dairenin bir tarafından diğerine kadar çizilen çizgi nokta-i münteha-i ara etmektedir ve velospidin ön tekerleğiyle evvelce dokunan birinciliği kazanmış olduğu itibar olunacaktır”.
Bornova’daki bisiklet yarışlarının 1923 yılına kadar sürdüğü görülmektedir. Bu yıl yapılan Bornova’daki bisiklet müsabakasında birinci gelen İngiliz Vitali’nin oğluna madalya verilmesi, devletin resmi belgeleri
arasına girmiştir.
BİSİKLETLE İLGİLİ İLK YAYINLAR
Bisikletin yaygınlaşmasıyla birlikte Osmanlı’da gazete ve dergilerde tanıtıcı yazılar yayınlanmaya başlarken bisikletle ilgili kitaplar da basılmıştır.
Velospid ile Bir Cevelan (Gezinti)
Türkiye’ de bisikletle ilgili ilk kitap bir seyahatnamedir. Ahmed Tevfik’in 1316 (1900) yılında yayınladığı
“Velosiped ile Bir Cevelan (Hüdavendigar Vilayeti Dâhilinde)” adlı 126 sayfalık kitap, İstanbul – Bursa arasında bisikletle yapılan bir gezinin öyküsünü anlatır. Ahmed Tevfik, önsözde bisikletin yararları, sağlıkla olan ilişkileri ve adabı üzerinde durduktan sonra şöyle devam eder:
“Mesela bisikletinize binmiş gidiyorsunuz. Karşıdan tanımadığınız birisi de aracı ile geliyor. Bir boru sesi ya da çıngırağın uzun bir ahengi ile onu selamlamak mecburiyetini hissedersiniz. Bazen selam ile kalmayıp çark ederek ya da manevra yaparak, beraberce yola devam edersiniz. Bu suretle sohbet edip ahbap olursunuz. Yahut her ikiniz de inerek
‘nereden teşrif?’, ‘Siz ne cihete yahu?’ gibi kelimelerle konuştuktan sonra, makinelerinize binersiniz.
ULAŞIM ARACI OLARAK BİSİKLET
1907 yılında İstanbul’da kullanılan bisikletler belediye teşkilatı tarafından kayıt altına alınmaya çalışılmıştır. Her bir bisiklete numara verilerek sahibi ve binicisinin adı Şehremaneti ve Zaptiye Nezareti’nde tutulan deftere kaydedilmiştir. Kayıt sırasında işlemler için her bisikletten yarım lira rüsumalınmıştır.
Bisiklet 1913 zabıta talimatnamesinde bir taşıt aracı olarak kullanılmıştır. Talimatnamede velospid, bisiklet ve el arabaları için ruhsatiye varakası, daire ve sıra numaraları alınması, ayrıca gece yakmaya mahsus fener ve arkaya takılacak kırmızı fener bulundurulması hükmünün getirildiği görülmektedir. 1914 yılında Galata Köprüsü geçiş ücretleri arasına bisiklet dâhil edilmiştir.
Posta Teşkilatında Bisiklet
1900’lü yılların başında Osmanlı’da posta teşkilatında da bisikletin kullanılmaya başladığı görülmektedir.Posta teşkilatında etkili bir şekilde kullanılan bisikletlerin emniyet teşkilatına da örnek olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. 18 Eylül 1909 tarihinde Emniyet Umum Müdürlüğü, Posta ve Telgraf Müdüriyeti’ndenteşkilatının kullandığı bisikletlerle ilgili bilgi talep etmiştir. Posta ve Telgraf Müdüriyeti de posta dağıtıcılarının kullandığı bisikletlerin nerden ve kaça alınabileceği ile ilgili şu bilgileri vermiştir:
“Posta teşkilatının bisikletleri iki çeşittir. Bunlardan kırmızı renkli olanları İngiltere’nin Birmingham şehrinde kurulu Union fabrikası üründür. Kırmızı boyalıdır ve yaldızlı markasının içinde VAY harfleri vardır. Her biri Mecidiye 20 kuruştan 1200 kuruş karşılığında Beyoğlu Telgraf Merkezi memurlarından Ahmet Robenson49 aracılığıyla doğrudan
fabrikadan alınmıştır. Bisikletlerin yanında uzun bir hava tulumbası, küçük bir korna, bir vida ve yağdanlık olmak üzere toplam 5 parçadan oluşan bir set vardır. Diğer siyah renkli bisikletler ise satan bayinin verdiği bilgiye göre İngiltere’de üretilmiştir. Tekerlek lastiklerinin yuvası yeniklidir. Bunlar da her biri Mecidiye 20 kuruştan 660 kuruş karşılığında
Şehzadebaşı’nda ve Yeni Cami yanında mağazaları bulunan Mehmed Salim Efendi’den alınmıştır. Bisikletlerin yanında bir çelik vida, akort parçası, bir İngiliz anahtarı, bir tornavida, bir yağdanlık, bir korna, uzun hava tulumbası olmak üzere 9 parçalık levazımatı vardır. Bisikletler iki aydan beri posta dağıtıcıları tarafından kullanılmaktadır. Bugüne kadar
herhangi bir şikâyet gelmemiştir.”
Polis Teşkilatında Bisiklet
Osmanlı’da II. Meşrutiyet sonrasındaki yıllarda birçok vilayette polis teşkilatına bisiklet alınması için girişimlerde bulunulduğu konuyla ilgili yapılan yazışmalardan anlaşılmaktadır. Selanik Polis Müdürlüğü’ne bağlı merkezî ve önemli karakollardaki polislerin işlerini hızlandırmak için bisiklet satın alınması ve
bisiklete binecek personelin eğitilmesi için Defterdarlıktan kaynak talep edilmiştir. Yine aynı dönemde Kosova Vilayeti’nde polisler için altı adet bisiklet alınması için talepte bulunulmuştur. Kırşehir’de de polis teşkilatında kullanılmak üzere iki adet bisiklet talep edildiği ilgili yazışmalardan anlaşılmaktadır. Polis memurları için yurt dışından ithal edilen ve her bir merkez için sayıları 4 ile 10 civarında olan bisikletler için Gümrük Vergisi alınmaması yolunda 1909 yılında girişimlerde bulunulduğu görülmektedir. 1910 yılında Sakız adası halkından Filesko Efendi Sakız Polis İdaresine bir adet velospit hediye etmiştir. Bu konuyla ilgili başkentle yapılan yazışmada merkezin memnuniyeti dile getirilmiştir.1912 yılında Kayseri Polis Merkez Memurluğu, fotoğraf makinesi ile birlikte bisiklet talep etmiştir. 1914 yılında Ankara Polis
Müdüriyeti için motorlu ve motorsuz bisiklet alınmasını talep etmiştir. 1914 yılında Polis adaylarının eğitimi için bisiklet satın alınmıştır. Merkezden Bolu sancağında demirbaş eşya kapsamında satın alma veya bağış yoluyla alınan herhangi bir bisiklet olup olmadığıyla ilgili bilgi sorulduğu, 1914 yılında yapılan
yazışmadan anlaşılmaktadır. Emniyet Umum Müdürlüğü’nde 1919 yılında bir bisiklet bölüğü kurulmuştur. Bu bölüğün kurulması için bisiklet kullanacak kabiliyette on iki kişi seçilmiştir.
Ordu Teşkilatında Bisiklet
Osmanlı’nın son yıllarında ordu teşkilatında da bisiklet kullanıldığı, bisiklet alımları için yapılanyazışmalardan anlaşılmaktadır. Üçüncü Ordu-yu Hümayun Müşiriyetinden Rumeli Vilayeti Şahanesi Müfettiş-i Umumiyesi Canib-i Samisi’ne 1909 yılında yazılan yazıda Ordu-yu Hümayun için 6 tane bisiklet
alınması için gerekli 7776 kuruşun Manastır Defterdarlığı tarafından ödenmesi talep edilmiştir. 60 1915 yılında jandarma piyadelerinin kullanımı için bisiklet alınmıştır.
Ordu içinde bisikletli birliklerin de yer aldığı arşiv belgelerinde kayıtlıdır. 1918 yılına ait bir belgedeSüvari Bisiklet Taburu’ndan bahsedilmektedir. Buna göre Antalya’ya gelmek üzere yola çıkan Süvari Bisiklet Taburu, gizli bir yere sevk edilmiştir.
Abdülhamit’in Amerika Birleşik Devletleri ordusunda kullanılmaya başlanan bisikletlerle ilgili 1894 yılında bir araştırma başlattığı anlaşılmaktadır. 21 Ekim 1894 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin İstanbul Sefareti tarafından dönemin padişahı II. Abdülhamit’e ordularda bisiklet kullanımını konu alan bir ariza sunulmuştur. Bu arizaya bisikletle ilgili teknik bilgiler içeren bir gazete kupürünün tercümesi de eklenmiştir. Mütercim Sırrı tarafından Türkçe’ye tercüme edilen bu belgede Amerika Birleşik Devletleri
Sefiri, şu ifadelere yer vermektedir:
“5 gün içinde 600 mil mesafe kat ederek icra olunan tecrübenin özeti ile ordularda kullanmak için bisikletin en başarılı olanı hakkında (ABD) Harbiye Nazırı’na sual yönelttim. 165. sayfasındaki velospidlerin resimlerinin bulunduğu “Journal de Importatium” adlı gazete nüshasını da sunarım fakat bu resimlerdeki bisikletlerin ordularda kullanılanlardan
olmadığını zannediyorum. Bunların Amerika’da imallerine dair alacağım bilgiyi daha sonra arz edeceğim.”
Ordu dışında bazı bakanlıklar bünyesinde de memurların hızlı hareket etmeleri için bisikletin kullanıldığı görülmektedir. Bu bisikletlerin alımı için yapılan yazışmaların birinde, 1915 yılında Dâhiliye Nezareti kavaslarınca kullanılmak üzere gerekli bisikletin alımı için ödenek bittiğinden, gelecek senenin ödeneğinden karşılanmak üzere bisikletin teslim alındığı kaydedilmiştir.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE BİSİKLET
Cumhuriyetin döneminde bisiklet gündelik hayatta daha çok yer bulmaya başlarken, sportif anlamda dagelişmeler yaşanmış, sporcu ve yarışma sayısı artmıştır.
Bisiklet Federasyonu’nun Kurulması
Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın (TİCİ) 22 Mayıs 1922 tarihinde tüzel kişilik kazanmasının ardından Bisiklet Federasyonu (Bisiklet Heyet-i Müttehidesi) 1923 yılında kurulmuştur.65 Aynı yıl Uluslararası Amatör Bisiklet Federasyonu (FIAC) üyeliğine kabul edilen federasyon, bisiklet sporunun ülke
çapında gelişmesine önemli rol oynamıştır. İlk federasyon başkanı, bisiklet sporunun öncülerinden Muvaffak (Menemencioğlu) Bey’dir. Cambaz Fahri, Cavit Cav Bey ve Raif Bey, dönemin ilk milli takımını oluşturmuş ve 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’na hazırlanmışlardır. Paris’e kadar giden Türk bisikletçiler, yarışmaya uygun bisiklet alınması için yeterli ödenek bulunamadığı için olimpiyatlarda ülkeyi temsil edememiştir. Üç Türk bisikletçisi olimpiyatlara katılamasa da Muvaffak Menemencioğlu’nun çabalarıyla
Paris’teki bir bisiklet fabrikasında staj yapmış ve bisiklet mekanizmasını daha yakından tanıma imkânı bulmuştur.
Türkiye’de ilk büyük yol yarışı, 1924 yılında Ege Gençlerbirliği Kulübü tarafından Fethiye-Antalya arasında düzenlendi. İlk Türkiye Bisiklet Birinciliği ise 1924 yılında Ankara’da Muhafızgücü Spor Alanı’nda yapıldı ve yarışı Cavit Bey (Cav) kazandı. Cavit Bey, Türkiye’nin ilk sürat ve mukavemet yarışı şampiyonu olmuştur.
1926’da İstanbul’da ilk Türkiye Bisiklet Şampiyonası yapıldı ve Cavit Bey hem sürat, hem de mukavemet dallarında ilk Türkiye şampiyonluğunu kazandı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında bisiklet kullanımı yaygınlaşırken nadir de olsa adli kayıtlara giren olayların yaşandığı görülmektedir. 1925 yılında İtalyan vatandaşı on yedi yaşındaki Giovanni Boragine ile Vassil isimli şahısların Büyükdere’de ruhsatsız bisiklete bindiğinden dolayı belediye çavuşu tarafından tutuklanıp polise teslim edilmiştir. Polis tutanağında “iki tekerlekli” bisiklete bindiği belirtilen Boragize isimli genç daha sonra birkaç karakol dolaştırıldıktan sonra akşam saat 9’da serbest bırakılmıştır. İtalya sefaretinin de dâhil olduğu olayda sorumluluğu olan zabıta memuru için gerekli işlemin yapıldığı kaydedilmiştir. Emniyet Müdüriyet-i Umumiyesi’nce bisiklet kullanımı devam etmiştir. 1926 yılında Ankara ve İstanbul
polis idarelerinin ihtiyacı olan bisiklet ve motosikletler pazarlıkla satın alınmıştır.
İlk Milli Yarış ve Olimpiyatlar
Bisiklette Türkiye’deki ilk milli karşılaşma, 1927’de Taksim Stadı pistinde Bulgaristan ile yapılmıştır. Bu yarışmada Bulgar ve Türk bisikletçiler birincilikleri eşit sayıda paylaşmışlardır. Türk Milli Takımı 1928 Amsterdam Olimpiyatları’na katılmıştır. Bu olimpiyata katılan bisikletçiler Cavit Cav, Galip Cav, Yunus Nüzhet Unat ve Tacettin Öztürkmen, serilerinde dereceye giremeyerek elenmişlerdir. 1928 olimpiyatları sonrasında “Ege Turu” adıyla düzenlenen tur Türkiye’nin uzun etaplı turudur. Daha sonra 1938’de
İstanbul-Edirne-İstanbul etabı düzenlenmiş, bu etap 1939, 1941 ve 1942’de tekrarlanmıştır.
1929 yılında Bisiklet Federasyonu’nun kaldırılmasıyla bisiklet sporunda duraklama devresi yaşandı. 1933 yılında Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Genel Kongresi’nin kararı ile Bisiklet Federasyonu yeniden kuruldu.
Türk bisikletçilerinin varlık gösterdiği ilk yarış, 1935 yılında koşulan Romanya Turu oldu. Bükreş- Braşov etabını Türk Milli Takımı’ndan Kirkor Cambaz birinci, Talat Tunçalp de ikinci sırada bitirdi.
1936 yılında Berlin’de yapılan Olimpiyat Oyunlarında Türk Milli Bisiklet Takımı, dereceye giremedi. 30
bisikletçinin katıldığı 100 kilometrelik yol yarışında Talat Tunçalp son metrelere ön sıralarda girmesine rağmen yaşadığı talihsizlikleri yüzünden sonuncu oldu.
1937 yılında Orhan Suda katıldığı Moskova yarışında ikinci oldu. Halkevleri programına giren bisikletin yaygınlığı hızlandı. 1938 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan İstanbul – Edirne – İstanbul yol yarışı, Türk bisiklet sporuna ayrı bir renk katmıştır.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında bisiklet sporu yedek parça ve lastik sıkıntısıyla durgunluk dönemine girmiştir.
1948 Londra Olimpiyatları’na katılan dört Türk bisikletçisi, 195 kilometrelik yol mukavemet yarışını lastik patlaması ya da mekanik arızalar nedeniyle tamamlayamamıştır.
Türkiye’de bisiklet sporunun gelişmesi için çaba sarf edenlerin başında gelen Cavit Cav, 1961 yılında bisiklet üreten bir fabrika kurmaya girişir ancak başarılı olamaz. Türkiye’nin ilk yerli bisikletlerini, 1963 yılında İzmir’de kurulan Bisan A.Ş. üretmeye başlamıştır.
Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Bisiklet Turu
1963 yılında Talat Tunçalp’in girişimleri ile başlatılan Uluslararası Marmara Bisiklet Yarışı parkur uzatılıp etap sayısı arttırılarak 1964 yılında Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Türkiye Bisiklet Turu’na dönüştürülmüştür. Türkiye’nin en önemli bisiklet yarışı olan tur, bugüne kadar devam etmektedir. 2010 yılında 46.sı koşulan Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Bisiklet Turu, uluslararası kategoride 2.0 düzeyine yüklemiş ve TRT tarafından naklen yayınlanarak çok sayıda izleyiciye ulaşmıştır.
İlk Uluslararası Madalyalar
1965 yılında Fransız antrenör Bartolucci Gino, Türk Milli Takımı’nda görev yapmak ve antrenör kursları açmak üzere Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’ye getirilmiştir. Görev süresi 5 ay sonra tekrar uzatılan Gino’nun ardından başarılı sonuçlar alınmaya başlandığı gözlenmektedir. 1971 yılında İzmir’de yapılan Akdeniz Oyunları’nda Türk takımının yol dayanıklılık yarışındaki üçüncülüğü ile aynı yıl koşulan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nda Erol Küçükbakırcı’nın bronz madalyası, Türkiye’nin bisiklet sporunda kazandığı ilk önemli başarılardır. Erol Küçükbakırcı, 1973 yılında Türkiye’de yapılan Balkan Bisiklet Şampiyonası’nda altın madalya kazanmıştır. Aynı yıl Cezayir’de yapılan Akdeniz Oyunları’nda bisiklet yarışını 4.sırada bitiren Harun Şencan, 3. sıradaki Yunanlı bisikletçi Mihail Kountras’ın doping kontrolüne gelmemesi üzerine bronz madalyanın sahibi olmuştur. 1982 yılında
Romanya’daki Balkan Şampiyonası’nda İbrahim Pekcan’ın kazandığı gümüş madalya Balkan Şampiyonalarındaki diğer madalya olmuştur. 1989 yılına kadar devam eden Balkan Şampiyonaları, Türk bisikletçilerin başarılı olduğu en önemli uluslararası organizasyon olmuştur. Türk sporcular sonraki yıllarda başta Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Bisiklet Turu olmak üzere Türkiye içindeki birçok yarışta madalyalar kazanmasına rağmen Olimpiyat Oyunları, Akdeniz Oyunları gibi organizasyonlarda başarılı olamamıştır.
Engebesiz bir arazi yapısına sahip olan Konya 1950’li yıllarda bisiklet kenti olarak ün yapmıştır. O yıllarda Konya il merkezinde altı bin bisiklet olduğu belirtilmiştir.1952 yılında yapılan veledrom sayesinde bisiklet sporu Konya’da gelişme göstermiştir. 1990 yılında Konya Mevlana Turu başlatılmış ve 1992’de uluslararası nitelik kazandırılmıştır.
Türkiye’de bisiklet sporunun gelişmesi için çalışmalar devam etmektedir. Türkiye Bisiklet Federasyonu,mevcut yarışlara yenilerini eklemektedir. Trakya Bisiklet Turu ve ilki 2009 yılında düzenlenen Muhsin Yazıcıoğlu Uluslararası Bisiklet Turu yeni organizasyonlardan bazılarıdır.
SONUÇ
19. yüzyılın başlamasıyla birlikte Avrupa’da önce üst sınıfın kullanmaya başladığı bisiklet, çok geçmeden Osmanlı’da da ülkede yaşayan levantenler aracılığıyla yaygınlaşmıştır. İlk bisiklet yarışları başkent İstanbul, Selanik ve İzmir’de düzenlenmiştir. Hızlı ulaşım kolaylığı sağlamasından dolayı II. Meşrutiyetin ilanından sonra polis teşkilatı, posta teşkilatı ve orduya bisikletler alınmaya başlamıştır. Yurt dışından ithal edilerek ülkeye getirilen bisiklet, sadece çoğunluğunu levantenlerin ve devlet görevlilerin kullandığı bir araç
olmaktan çıkmış, halk arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır.
Cumhuriyet döneminde bisiklet ulaşımı hızlandıran bir araç olarak halkın gündelik hayatına da girmiştir. Sportif anlamda 1923 yılında Bisiklet Federasyonu’nun kurulmasıyla daha fazla bisiklet yarışı düzenlenmeye başlamış, bisiklet sporuyla ilgilenen sporcuların sayısı artmıştır. İlk bisiklet kulüpleri kurulmuştur. Türk sporcuları Akdeniz Oyunları ve Balkan Şampiyonaları gibi uluslararası organizasyonlarda madalyalar kazanmıştır. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Bisiklet Turu gibi uluslararası alanda saygınlığı olan turlar düzenlenmeye başlamıştır.
1890’lı yıllarda ilk bisikletin geldiği Türkiye’de aradan geçen 120 yıllık sürede hem gündelik hayatta kullanımı artmış, hem de sportif anlamda hareketlilik yaşanmıştır. Ancak Türkiye’de bisikletin sağlıklı ülkeler düzeyinde yaygın bir şekilde kullanıldığını söylemek zordur. Beden sağlığı, enerji tasarrufu, çevre bilinci gibi nedenlerle bisiklet kullanımının teşvik edilmesi, kentlerde yolların buna göre düzenlenmesi çağdaşlığın bir gereğidir.
KAYNAKÇA
Akçura, G. (2003). Evvel Zaman İçinde Bisiklet, İstanbul: Om Yayınları.
Anabritannica Ansiklopedisi (2004), c.4.
Atabeyoğlu, C. (1983) Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, c.9, İstanbul: İletişim Yayınları.
Atabeyoğlu, C. (1994) Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2.
Atabeyoğlu, C. (1994) Türk Bisiklet Tarihi, İstanbul: Türk Spor Vakfı Yayınları.
Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 87-23 / 30.18.1.1, 12 Aralık 1926
BCA. 27-1/30.18.1.2, 18 Haziran 1965.
BCA. 27-1/30.18.1.2, 19 Kasım 1965.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.EŞA. 20/39 (21 Teşrin-i evvel 1894 / 2 Ekim 1894
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi • 24 / 2010