May
31
2008
0

Lara Şengül Surol Kimdir?

Dünyaca ünlü iç giyim markası Victoria’s Secret’ın kadrosuna seçilen ilk Türk manken Lara Sengül Surol’dur. 

Antalyalı olan Lara Şengül surol mankenlik kariyerinde zirveye ulaşan ilk manken olarak adını yazdırdı. Lara Şengül Surol 1985 doğumludur.

Yaziyi gonderen in: Oyuncular |
May
31
2008
0

Öçgeçmiş (Cv) formatları

Özgeçmişinizi başarılarınızın sıralandığı bir listeden çok, sizin reklamınızı yapan bir araç olarak görmenizde yarar vardır. Her bireyin de kendine özgü yetenekleri, becerileri ve iş deneyimleri olduğuna göre herkese uygun tek bir özgeçmiş formatının olması mümkün değildir.

3 temel özgeçmiş hazırlama formatı vardır;

Kronolojik Özgeçmiş
Fonksiyonel Özgeçmiş
Hedefe Yönelik Özgeçmiş

Aşağıda bu üç özgeçmiş formatı ve onların hangi durumlarda kullanılmalarının yararlı olacağına dair geniş bir açıklama bulacaksınız.

1. KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞ

En yaygın kullanılan özgeçmiş formatıdır. Eğitim ve iş tecrübesi ile ilgili bilgiler sondan başa doğru sıralanır. Kronolojik özgeçmiş, işverenin dikkatini en son iş deneyiminize, oradaki görev ve sorumluluklarınıza, görevinizin niteliğine ve süresine çeker.

Kronolojik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

Profesyonel iş hayatınızdaki iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonla yakından ilgiliyse,
Kariyer hedefiniz doğrultusunda her iş deneyiminiz, sorumluluklarınızı genişletmiş ve kıdeminizi arttırmışsa,
Şu ana kadarki iş deneyimleriniz piyasanın ve potansiyel işvereninizin talepleriyle örtüşüyorsa,
İş geçmişinizde uzun zaman boşlukları yoksa,
Daha önce çalıştığınız iş yerleri çok tanınmış, saygın kuruluşlarsa,
Çok sık iş değiştirmemişseniz,
Çok geleneksel bir işe veya firmaya başvuruyorsanız,
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

İşverenler tarafından en çok kabul gören ve en klasik özgeçmiş formatıdır.
Okuması ve takip etmesi kolaydır.
Çalışma hayatındaki kararlılığı gösterir.
Sorumluluk artışındaki gelişim sürecini açıkça ortaya koyar.
Adayların çalıştıkları firmaları ve bu firmalardaki ünvanlarını vurgular.
Adayların başarılarını ve görevlerini listeler.
KRONOLOJİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Adayların zayıf yanları belli olur.
Adayların iş geçmişlerinde büyük zaman boşlukları varsa; bunlar ortaya çıkar.
Sık iş değiştirme, başvurulan pozisyonla ilgili deneyim eksikliğiniz ve diğer potansiyel problemler kronolojik özgeçmiş ile gözönüne serilir.
Yeni mezunların çalışma hayatlarındaki deneyimsizlikler ortaya çıkar.
 

2. FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞ

Fonksiyonel özgeçmiş formatı, kariyer hedeflerinizi destekleyerek, eğitiminizi, becerilerinizi, iş ve staj deneyimlerinizi ortaya çıkarmanız açısından etkili bir özgeçmiş tekniğidir. Bu özgeçmiş tekniği, kronolojik formata göre becerilerinizi, başarılarınız, deneyimlerinizi yansıtma tarzı açısından size daha çok kontrol sağlar.

Fonksiyonel özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

İş deneyimlerinizden çok kişisel becerilerinizi ön plana çıkarmak istiyorsanız,
Piyasaya uzun bir aradan sonra tekrar giriyorsanız,
İş geçmişinizde uzun zaman işsiz kaldığınız büyük zaman boşlukları varsa,
Çok sık iş değiştirmişseniz,
Kariyerinizi değiştirmek istiyorsanız,
Yaşınızın bir engel olduğunu düşünüyorsanız, (genç/yaşlı)
Birçok değişik sektörde kısa süreli iş deneyimleriniz olmuşsa,
Yeni mezunsanız,
FONSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

Başarıların ve güçlü yanların altını çizer.
Adayların kişisel becerilerini en verimli kullanabilecekleri şekilde işverene aktarmalarına yardımcı olur.
Benzer pozisyonların altalta tekrarlanmasına engel olur.
Profesyonel becerilerin vurgulanmasında esneklik sağlar.
FONKSİYONEL ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Yazımı kronolojik olan formata göre daha zordur; üzerinde daha fazla düşünülmesi gerekir.
Kimi işverenlerde “Adayın gizlediği herhangi bir konu mu var?” şeklinde bir şüphe yaratır ve işverenler bu özgeçmiş formatına ek olarak detaylı iş geçmişi isteyebilirler.
Eski işvereniniz piyasada itibar gören bir yönetici ya da firmaysa, siz fonksiyonel özgeçmiş formatıyla o firmadaki iş deneyiminizi geri plana atıyorsunuz demektir.
Geçmiş iş deneyimleriniz başvurduğunuz pozisyonu destekler nitelikteyse, fonksiyonel format bu deneyimleri kronolojik format gibi göz önüne sermeyeceğinden tercih edilmemelidir.
 

3. HEDEFE YÖNELİK

Hedefe yönelik özgeçmişte kişisel becerilerin, deneyimlerin ve niteliklerin altı çizilir. Fonksiyonel özgeçmişten farkı, kariyer hedefinin belirlenmiş olduğu durumlarda, belirli bir sektörün, belirli bir koluna yönelik başvuru yaparken kullanılmasıdır. Oysa fonksiyonel özgeçmiş, daha çok becerileri ön plana çıkarır ve belli bir kariyer hedefine yönelik değildir. Hedefe yönelik özgeçmiş formatı spesifik olarak başvurulan pozisyon için düzenlenebilir.

Bu formatta bir özgeçmiş hazırlarken öncelikle, başvurulan pozisyonunun talep ettiği nitelikler tespit edilir ve aday bu özellikleri kullanarak özgeçmişin kişisel becerileri anlatan kısmını hazırlar. Her yeni başvuru için ayrı özgeçmiş yazılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Örneğin, başvurulan pozisyon reklam sektörünü ilgilendiriyorsa adayın bu alandaki deneyimlerini ön plana çıkarmasına, hedefe yönelik format yardımcı olur.

Hedefe yönelik özgeçmiş formatını tercih etmenizin yararlı olacağı durumlar aşağıdaki gibidir;

Kariyer hedefinizin ne olduğuna kesinlikle karar vermişseniz,
Profesyonel iş hayatınızda çeşitli konularda uzmanlaştınızsa ve her uzmanlık alanınız için ayrı bir özgeçmiş oluşturmak istiyorsanız,
Deneyiminizin olmadığı ama başarılı olabileceğinize inandığınız konuda çalışmak ve bu yönünüzü işverene aktarmak istiyorsanız,
Belirli bir firmaya ya da pozisyona özel özgeçmiş hazırlıyorsanız,
İşverene ne istediğinizi tam anlamıyla bildiğinizi ve kariyer hedefinize ulaşmak için gerekli becerilere sahip olduğunuz gösterirmek istiyorsanız
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN AVANTAJLARI

Adaya özgeçmiş yazımında esneklik sağlar ve özgeçmişin istenilen yönünün ortaya çıkmasında son derece önemli bir rol oynar.
İşveren, adayın hedeflediği kariyer için gerekli olan bütün nitelikleri ve becerileri bütünüyle anladığını ve bu pozisyona bilinçli bir şekilde başvurduğunu kavrar.
Adaya özgeçmişini belirli bir sektöre ya da belirli bir firmaya göre düzenleme şansı verir.
HEDEFE YÖNELİK ÖZGEÇMİŞİN DEZAVANTAJLARI

Sahip olduğunuz becerilerden tam anlamıyla emin değilseniz, hedefe yönelik özgeçmiş formatından yazılmış bir özgeçmişte belirsizlikler oluşacaktır. Bu da olumlu bir ilk izlenim oluşmasını engelleyecektir.
Her sektör için ayrı bir özgeçmiş hazırlamak zorunda kalırsınız. Bu da sizin zamanınızı çalar.
Bu formattaki özgeçmişleri okumak daha çok vakit alır; bunun sonucunda işveren özgeçmişinize olan ilgisini kaybedebililr. Buna engel olmak için özgeçmişinizi sürekli dinamik tutmanız ve kendinizi tekrarlamamanız gerekmektedir.
Kaynak:kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

70’lerde kalan başkan

Konuşmasına “Bizim zamanımızda” diyerek başlayan birini dinlemeye tahammül edemem. Hele hele gençlerin yaşamına yön verecek sistemler üzerinde oynayanların “Benim zamanımda” demeye hiç hakkı yok. Peki, nereden geldik bu konuya?

YÖK Başkanımız her yıl 2 milyon gencin kaderini belirleyen üniversiteye giriş sisteminde yapmayı düşündüğü değişiklikle ilgili şöyle diyor:
“Eskiden, bizim zamanımızda, puan alıyordunuz, üniversiteye müracaat ediyordunuz. Üniversite de durumuna bakarak sıralıyordu. Her üniversitenin kapısında listeler yayınlanırdı, ‘şunlar girmeye hak kazandı’ diye. Ona benzer bir sistem. Herhalde ikisini karıştırırız. Henüz net değil. Tek bildiğimiz şey sistemin kesinlikle değişeceği.”
Bu da yetmiyor devam ediyor ve üniversiteye girmek için yapılacak sınavın Ankara’da olmasını öneriyor:
“Yapılacaksa Ankara’da olsun bu iş. Herkes Ankara’ya gelsin. Burada, bizim kontrolümüzde olsun. Eskiden, bizim zamanımızda, geliniyordu.”

1951 yılında doğan, 1973’te üniversiteden mezun olan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, kendi zamanının koşulları ile şimdiki koşulları bir tutuyor. Bir yandan ayakları yere basmayan, ne olduğu dahi belli olmayan sistemi açıklamaya çalışıyor, bir yandan da “Bizim zamanımızda” diyerek ülke koşullarından hiç mi hiç haberi olmayan biri görüntüsünü veriyor. Danışmanları da çıkıp “Hocam dur. 70’li yıllarda yaşamıyoruz. O yıllarda sınava giren öğrenci sayısı 2 milyon değildi. Bu kadar genci nasıl Ankara’ya getireceksiniz. Bu işin insanlar için maliyeti, eziyeti ne olacak? Üniversite sayısı da bu kadar değildi. Şimdi her ilde bir, hatta iki üniversite var. İl il dolaşıp bütün üniversitelere başvuru mu yapacaklar? 2008’e geldik hocam. Bırakın artık genç bir üniversite öğrencisi olduğunuz 70’li yılları” demiyor.

TAM DA ÖSS ÖNCESİ

Bunları da bir kenara bırakın, tam ÖSS öncesi gençlerin kafasını bu kadar karıştırmaya ne gerek var. Zaten hepsi sınav stresi yaşıyor, kaygı giderek artıyor. Böyle bir ortamda, “Kastettiğim şey kontrollü olsun, kontrol edebileceğimiz iller olsun. Hakkâri’deki sınavı ben kontrol edemem” demenin ne mantığı var. Bunu okuyan ÖSS adayları ‘Demek şu anda ÖSS güvenli değil. Hakkâri’deki sınav kontrol edilemiyor’ diye düşünmez mi?
Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın göreve geldiğinden bu yana gaflarını kah gülerek, kah şaşkınlıkla dinledik. Ama bu konuşmaların adına ‘gaf’ demek de mümkün değil. Ortada 2 milyon genç ve aileleri var. Konuyu ‘olgunlaştıktan’ sonra üniversitelerle paylaşacağını söyleyen YÖK Başkanı aynı konuyu kamuoyuyla, üstelik tam da sınav öncesi paylaşmakta sakınca görmedi.

Nacizane benim bildiğim üniversitelere girişle ilgili bir değişiklik yapılacaksa, önce üniversitelerle, bu konularda uzman bilim adamlarıyla, üniversite dernekleriyle görüşülür; birlikte olgunlaştırılır, sonra kamuoyuyla paylaşılır.
Yazan:Sibel Kahraman

Yaziyi gonderen in: Yazılar |
May
31
2008
0

Kelimelerin ve müziğin enerjisi

Kelimelerin enerjisi vardır. Kelimelerin birlikteliğinden doğan sözün vaadi, duygu ve düşüncelerin enerjisini belirler. Müziğin de vaadi vardır. Müziğin enerjisi çoğu kez kelimelerinkinden daha büyüktür. Bunun en güzel örneğini Orhan Veli ifade eder.

“Her şeyi söylemek mümkün,
Duyuyorum,
Anlatamıyorum.”

Nedir kelimelerle ifade edilemeyen? Beynin sonsuz potansiyeli olan benzersiz nöronetinin duygu ve düşünceleri ile bunu içselleştiren ruhun söylemidir kelimelere sığmayan. Bu nedenledir ki müzikle her şey anlatılabilir. Üstelik herkesin farklı olan hayal dünyasında müzik renklere ev sahipliği yapar. Bu bilinç evrensel enerjiye hitap eden ruhsal bir tarz ve bilgelikle hayat bulabilir. Müzik bilgelikle beslenir. Bilgelik varoluşunu anlamlı hale getirmiş ve vaadinin idrakine ulaşmış insanın bilinç seviyesidir. Artık o kişi bir araç haline gelmiştir. Evrensel enerjinin yansıdığı bir ışıktır. Başka hayallere, yaşamlara, duygu ve düşüncelere esin kaynağı olmuştur. Aynı Bach gibi zaman üstüdür. Peki bilinç nedir derseniz. Bilinç, vaadin idrakidir. Varoluşu anlamlı hale getiren ruhsal ve fiziki enerji boyutlarının ahengidir. Büyük bir uzlaşma içinde, dostane ve karşılık beklemeksizin paylaşıma açık duygusal ve düşünsel bir birlikteliğin ortak ifadesidir bilinç. Ben’den sıyrılma ve bizi idrak etmenin öğretisidir.
 
Bilinç ve derinlerindeki bilinçaltı kimi zaman özür bir birliktelik içerisindedirler. Bilinçaltı farkında olmadan yönettiği yaşamlar için adeta ruhlardan özür diler. Kimi zamanda sezgilerin diliyle zihne el verir. Yaşıyorum diyebilmenin en büyük delilidir bilinç. İz bırakan anıların saklandığı albümdür bilinç ve derinlikleri. Kimi zaman ellerin albümün sayfasını çevirmesi gibi, yaşam bilinçaltının sayfalarını çevirir ve insan aniden duygusal salınımların içinde bulur kendisini. Zamana tanıklık eden söylem, deneyim ve duyguların köşe kapmaca oynadığı yerdir bilinçaltı. Zihnin en derin yerlerinde bilinç ve bilinçaltı arasında adeta bir kovalamaca oynanır. Ama bilinçaltı o kadar iyi saklanmıştır ki, bulmak ne mümkün. Bu oyunun kurallarını koyduğunu sanan bilinç, aslında ona adeta kıs kıs gülen derin sesinin idaresinde olduğundan bir haberdir çoğu kez. Varsın öyle yaşasın. 

Peki bilinçli insan ne demektir? Bu anlattıklarımın şiirsel ahengini fiziki yaşama aktarabilen insan demek olsa gerek. Yaşam bir şiirdir aslında. Kelimelerin, hayallerle ve duygularla dansıdır şiir ile yaşamak. Doğa en büyük şairdir. Müziğin kimi zaman kıskandığı, kimi zamanda beslediği bir yüksek bilinç boyutundan başka ne olabilir şiir denilen ruhsal öğreti. Ruh zihin ile dünyaya temas eder. Kuşlara ve yapraklara dokunan zihnimizdir aslında. Çünkü doğa sevgidir. Sevgi varoluşun en büyük zihinsel bilinç boyutudur. Doğanın yok olma çığlıkları attığı bir dünyada evrensel bilincin insanda halen çok yüksek düzeyde yaşandığını söylemek ne mümkün. Doğa bu çaresizliğin haykırışları ile inlemekte değil mi?

Bir de anne ve baba olmanın bilinci vardır. Yaratılmış en eşsiz canlının emanetini alabilme ve emanete saygı ile yaşamı tamamlayabilmenin bilinci. Çocuklarımızı başka zamanlara iz bırakacak birer algı boyutunda yaşatabilmenin bilinci. Gün geldiğinde neden anne ve baba dediğinde, savunmaya geçmeden, ya da gerekçe göstermeden tebessümle ve ruhsal bir rahatlıkla cevap verebilmenin bilinci. Biraz erken yaşta uykudan uyanan bir çocuğun anne ve babası olabilmenin ayrıcalığındaki mutluluğu deneyimlemek isteyen ruhların özlemidir ebeveyn bilinci. Bu aşamada zihnin uyanışında saklı tebessümler kaplar her yanı. Sabahları nedensiz mutlu uyanan ve akşamları bin gerekçe ile mutlu yatan insanın ruhsal bilgeliğine ulaşır anne ve baba.

Ya bilincin rol modelleri neredeler? Ruhlarımız güzelliği kimlerden öğrenecek. Ayna kim? Gölge kim? Işık kim? Gölgenin ışıktan kaynaklandığını suya kimler yazacak? Bilginin bilinci nasıl özgürleştirdiğini ve hayal dünyasına kanat açmasını nasıl sağladığını insanlığa kimler anlatacak? Savaşlar için ağlamayı unutanlar mı?

Kelimelerin ve müziğin enerjisi bir ahenk içermelidir. Kelimeler müziğin ritmi ile satırlarda adeta dans etmelidirler. Eskiden tüy kalemlerle yazan filozofların kanatlanmış metinleri gibi. Müzikle kaleme alınan yazılar adeta suya yazılan kelimeler kadar derin ve kalıcı olurlar. Çünkü su kelimenin şeklini içselleştirir. Kelimenin vaadi suyun moleküler yapısına işler ama su utangaç bir insanın masum kaçışı gibi yüzeyde değil, derinde saklar sırrını. Bu bir yerde suyun tevazusu olsa gerek. Bu tevazunun farkında olabilmek için aynı Emoto’nun yaptığı gibi evrenin ruhuna inmek gerekir. Aslında madde olmayan evrensel söylemin atom altı boyuttaki duygularını görebilmek gerekir. Bunun için bilgiye, sevgiye ve müziğe ihtiyacınız olacaktır.
Kaynak:insankaynaklari.com

Yaziyi gonderen in: Yazılar |
May
31
2008
0

İş başvurularında ön yazının önemi

Kariyer.net üzerinden yapılan başvurularda ön yazı yazma alışkanlığının yeterince gelişmemiş olduğunu görüyoruz. Oysa ki ön yazı, bazen bir kişinin işe alınıp alınmamasına karar verilmesini sağlayabilecek kadar güçlü bir araç.
İnternet üzerinden işe alım sürecinin son yıllarda yaygınlaşmasının en önemli nedeni hiç kuşkusuz bu sistemin klasik metotlara göre daha az zaman alması ve ekonomik olması. Bu süreçte, bir kapak yazısı niteliğinde olan ön yazılar, işe alanın karşısına özgeçmişlerden önce çıkarak onlarda bir ilk izlenim bırakıyor.
Eğer bu izlenim olumluysa işe alan kurum görevlisi diğer başvurulardan önce o başvuruyu okuyor ve belki de diğerlerine incelemeye ayıracağı zamandan da tasarruf ederek, olumlu izlenim edindiği başvurunun sahibini iş görüşmesine çağırabiliyor.
Ön yazıyı özgeçmişten ayıran noktaların başında, ön yazının daha kişisel bir nitelik taşıması geliyor. Bütün iş başvuruları için hazırlandığından genel unsurlardan oluşan özgeçmişe, sadece başvurduğunuz pozisyon için hazırlanan ve o pozisyona alınma isteğinizi doğrudan belirten bir ön yazı ekleyen adaylar işverenle arasındaki mesafeyi kısaltmış oluyor.
Peki iyi bir ön yazı yazmak için nelere dikkat etmek gerekiyor? Aşağıdaki öneriler, bir iş başvurusunda kaderinizi değiştirebilecek kadar büyük öneme sahip bu metni, en doğru şekilde yazıp kullanmanızda size yardımcı olabilir.
İş yazışmalarına doğru bir hitapla başlamanın önemi tartışılmaz. İnternet aracılığıyla gönderdiğiniz bir ön yazıya “İlgili Kişiye” diyerek başlamanız ön yazınız doğrudan ilgiliye ulaşacağından sakıncalı olmuyor. Mektup veya e-posta yoluyla başvuru yaptığınız durumlarda ise, başvuruyu yaptığınız kişinin veya makamın adını belirtmeniz, hem ciddiyetinizi göstermek hem de ön yazı ve başvurunuzun ilgili makama ulaşmasını sağlamak için gerekli.
Kısa ve kolay anlaşılır bir metin hazırlayın. İşe alım yetkilileri ve yöneticilerin birçok başvuruyu değerlendirdiği ve bütün başvurulara da aynı özeni gösteremediği düşünülürse, ön yazıların kısa tutulması ve sade bir dille yazılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Belirtilen nedenlerden ötürü işverenin yazıda aradığı ve sizin de özelliklerinizi yansıtan kelimeleri kullanmanız, ön yazınızın muhatabına ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bunun yanı sıra yazıda sade bir karakter kullanmanız, gereksiz süslemelerden kaçınmanız, imla hataları yapmamanız da bu başlıkta dikkat etmeniz gereken diğer noktalar.

Ön yazınız diğerlerinden farklı olsun. Standartların dışına çıkarak, kendi üslubunuzu kullanarak ön yazınızı kaleme almanız, sizi diğer adaylardan farklı kılacak, özellikle özgün bir giriş paragrafı metininize renk katacaktır. Ancak diğer yandan metininizin profesyonel tonunu kaybetmemesine de özen göstermelisiniz.
Kendinizi tanıtarak başlayın. Giriş paragrafınızda kısaca kendinizi tanıtın ve kariyer hedeflerinizden bahsedin. Kendinizi tanıtırken medeni haliniz, askerlik durumunuz gibi kişisel bilgilerinize yer vermeyin. İşe alan tarafından belirtilmedikçe hobileriniz ve ilgi alanlarınız gibi diğer bilgilerin de ön yazıda yer almaması gerekir.
Akademik kariyerinizi ve uzmanlaştığınız alanları yazın. Eğitim hayatınız boyunca kazandığınız başarılar, aldığınız sertifikalar, konuşma ve yazma becerisine sahip olduğunuz yabancı diller, varsa bitirdiğiniz lisans üstü ve doktora programlarının bilgisine ön yazınızın ikinci paragrafında yer verin. Bunu yaparken gösterişe kaçmamaya ve metninizi bir sayfayla sınırlı tutmaya özen gösterin.
Firmalar işe aldıkları elemanların kurumlarına yapacağı katkıyla ilgileniyor. Dolayısıyla işe alınmak istediğiniz pozisyonda kuruma ne gibi katkılar sağlayacağınızın anlaşılabilmesi için sektörle ilgili iş deneyimlerinizi aktarın. Kısacası bu paragrafta o pozisyon için niye en uygun aday olduğunuzu anlatmaya çalışın.
İşverenlerin dikkatini istekli ve iddialı adaylar çekiyor. Başvurduğunuz işe olan ilginizi ve isteğinizi gösterebilmeniz için kurumun faaliyetleri, tarihçesi gibi konularda bildiklerinizi de satır aralarına serpiştirebilirsiniz. Elbette yanlış bilgilere yer vermemek için daha önce firmayla ilgili küçük bir araştırma yapmanızda fayda var. Ön yazının sonunda mülakata çağrılmayı da ayrıca talep edebilirsiniz.
 kaynak:Kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Erteleme illetinden nasıl kurtulurum?

Kişisel gelişim ihtiyacı ve de niyeti olanlar için artık imkânlar müthiş! Değerli pek çok kitap, internet yayınları, ses kayıtları, videokasetleri, sertifika programları, özel hocalar, dersler, danışmanlar, koçlar var. Uygulanabilirse, alışkanlık haline getirilip, tutum değişikliğine dönüştürülebilir ve yaşam pratiğine aktarılabilirse çok faydalı, neredeyse hayat kurtaran araçlar, yardımcılar…

Gelişmek isteyene neredeyse yok, yok! Olanaklar geniş…

Tamam var! Ama bir de ‘’erteleme’’ diye bir illet var! Onu ne yapacağız?
Bilmekle olmuyor ki! Asıl mesele başlamakta ve sürdürmekte!!!

‘Erteleme’, ‘geciktirme’ her zaman insanların önemli sıkıntılarının başında gelir.
Özellikle de gençlerin…

Peki ‘erteleme’ illetini nasıl aşacağız?

İşte 1-2 öneri:

Yapacağınız, yapmanız gereken her neyse, en sonunda o yaptığınız şeyden sizi mutlu edecek bir sonuç almalısınız. İster okul, ister iş, ister aile, ister sosyal yaşamınızla ilgili olsun. En sonunda mutlaka mutluluk verecek bir sonuç beklentiniz olmalı. O mutlu sonucun fotoğrafını zihninizde görebilmelisiniz. Göremiyorsanız, ertelersiniz! Ancak görürseniz, popüler deyişle; ‘gaza gelirsiniz’ , başlarsınız ve devam da edersiniz. Başkalarının demesi, başkaları istedi diye yapmaya çalışmak, ezbere söylemlerle bir şeylere niyet etmek, ertelemenin baş müsebbibidir… Ertelemeyi kovan fotoğraf sizin olmalı ve mutluluk pozu içermelidir! Dikkaaattt!!! Çekiyorsunuz; gülümseyin.

Kendinizle toplantı yapın. Kendinize sorun bakalım, neden ve neye başlamak istiyor?

Başlarsa ne olur, başlamazsa ne olur? Eğer sizi tatmin eden yanıtlar alamıyorsanız, kendinizin size gözleri parlayarak yanıtlar verdiğini göremiyor, hissedemiyorsanız, bırakın dağınık kalsın. Yok, eğer kendinizden heyecanlı, orijinal cevaplar, öneriler alıyorsanız, yetinmeyin! Aksiyon planını da koparın ve mutlaka kendinizle bir sonraki toplantınızın zamanını belirleyin, ajandanıza, telefonunuzun takvimine işleyin! Ve kendinizle yapacağınız o toplantıya mutlaka katılın, katılmanızı sağlayın!

Çok istiyor, çok mutlu olacağınızı da görüyorsunuz ama yine bir türlü başlayamıyorsunuz. Bu pek olmaz ama yine bir de şunu kontrol edin; kocaman lokmalar yutmaya çalışıyor ve boğulmaktan korktuğunuz için başlayamıyor olabilir misiniz acaba? Ufak ufak ısırın o zaman. Minik parçalara bölün. Yutabileceğiniz kadar ufaltın. Her gün biraz yapın. Her gün biraz, her gün biraz daha… Bu inanılmaz bir yöntemdir! Korkmadan, başlarsınız ve nasıl ilerlediğine siz bile inanamazsınız. Basitleştirin, bazen kendi işimizi kendimiz zorlaştırır, sonra da kilitlenir kalırız. Sadeleştirin, en kolay, yalın hale getirin.

Erteleme illetinden kurtulmanın en garantili yöntemi, gerçekten size yararı olacak ve bundan çok mutluluk duyacağınız şeylere başlamaya niyet etmektir!

Eğer erteliyorsanız, alacağınız sonucu yeteri kadar istemiyorsunuz demektir. O zaman da erteliyorum diye üzülmeyin, aslında zaten çok önemsemiyorsunuz demektir!
Yazan:Ufuk Tarhan

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Mülakat stresiyle başa çıkmanın yolları

Birçok iş arayan, stresi mülakatla eş anlamlı görüyor. İş arayanlar, mülakatı atlatana kadar stresli oluyor. İş görüşmesi için ne giyeceklerinden, sorulara ne yanıt vereceklerine kadar tüm ayrıntılar onlar için bir stres unsuru. Ancak iş arayanları en yoğun şekilde etkileyen stres türü,  mülakat sırasındaki stres. Çünkü bu tür stres mülakatın kötü geçmesine sebep olabiliyor. Peki, görüşme sırasında sakinliğinizi nasıl koruyabilirsiniz? Birkaç basit teknikle bu sorunla başa çıkmak aslında çok kolay.

Zamanlama
Zaman her şey demek. Kendinizi büyük görüşme öncesi gereksiz yere ek strese sokmamak için görüşme randevunuzdan 10 dakika önce orada olmaya özen gösterin. Böylece mülakat stresinize bir de geç kalma telaşını eklememiş olursunuz. Örneğin iş görüşmesine giderken planlamadığınız bir trafikle karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden vaktinde hazırlanıp yola çıkmaya önem gösterin.
İş görüşmesine erken gitmek, her zaman için geç kalmaktan daha iyidir. Erken gittiğinizde, sakince oturup randevu saatinizi beklersiniz. Stersinizi yatıştırıp sakinleşmek için de biraz vaktiniz kalmış olur. Üstelik geç kalıp koşuşturduğunuzda, kalp atışlarınızın normale dönmesi bile birkaç dakikanızı alır. Görüşme öncesi 10 dakikanın sakinleşmek ve nefes almak için önemli  bir fırsat olduğunu unutmayın ve bu fırsatı mutlaka kullanın.

Görüşme anınızı resmedin
Görüşme öncesinde, hayal gücünüzü kullanarak sakin ve olumlu bir mülakatta olduğunuzu düşünün. Gözünüzde görüşmeyi canlandırmak çok faydalı bir rahatlama tekniğidir. Bu yöntemi mülakattan önceki günler boyunca, hatta mülakata dakikalar kala bile kullanabilirsiniz. Gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın, ardından görüşme yapan kişinin sorularını kendinize güvenerek, kolaylıkla yanıtladığınızı düşünün. Bunu yaptığınızda mutlaka rahatlayacaksınız.

Rahatlayın!
Rahat adaylar kendilerine daha fazla güvenli görünürler. Siz de onlar gibi olmak istiyorsanız, aşağıdaki ipuçlarından faydalanabilirsiniz: 
Sakin bir şekilde derin nefes alın ve yavaşça verin.
Otururken rahat bir pozisyon almaya çalışın. Kollarınızı ve bacaklarınızı rahat olduğunuzu belli edecek şekilde konumlandırın.
Yavaşça ve nefes alarak konuşun.
Ellerini ve çenenizi kasmayın, kendinizi sıkmayın.
Gülümseyin- gülümsemek bulaşıcıdır.
Aklınızdan olumlu düşünceler geçirin.

Paniğe kapılmayın
Hiçbir görüşmede her şey planlanan şekliyle yürümez. Sakin olmayı başardığınız zaman heyecan ve korkunuzu kontrol altına alırsınız. Böylelikle kontrolü ele alabilirsiniz. Paniğe kapıldığınızı hissettiğiniz an durun ve odaklanın. Kendinize sakin olmanızı söyleyin, derin nefes alın ve yeniden odaklanın. Bu olay görüşme anında başınıza gelirse yeniden odaklanarak görüşmenizi kurtarın. 10 saniyelik rahatlama ve tekrar odaklanma, kontrolü kazanmanıza neden olur. Üstelik bunu görüşmeyi yapan kişi çoğu zaman fark etmez bile.
kaynak:kariyer.net

Yaziyi gonderen in: Kariyer |
May
31
2008
0

Angelina Jolie Kimdir?

Doğum
4 Haziran 1975, Los Angeles.

Tam Adı
Angelina Jolie Voight. Soyadı olarak bilinen “Jolie” aslında ikinci ismi.

 

Aile Durumu
Babası aktör Jon Voight, annesi eski aktris Marcheline Bertrand. Kardeşi yönetmen James Haven Voight.

İlişkiler
1995′ten 99′a kadar İngiliz aktör Johnny Lee Miller ile evli kaldı daha sonra boşandı. Mayıs 2000′de Billy Bob Thornton ile evlendi. 18 Temmuz 2002′de boşanma davası açtılar.

Eğitim
New York Üniversitesinde sinema eğitimi aldı.

İlk Filmi
1982 yılında Hal Ashby’nin yönettiği “Looking to Get Out” adlı komedi filminde ilk rolünü oynadı.

Ödüller
Henüz 25 yaşında olmasına rağmen, ikisi TV dizisi ile olmak üzere üç tane Altın Küre kazanmış durumda. “Girl, Interrupted” ile yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar aldı.

Dövme
Vücudunda birçok dövme var. Bunlar Japonca’da ölüm anlamına gelen bir işaret, iki kızılderili sembolü ve büyük bir siyah haç.

Biliyor musunuz
Bir süre profesyonel modellik yapan Angelina Jolie, aynı zamanda Meat Loaf ve Lenny Kravitz gibi isimlerin video kliplerinde oynadı.

Bunu biliyor musunuz
Babası John Voight 1978′de Vietnam savaşından sakat dönen bir askeri oynadığı “Coming Home” filmi ile en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kazanmıştı.

Söz
Terapi mi Buna ihtiyacım yok. Seçtiğim roller benim terapim

Hep kötü kız karakterleri oynadığım için insanlar otomatikman beni gerçekten öyle sanıyorlar. Kötü bir sırrım varmış gibi veya devamlı ölümü düşünen biri olarak görüyorlar. Eğer ölümü bazı insanlardan daha fazla düşünüyorsam, bu hayatı onlardan daha çok sevdiğimden dolayı

Yaziyi gonderen in: Oyuncular |
May
31
2008
0

Katie Holmes Kimdir?

Gerçek Adı: Katherine Noelle Holmes
Doğum Yeri: Toledo, Ohio, ABD
Doğum Tarihi: 18.12.1978
Boy : 1.75 m
Takma Adı : Kate
Onu Ünlü Yapan Ne? “Dawson’s Creek” (1998) adlı diziyle ünlenmişti.
Ailesi:
Babası: Martin Holmes, avukat
Annesi: Kathy Holmes, ev hanımı
Kardeşi: Tamera
Kardeşi: Holly
Kardeşi: Nancy
Kardeşi: Martin Holmes Jr., avukat

Ödüllerinden Bazıları:
1999: MTV Film Ödülü – Başarılı Kadın Oyuncu Performansı, Disturbing Behavior

Eğitim:
- Margaret O’Brien’s Modellik Okulu, Toledo, Ohio
- Notre Dame Akademisi, Toledo, Ohio

KATİE 

Meraklısına…
İsveç Dergisi ‘Expressen Fredag’da “Babe of the Year 98″ seçilmişti
Teen People Dergisinin “21 yaşaltı 21 ateşli yıldız” listesine seçilmişti (1999)
Yılın on ayında Wilmington, North Carolina’da yaşıyor
Haftada birkaç kez kafasını toplamak için koştuğunu söylüyor
İlk izlediği film ‘E.T.’miş.
En sevdiği film My Best Friend’s Wedding (1997).
“Dawson’s Creek” (1998) dizisinde “On My Own” adlı şarkıyı seslendirmişti
Buffy The Vampire Slayer Tv dizisindeki Buffy Summers rolünü oynayacaktı, ancak çok genç olduğu için bu rolü alamadı.

Yaziyi gonderen in: Oyuncular |
May
24
2008
0

Mikolaj Kopernik kimdir?

Kopernik (Nicolaus Copernicus (d.1473 – ö. 1543)) Polonyalı astronomi âlimi.

1473 yılında Prusya’da doğan Kopernik normal tahsilini yaptıktan sonra 1491 yılında Krakov’daki okula devam ederek matematik ve astronomi öğrenimini bitirdi. 1494 yılında evine dönen Kopernik, başpiskopos olan amcasının tesiriyle dini eğitim için İtalya’ya gitti. Orada astronom Domenico Noworra (1454-1504) ile beraber çalıştı. 1497′de memleketine dönüp, kilisede görev aldı fakat bu uzun sürmedi, 1501′de tekrar İtalya’ya geri döndü. Burada, çalışmalarına devam etti.

Kopernik, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklamıştır. Bu teori bugün Kopernik teorisi olarak’ta adlandırılır. Yeni astronominin kurucusu kabul edilen Kopernik, ileri sürdüğü fikirleri ancak ömrünün sonlarında açıklayabilmiştir. Sebebleri ise kendisinin bunların doğru olduğuna tam emin olmaması ve kendisi papaz olduğu için kiliseden çekinmesi. O zamanki Hıristiyanlık inancına göre Peygamber İsa (a.s.) güneşe sabit durması için emir vermişti ve güneş de sabit durmaktaydı. Yine genel inanca göre dünya düz tepsi gibiydi. Aksini düşünenler ise cehennemlikti. Avrupa’nın on altıncı yüzyılda durumu buydu.

Ömrünün sonlarına doğru sıhhati bozulan Kopernik’in kiliseden korkusu kalmamıştı. Artık fikirlerini rahatça açıklayabilir, yazdığı kitabını ortaya çıkarabilirdi. Papaya kitabını göndererek şu mektubu yazdı: “Aziz peder, kitabta yazılanları okyanların hemen reddedeceklerini biliyorum. Ben ömrüm boyunca çevremin düşüncelerine aldırmayan, fikirlerini savunan biri olamamışımdır. Etrafın tepkisinden, başladığım hususlardan vazgeçmeye niyetlendiğim olmuştur. Fakat çekingenliği üzerimden atarak çalışmalara devam ettim. Yazdıklarımı tenkit edenler olursa onlara aldırmayacağım ve saçma kabul edeceğim…”

Bazı (İslami) kaynaklara göre Kopernik bundan üç asır önce yaşıyan Nureddin Batruci’nin kitaplarından çok istifade etmiş ve dünyanın güneş etrafında döndüğü kuralını buradan okuyarak kendine maletmiş. İddalara göre Avrupalıların Kopernik’e malettikleri güneş merkezli sistem teorisini ilk ve esas kurucusu, Endülüs İslâm Üniversitesi profesörü Batruci idi.

1530 yılında Kopernik fikirlerini özetleyen küçük bir eser yayınladı. 1540′da ise butün fikirlerini içine alan kitabın basılması için müsaade çıkmıştı. Eserlerinde izah edilen konular; dünyanın yuvarlak ve hareket eden bir cisim olduğu, ekliptik sistemin tartışılması, güneşin görünen hareketi, ay’ın ve gezegenlerin incelenmesiydi. Astronom, doktor ve rahip olan Kopernik, Yunanlı astronom Batlamyus’un yanlış olan teorisini Avrupalılara anlatarak ilme hizmette bulunmuş, kara bulut gibi Avrupa’nın üzerindeki cehaletin aydınlanması için kapı aramıştı. 1543 yılında öldü.

Yaziyi gonderen in: Bilim Adamları,BİYOGRAFİ |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel