Tem
27
2008
0

Keşkül Tarifi

Kullanılan Malzemeler:
1,5 litre süt
100 gr pirinç unu (yaklaşık olarak 1 su bardağından 2 parmak eksik)
2 su bardağı şeker (ben daha az kullandım)
1 su bardağı toz badem
2 yumurta sarısı (hafif çırpılmış)
2 yemek kaşığı hindistan cevizi
süslemek için: toz antep fıstığı
 

Hazırlanışı:
Toz fıstık hariç tüm malzemeyi bir tencereye alın ve karıştırarak pişirin.
İri delikli bir kevgirden geçirip kaselere boşaltın ve soğutup toz fıstık serpin. (ben kevgirden geçirmeden direkt kaselere boşalttım, zaten topaklanma olmadı ki, ağzına hindistan cevizi tanelerinin gelmesinin de hiçbir sakıncası yok diye düşündüm, tercih sizin)
üstüne tercihen dondurmada koyulabilir.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Sütlü un çorbası Tarifi

1 yemek kaşığı tereyağı
yarım çay baradağı sıvı yağ
2 yemek kaşığı un
5 bardak su 1 çay bardağı süt
1 tutam dereotu
tuz

tereyğı ve sıvı yağ tencereye konulur üzerine unu ilave ederek kaıştırılır mıyane halini halınca (hafif kavrulur)üzerine 1çay bardağı süt iave edilir tekrar az miktarda kavrulduktan sonra 5bardak su ilave edilir kaynayıncayadek karıştırılır. 5 dak sonra çorba ateşten alınır.Üzerine isteğe bağlı olarak yağda yakılmış pulbiber ilave edilir.Ocaktan aldıktan sonra tuz ve dereotu ilave edilir

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Yemekte Görgü Kuralları

• Bıçak kullanırken çatal sol, bıçak sağ elle tutularak kesme işi yapılır.

• Masada çatal sola, kaşık ve bıçak sağa yerleştirilir. Bıçak, kaşık ile tabak arasına konur. Bıçak sağ elle tutulur ve işaret parmağı bıçağın keskin olmayan tarafına dayatılıp kesme işi yapılır. Bıçağı kullandıktan sonra masaya bırakmamalı, tabağın üst yarısına, size doğru yanlamasına ve keskin tarafı içe gelecek şekilde koymalıdır.

• Çatal ise kullanıldıktan sonra tabağın üzerine, bıçağa paralel ve soluna, çatalın sapı sağda ve ağzı yukarı doğru ya da bıçağı dik olarak konur.

• Kaşık, bıçak gibi kullanılır. Esasen kahvaltı hariç, kaşık sofrada sadece yemeğin başlangıcında çorba için gereklidir. Görgülü bir ev sahibi özel yemeklerde veya aile arasındaki yemeklerde kaşığı bıçağın sağına yerleştirir.

• Yukarıdakilerden başka masa düzeninde salata veya tatlı için çatal balık çatalı, tatlı kaşığı, buzlu içecek kaşığı, çorba ve çay kaşığı kullanılabilir.

• Salata ve çere çatalı normal yemek ,çatalından kısa olup her iki işte de kullanılabilir. Salata yemekle beraber verilecekse çatal, yemek tabağının sol, yemek çatalının iç tarafına konur. Özel yemeklerde salata çatalı yemek çatalının dış tarafına konabilir.

• Balık çatalı diğerlerine oranla daha kısa ve düz olup kaşığın sağ tarafına yerleştirillr.
• Tatlı kaşığı, tatlı tabağı içerisine konur. Fakat daha önceden de masadaki yerine konabilir.

• Çorba kaşıkları çorba tabaklarının sağ tarafında olup diğerlerine oranla en uzun saplı olanıdır.

• Büyük servis çatal ve kaşıkları, servis masalarında servis edilecek yemek tabaklarında bulunur. Tabağınıza servisi kendiniz bunlarla yapmalısınız.

• En resmi masalarda bile üçten fazla çatal ve gene üçten fazla bıçak bulundurulmaz. Ancak gerektikçe kullanılacağı yiyeceklerle beraber servis yapılır.

• Özellikle öğle veya akşam yemeklerinde, bütün konuklar için masaya önceden yerleştirilmiş bir servis tabağı bulunur. Bu tabak öteki tabaklara göre daha büyükçe olup, sonradan servis edilen tabaklar bunun üzerine konurlar.

• Salata tabakları daha çok düz ve yuvarlak olurlar. özel yemeklerde yemek, salata ile aynı tabakta servis edilebilir.

• Çorba, tatlı ve meyva tabakları, daima bir başka tabağın içinde servis edilir.

• Sürahi, bıçakların üst tarafına konur ve su bardakları, konuklar yerlerini almadan doldurulur.

• Şarap bardakları sürahinin sağına ve masanın kenarına yakın yerleştirilir.

• Peçeteler resmi olmayan yemeklerde çatalların soluna, resmi yemeklerde servis tabağının içine konur. Masaya oturonca ev sabiresi, peçeteyi alır almaz siz de onu takip etmeli ve peçeteyi sağ üst köşesinden tutarak a.çıp dizlerinize yerleştirmelisiniz. Peçeteler kullanıldıktan sonra resmi yemeklerde tabağın sağına bırakılabilir. Özel yemeklerde kağıt peçete konmuşsa, bunlar tabağın sağına bırakılır. Kağıt peçeteleri elinizde buruşturup topaç haline getirmek ayıptır. Resmi yemeklerde sofraya oturduktan sonra tabağa el sürmek veya hele garsonun işini kolaylaştırmak için ona uzatmak görgüsüzlüktür. Konuk hizmet etmez. Konuklara hizmet edilir ve esasen bu maksatla davet edilmişlerdir.

• Yemekten sonra peçetelerin katlanması, ev sahibınden bir davet daha istediğiniz anlamına geldiğinden uygun değildir. Yemek esnasında masadan kalkmak gerekirse, peçete sandalye üzerine veya masanın size ait boş yerine bırakılabilir. Peçeteye ağzını, etrafa göstermeden silmeli ve peçetenın yağlanan veya kirlenen kısımlarını diğer konuklardan gizlerneye çalışmalıdır.

Yaziyi gonderen in: DİN VE AHLAK |
Tem
27
2008
0

Etin Önemi Ve Kuzunun Bölümleri

ETİN ÖNEMİ ve KUZUNUN BÖLÜMLERİ
Yemek pişirme sanatında et, çok önemli bir yer tutmaktadır. Et, yurdumuzda sığır ve koyun eti gibi başlıca iki sınıfa ayırmaktansa bunların yavrularını yani kuzuyla danayı da katmak gerekir. Çünkü daha körpe olan bu hayvanların pişirilmeleri daha çabuk olduğundan, bunlara uygulanacak pişirim biçimleri de bambaşka olacaktır.

Batı ülkeleri bizden daha da ileri giderek mutfaklarında kullandıkalrı koyun, sığır, domuz,at gibi etleri genel cinslere ayırdıktan başka bunların koyun ve sığır etlerini siyah et; kuzu, dana ve domuz etlerini de beyat et; diye ikinci bir ayırıma bağlanmaktadır.

Etlerin cinsleriyle birlikte türlü bölümlerinin de başka başka aşlara elverişli oldukları göz önünde bulundurulursa et konusunun genişliği hakkında bir fikir edinmiş olursunuz. Ayrıca etkin, yemek çeşnileri üzerindeki rolü ve etkisi büyük olduğu kadarıyla besin yönünden de önemi büyüktür.

Hemen hemen etin ve suyunun girmediği bir yemekte lezzet aranamayacağı gibi bu türlü aşların besin değeri de zayıf olmaktadır.

Hangi türlüsü olursa olsun etlerin taze taze yenmesi doğru değildir. Bayatlamadan pişirilen etler sert ve lezzetsiz olurlar. Etin yumuşak olması, kendine has tadının yerine gelmesi için 2-4 gün bekletilmesi yani bayatlaması, ancak bundan sonra pişirilmesi gerekmektedir. Yalnız bu etlerin bekletildikleri yerlerdeki ısı derecesinin 10′u aşmaması zorunluluğu vardır. Bir de bayatlayacaak etlerden kanın çıkmamasına ve kemiklerin ayrılmamasına dikkat edilmelidir. Yoksa etler pörsür ve kayış, sopa gibi olurlar.

Etler genel olarak sofralarda çorba, yumurta ya da balıktan sonra tavuk veya sebzelerden önce servis yapılmalıdır. Etler kemiksiz se insan başına 150-200 gramlık, kemikliyse 200-250 gramlık parçalara bölünerek servis yapılmalıdır.

KUZU VE KOYUN ETLERİ
İngiltere dışındaki bütün Avrupa ülkelerinde koyun etine büyük bir ilgi gösterilmemesine karşılık yurdumuzda pişirilen yemeklerin büyük bir çoğunluğunda koyun eti kullanılmaktadır. Doktorların da daha çok sindirimi güç, yağı da ağır olduğundan hastaların yemeklerini pek uygun görmedikleri koyunun belli başlı üç cinsi vardır: Kıvırcık, Dalgıç ve Karaman.

Her cinsin kendine has kalite ve özellikleri vardır. Ancak bu özellikleri incelemeden önce bu kasaplık hayvanların erkeklik ve dişiliklerinin, yemekler üzerindeki etkisi üzerinde durmak daha doğru olur.

DİŞİ KOYUNLAR
Hangi cins olursa olsun koyunun dişisi yani Marya makbul değildir. Maryaların etleri yavruladıktan sonra lezzetsiz ve sert olur. Yağları da mum yağı gibi donmuş bir durumdadır. Eti yenilebilecek dişi koyunlar, genç ve kısır olarak kesilmiş olanlardır.

ERKEK KOYUNLAR
Erkek koyunlara gelince bunlar Koç derler. Bunların da etleri yağsız ve sert olduğu gibi hoş olmayan bir biçimde de kokmaktadır. Eti yenebilecek koyunlar kasaplık hayvan olarak ayrılmış ve kuzuluklarında burulmuş yani erkeklik bezleri alınmış erkek koyunlardır.

Burma erkek koyunların etleri yağlı ve çok lezzetli olmaktadır.

SÜT KUZUSU
Cinsi ne olursa olsun koyunların yavrularına kuzu denir. Süt kuzusu daha anne sütünden ayrılmamış yani sütle beslenen ve en çok iki aylık olan koyun yavrularına denir. Bunların ağırlıkları 4-5 kadardır. Ana sütüyle beslendiklerinden etleri çok körpe ve yumuşaktır. Tadı da çok hoştur. Vücudunun hiçbir yerinde yağ bulunmaz. Genel olarak bu etle yapılan yemekler bir saatten çok az bir sürede pişer. Bu kuzular Ocak ayından Mayıs sonlarına kadar satılır. Süt kuzusuna esnaf ağzıyla araba kuzusu da denir.

KUZU
Ana sütünü bırakmış, besinini ot yiyerek elde eden irice kuzulardır. Genel olarak 5-10 kiloluk olurlar. Bunları kasaplarda bütün yıl bulmak mümkündür. Koyundan daha çok makbuldür. Kuzuların erkekleri kadar dişileri de lezzetlidir. Onun için kuzuda erkek-dişi ayırımı yapılmaz. Genel olarak kuzu eti birbuçuk saatte pişer. Et yiyebilen her türlü hasta, dana gibi kuzuyu da hiç çekinmeden yiyebilir. Yalnız kuzu buzdolabında pek çok kalmadığından, ancak pişirilecek kadar alınmalıdır. Kuzunun tazeliği en çok böbreğinden anlaşılır. Yenebilecek tazelikteki bir kuzunun böbreği açık pembe bir renktedir. Bu kuzuların gözleri de canlı ve fazla büyümemiş olur. Etine de el sürüldüğünde sert olduğu görülür.

KIVIRCIK
Koyun etlerinin en iyisi kıvırcıktır. Bunlar da Merinos ve Karbanat diye ikiye bölünürler. Tat bakımından Karnabat’ın eti Merinos’tan daha lezzetlidir. Üstelik Merinos koyununun yağında garip bir koku vardır. Karnabat kıvırcıklar vücutça daha toplu ve yuvarlak oldukları gibi etleri de daha beyazdır. Merinos’ların etleri daha esmerce olduğu gibi vücutları da daha uzundur.

DALGIÇ
Kıvırcıktan sonra sırada dalgıç eti vardır. Bu da Beyaz Dalgıç ve Kara Dalgıç olarak ikiye bölünür. Kara Dalgıç’ın eti hafifçe koktuğundan makbul değildir. Beyaz Dalgıç’ın eti daha lezzetlidir. Beyazla Kara Dalgıç’ı kuyruklarından ayırd etmek mümkündür. Beyaz Dalgıç’da kuyruğun üstü geniş, ortası yarık, altı ise parmak biçiminde sarkmaktadır. Kara Dalgıç’ın kuyruğuysa daha ensizdir. Parmak biçiminde sarkan bölümü ise daha uzundur.

KARAMAN
Koyun etlerinde üçüncü sırada yer alan Karaman da Beyaz Karaman, Kızıl Karaman diye iki cinstir. Beyaz Karaman, Kara Dalgıç’tan daha üstündür. Kızıl Karaman ise hem tatsızdır, hem de hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunları da kuyruklarından ayırdetmek mümkündür. Beyaz Karaman’ın kuyruğu, Beyaz Dalgıç’ınkinden daha büyükçedir. Alt tarafdaki parmak biçimindeki sarkık bölüm üste kıvrılmıştır ve bir yumru durumundadır. Kızıl Karaman’ın kuyruğundaki yumru ise iki katlıdır.

KUZUDA PROTEİN ÇOKTUR
Besin bakımından kuzuyla dana arasında hemen hemen hiç fark yoktur. Yalnız kuzu, proteince danadan biraz daha ağır basmaktadır. Kuzunun her 100 dramından 20 gram protein elde edilmesine karşılık dana etinini 100 gramından sadece 12-18 gram protein elde edilmektedir.

KUZUNUN BÖLÜMLERİ
Et konusunda böylece kısaca gözden geçirdikten sonra bu sayımızda Kuzu’nun bölümlerini ele alalım ve bu bölümlerden ne gibi yemekler yapmanın mümkün olduğunu öğrenelim.

BUT
Kuzunun arka ayaklarına but denir. Butların etleri yağsız ve yumuşak olur. Kuzunun en lezzetli bölümlerinden biri burasıdır. Buttan çok güzel kızartma, fırın ve şişler yapar.

PİRZOLALIK
Kuzunun sırtındaki ön bölüm bütün olarak pişirilirse buradan güzel kızartmalar olur. Ama daha çok bu bölümdeki kaburga kemikleri tek tek yani kalem kalem ayrılır ve pirzola ya da kemiksiz pirzola yani külbastı olarak pişirilir.

FİLETOLUK
Kuzunun sırtındaki arka bölüm pirzolalığın devamıdır. Bu bölümün kaburga kemikleri bulunmadığından buradan pirzola yerine fileto çıkarılır. Bu bölümdeki etle gayet lezzetli kızartmalar, rostolor ve kotleler pişirilir.

KOL
Ön bacakların üst bölümüne kol denir. Bu bölümdeki kasların arasında ince yağ tabakası görülür. Kuzunun bu bölümünden kızartmalar pişirilirse de daha çok kuşbaşı kesilmiş et yemekleri, tas kebaplık bu bölümden yapılır.

DÖŞ
Kuzunun en yağlı bölümüdür. Ancak, kemiksiz eti çok az olduğundan genellikle eti kemikli olarak parçalanır ve sebze yemeklerinde, kuru fasulye, nohut yemeklerinde kullanılır.

GERDAN VE BAŞ
Kuzunun makbul olmayan bölümüdür. Bunun için kasaplarda genellikle daha ucuz bir fiyata satılır. Daha çok haşlamalarda ve et suyu çıkarmak için kullanılır.

SAKATAT
Bu bölüme kuzunun ciğerleri, yüreği, böbreği, dalağı, işkembesi, bumbarı, şirdeni, dili, başı, beyni, parçaları erkeklik bez’leri (yumurtası girmektedir) kuzunun en körpe ve yumuşak yerleri buraları dense pek hata olmaz. Sakatatta her parçanın kendine has özel yemekleri vardır. Ancak bunlar durgun etler olduğundan sakatattan yapılmış yemekler genellikle hastalara ve sindirim güçlüğü çekenlere pek yedirilmemektedir.

UYKULUK
Bu küçük ve nazik bez’den yapılan yemekler son yıllarda en lüks lokantaların, en çok aranan spesyaliteleri arasına girmiştir. Bunda biraz da bu bez’in çok hoş bir tadının bulunmasının büyük rolü vardır. Uykuluk pişirilmeden önce soğuk suyla orta ısıdaki bir ateşe konur ve su kaynamaya başladıktan birkaç dakika sonra delikli bir kepçeyle sudan alınarak süzülür, sonra soğuk suyun içine atılır. Burada çok kısa bir süre tuttuktan sonra zar gibi ince derisi çıkarılır, kurulanır ve pişirilmeye hazır bir duruma getirilmiş olur.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Hamsi Dolması Yemeği Tarifi

Kullanılan Malzemeler:

1 kg hamsi
3 çorba kaşığı zeytinyağı
2 adet soğan
Yarım çorba kaşığı dolmalık fıstık
Yarım su bardağı pirinç
1 su bardağı sıcak su
Tuz, karabiber
Yarım çorba kaşığı kuşüzümü
1 çay kaşığı şeker
Yarım demet maydanoz
Yarım su bardağı un
2 adet yumurta
Kızartmak için: Sıvı yağ

Yapılışı:
Hamsilerin kafalarını ve kılçıklarını temizleyelim. Bol suyla yıkayalım.
1 – Tavaya 3 çorba kaşığı zeytinyağını alıp kızdıralım. Küçük doğranmış soğanları ve yarım çorba kaşığı dolmalık fıstığı tavaya aktaralım. Soğanlar şeffaflaşıp sararana dek kavuralım. Yarım su bardağı pirinci yıkayıp süzdükten sonra soğanların üzerine ekleyelim. Bir- iki kez çevirdikten sonra 1 su bardağı sıcak suyu, tuzu, ka rabiberi, yarım çorba kaşığı kuşü-zümünü ve 1 çay kaşığı şekeri ilave edelim. Ağır ateşte pirinçler suyu çekene dek pişirelim. Ardından ince doğranmış maydanozu ekleyip karıştıralım.
2 – Hamsinin dış kısımlarını tuz ilave edilmiş una batıralım. 2 adet hamsiyi yan yana yerleştirelim. Ortasına hazırladığımız içten bir tatlı kaşığı koyalım.
3 – Üçüncü hamsinin dışını una buladıktan sonra harcın üzerine yerleştirelim. Sonra çırpılmış yumurtaya batıralım. Derin bir tavaya sıvı yağı alalım. Hamsileri kızartalım. Fazla yağını süzmek için kağıt mutfak havlusunun üzerine çıkarıp, servis yapalım.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Çikolatanın Doğuşu

Çikolatanın tarihini anlatan çoğu kaynakta Aztek Medeniyeti’nin bir ürünü olduğundan bahsedilir. Ama bu bir yanılgıdır. Zira İspanyolların yeni dünyadan Aztekler’den alıp eski dünyaya getirdiği bu içecek (evet içecek) Orta Amerika’da Aztek’lerden evvel yaşamış medeniyetlerin de içeceğiydi. Eğer onlardan bahsetmezsek haksızlık yapmış oluruz. Onun için gelin biz Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek için hikayeyi baştan alalım.

Öykümüz İ.Ö 1500 civarında Meksika Körfezi’nde yer alan Yucatan Yarımadası’nda başlar. O tarihlerde bu coğrafyada Olmek’ler yaşamaktadır. Onlardan bu güne granitten dev kral başları kalmış, mısırı haşladıktan sonra kurutup öğütme teknolojisi ve son olarak da telaffuz edildiği şekli ile yazarsak “kakawa” kelimesi. Ama o dönemde kakao içkisinin kullanımını kanıtlayacak bu kelimeden başka herhangi bir arkeolojik buluntu var mı elimizde? Şimdilik yok.

Olmek’ler İ.Ö 400′e kadar bölgedeki hakimiyetlerini sürdürmüşler. Sonra Arkeologların İzapan Medeniyeti dedikleri Maya’lara geçiş süreci yaşanıyor bölgede. Yani İ.Ö 400-100 arasında. Onlar da “kakao” demişler.

İ.S 250′de Klasik Maya dönemi başlıyor ve 9. yüzyıla kadar devam ediyor. İşte 1950 yılında Yuri V. Knorosov, bu dönemden kalan Dresden ve Madrid kitaplarının şifresini kırıyor ve bu kitaplarda bulunan çizimlerin etrafına serpiştirilmiş yazıları şimdi okuyup anlayabilmekteyiz.

İşte bu kitaplarda kakaonun Maya’ların güncel hayatındaki yeri belli olduğu gibi fonetik olarak yine bu içkiye “kakaw”, kakao denildiği ortaya çıkmakta.

Çikolata kelimesi bazılarına göre Mayalar’ın sıcak anlamına gelen “ choco ” ve su anlamına gelen “ ati ” kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Diğer bir görüş ise yine Azteklerin, sıvı kıvamındaki çikolatayı kaynar su dolu kap üstünde köpük tutması için karıştırırken çıkan sesleri ifade etmek için kullandıkları “ xocoati ”sinden türediği doğrultusunda.

Kakao ile ilgili en eski arkeolojik bulgu Meksika ile Guatemala ve Belize sınırına yakın bir yerde olan Blue River (Mavi Nehir) kazısında 19 numaralı mezarda bulunmuş olan bir vazodur. Bu vazonun içinde kakaodan hazırlanmış bir içkinin tortuları bulunmuştur. Vazonun dış yüzeyinde de iki fonetik sembol yer almaktadır. Kakaw veya kakao. Bu vazonun çıktığı mezarın bir din adamına ait olduğu bilgisi de eklendiğinde o zamanlar kakao içkisinin yalnızca aristokrat içeceği olmayıp aynı zamanda dini öneme sahip bir içecek olduğu ortaya çıkmaktadır.

Maya’lardan sonra bölgede Toltek’lerin hakimiyeti başlıyor. Mayalar hala bölgede yaşamaya devam ediyor. Toltek’ler bölgede 10. Yüzyılda Maya’lardan devraldıkları yüksek medeniyet unsurlarını sanata çok ilgi duyan bir kavim olarak Aztek’lere taşıyarak tarihte kayıp halka oluşturmayan topluluk olarak bilinir.

Çikolata severlerin çok azı kakaonun Toltek göğünden hediye olarak indiğini bilir.

Şimdi geldik Azteklere … Bölgede Toltek’lerden 12.yüzyılda aldıkları yönetim sorumluluğunu 1521 yılındaki İspanyol hakimiyeti altına girdikleri güne kadar devam ettirmiş Aztekler. Aztek’lerin Nahuati denilen bir lisanları varmış. İşte o lisanda “tchocolati” diyorlarmış İspanyolların hışmına uğradıkları sırada bu içeceğe. Aztekler’e göre kakao tohumları cennetten gelmişti ve bu yüzden de kakao ağacı güç ve bilginin simgesiydi. Kakao içenlerin akıl sahibi olacağına inanılırdı.

Aynı dönemlerde, Peru topraklarında yaşayan İnkalar’ın da çikolata tükettikleri biliniyor. Ancak, aradaki tek fark İnkalar’da halk kesimine de inen bu lezzet Aztek ve Mayalar’da sadece soylular sınıfına hitap ediyordu. Aztekler’in çikolataya en büyük katkıları bal eklemek olmuştur.

Amerika keşfedilmeden önce kakao taneleri o kadar değerliymiş ki para yerine kullanılırmış. 10 kakao tanesine bir tavşan, 100 kakao tanesine bir köle, 3 kakao tanesine bir hindi yumurtası satın alınabiliyormuş.

17. yüzyıla kadar kakao ağacı yalnızca Amerika’da da ekiliyordu. Karaib Adaları, feci bir kasırga tüm ağaçları yere indirene kadar, hızla gelişen kakao endüstrisinin merkeziydi.

Meksika’da kakaoyu keşfeden İspanyollar, az sonra, Batı Afrika’nın açıklarındaki Fernando Po Adasına kakao tohumunu getirdiler. Bu günkü kakao endüstrisinin merkezi olan Afrika kıtasında 1879 senesine kadar kakaonun ne olduğu bilinmezdi. O tarihte, Teette Quet isminde bir nalbant, beraberinde birkaç tane kakao çekirdeği getirerek, Fernando Po’dan Altın Sahil Gana’yı seyahat etti. Bu adamın ektiği çekirdekten, Gana’nın kakao endüstrisi gelişti. Çağımızda yeryüzündeki kakaonun yarısı Gana’dan ihraç ediliyor. Gerisi Gana’nın komşuları olan diğer Afrika ülkelerinden ve Brezilya’dan çıkıyor. Küçük çapta da Amerika ve Asya’da yetiştiriliyor.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Beyaz Çikolatalı Parfe Pastası Tarifi (10 Kişilik)

Kullanılan Malzemeler:
225 gr Beyaz Çikolata
2.5 Su Bardağı Süt Kreması
1/2 Su Bardağı Süt
5 Yumurta Sarısı
1 Çorba Kaşığı Tozşeker
1 Çay Bardağı Hindistan Cevizi
1 Su Bardağı Şam Fıstığı
Süsleme için:
225 gr Sade Çikolata
1 Su Bardağı Krema
1 Çorba Kaşığı Bal

Hazılanış Şekli 

Beyaz,çikolatayı küçük parçalara bölüp yarım su bardağı kremayla birlikte karıştırarak benmari usulü eritin. Hindistan cevizini ekleyip karıştırın ve soğumaya bırakın. 1 su bardağı kremayı ayrı bir kapta koyulaşıncaya kadar çırpın. Beyaz çikolatalı karışıma ilave edin.
1 su bardağı krema ve yarım su bardağı sütü küçük bir tencerede kaynatın. Tozşeker ve yumurta sarılarını derin bir kapta çırpın. Çırpmaya ara vermeden kaynar sütü ilave edin. Karışımı tencereye alıp kısık ateşte karıştırarak koyulaşıncaya dek 2-3 dakika pişirin. Kaynamadan ateşten alın ve karıştırarak soğutun.
Şam fıstıklarını suda bekletip soyun. Dikdörtgen bir kalıbı streç folyo ile kaplayın. Beyaz çikolatalı karışım ile yumurtalı karışımı çırpın. Yarısını cam kalıba alın ve buzlukta 2 saat bekletin. Şam fıstıklarını yayıp üzerine kalan karışımı ekleyin. 8 saat daha buzlukta bekletin.
Süsleme için; sade çikolatayı benmari usulü eritin. Kremayı ayrı bir kapta ısıtın. Ateşten alıp çikolata ve balı ekleyin, karıştırarak ılıtın. Parfeyi servis tabağına çevirerek kalıptan çıkarın. Streç folyoyu üzerinden alıp suya batırılmış keskin bir bıçakla dilimleyin. Üzerini çikolata ile süsleyip hemen sevis yapın.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Bahçıvan usulü hindi tarifi

Kullanılan Malzemeler
1 Hindi But
1 Su Bardağı Beyaz Şarap
2 Havuç
3 Çorba Kaşığı Sirke
4 Çorba Kaşığı Sıvıyağ
1 Çorba Kaşığı Un
1 Salçalık Kırmızı Biber
8-12 Arpacık Soğan
1 Çorba Kaşığı Hardal
1 Çorba Kaşığı Kuş Üzümü
1 Su Bardağı Su
1 Defne Yaprağı
1 Çorba Kaşığı Domates Salçası
3-4 Dal Maydanoz Tuz, Karabiber
Yemeğin hazılanışı

Hindi butunu 4 parçaya bölüp derin bir tencereye yerleştirin. Bir kasede şarap, sirke, 1 çorba kaşığı sıvıyağ, tuz ve karabiberi karıştırıp etlerin üzerine dökün. Etleri ara sıra çevirerek 2-3 saat marine edin. Salçalık biber, arpacık soğan ve havuçları temizleyin. Biber ve havuçları uzun şeritler halinde doğrayın.
Eti marinattan alıp kurulayın ve una bulayın. Kalan sıvıyağda etleri kızartın ve bir güvece alın. Aynı yağda havuç ve soğanları soteleyip etlerin yanına yerleştirin. Kırmızı biberleri de aynı yağda kızartıp ekleyin. Hardal, kuşüzümü, su ve defne yaprağını ilave edin.
Eti marine ettiğiniz karışımda salçayı eritip güvecin üzerine gezdirin karıştırın. Güveci alüminyum folyo ile kaplayın. 160 dereceye ayarlı sıcak fırında 2-2.5 saat pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
27
2008
0

Çilekli Meybuz Tatlısı(5 kişilik)

Kullanılan malzemeler:

250-300 gr çilek, yıkanıp, sapları koparılmış
1/2 su bardağı pudra şekeri
1/3 su bardağı su
Hazılarnışı:
1. çilekleri yıkayıp saplarını koparın. yarım su bardağı (ya da daha az) pudra şekeri ve üçte bir su bardağı su ile mutfak robotuna koyun. bir süre robotta karıştırın. (ufak çilek parçaları kalacak şekilde)
2. bu karışımın yarısını bir kaseye boşaltın. robotta kalan karışımı hiç parça kalmayacak şekilde püre haline getirin. bunu da kaseye ekleyip karıştırın. şekerini kontrol edin, azsa biraz daha ekleyip kaşıkla karıştırın.
3. bu karışımı kağıt (ben mecburen plastik kullandım) çay bardaklarına paylaştırıp buzluğa koyun. biraz donunca içlerine bir çay kaşığı (varsa tahta dondurma çubuğu) batırıp bir gece buzlukta bekletin.
 

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |
Tem
21
2008
0

Şeker Pare Tatlısı Tarifi

MALZEMELER

500gr un
200gr margarin
200gr pudra şekeri
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı toz badem veya fındık
ŞERBETİ İÇİN
1 kilo su
1 kilo toz şeker
Yarım limon
YAPILIŞI
margarini mikserle bir miktar köpürene kadar çırpıyoruz.Mikserimizi en düşük devreye getirip pudra şekeri ilave ediyoruz.Unu tezgahın üzerine döküyoruz.Ortasını havuz halinde açıyoruz.Unun üzerine toz badem yada fındığı,kabartma tozunu serpiştiriyoruz.Havuzun ortasına köpürttüğümüz harcı alıyoruz.Üzerine yumurtaları kırıyoruz.Yağla yumurtayı birbirine yediriyoruz.Kenardaki undan biraz alıp karıştırıyoruz.Hamuru biraz yoğuruyoruz,uzun bir rulo yapıp ceviz büyüklüğünde kesiyoruz.İster parmak ister yuvarlak şekil verdikten sonra üzerine yumurta sarısı sürüp fındık,ceviz ne varsa üzerine koyup 150 derece fırında pişiriyoruz.Şerbetini sıcak olarak veriyoruz.Afiyet olsun…

Yaziyi gonderen in: Yemek Tarifleri |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel