Kas
30
2007
0

Metin Oktay kimdir?

1936 yılında İzmir’de dünyaya gelen Metin Oktay, Damlacık kulübünde futbola başlamış, Yün Mensucat takımından sonra geçtiği İzmirspor’da kendini göstererek genç milli takıma yükselmiştir.

1956 yılında Galatasaray’a gelen Metin Oktay, İtalya’nın Palermo takımına transfer olduğu 1961-62 sezonu dışında sürekli Sarı Kırmrzılı formayı giymiştir.

Daha İzmirspor’da oynarken, attığı 17 golle İzmir Profesyonel Ligi gol kralı olan Metin Oktay, ondan sonraki yıllarda da bu unvanı nadiren başkalarına kaptırmıştır.

Metin Oktay kral olamadığı yıllarda da çok sayıda golle listenin hep ilk sıralarında yer almış, toplam 608 golle bir rekorun sahibi olmuştur. (Bazı kaynaklarda bu sayının 632 olduğu belirtilmektedir.) Bir sezonda attığı 38 golle oluşan rekor ise, tam 25 yıl sonra yine Çolak tarafından kırılabilmiştir. Metin Oktay, 36′sı A, 4′ü de genç olmak üzere Milli Takım formasını 40 kez giymiş, 7 kez kaptanlık yaparken, 19 gol atmıştır.

10 Haziran 1959′da Fenerbahçe kalesinin ağlarını yırtan golü , Türk futbol tarihine geçen büyük olaylarından biridir.

1965 yılında ”Taçsız Kral” adlı bir filmde de rol alan Oktay, futbol yaşamı boyunca sadece 1 kez oyundan atılmıştı. Büyük bir golcü oluşunun yanı sıra, efendi ve sportmen kişiliğiyle de Türk futbolseverlerinin sevgilisi olan Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay’ın son görevi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor’da teknik adam olarak da görev yapmıştı.

Türk futbolunun efsane golcüsü Metin Oktay, 13 Eylül 1991′de bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirmişti.

Metin Oktay’ın gol krallığı listesi şöyledir:

1956-57 İstanbul Profesyonel ligi, 17 golle,

1957-58 İstanbul Profesyonel ligi, 19 golle,

1958-59 İstanbul Profesyonel ligi, 22 golle,

1959 Türkiye ligi,11 golle,

1959-60 Türkiye ligi, 33 golle,

1960-61 Türkiye ligi, 36 golle,

1962-63 Türkiye ligi, 38 golle,

1964-65 Türkiye ligi, 17 golle,

1968-69 Türkiye ligi, 17 golle,

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Kas
30
2007
0

Homeros kimdir?

Milattan önce sekizinci yüzyılda İzmir’de ya da Sakız Adası’nda yaşadığı sanılan Homeros, Yunan duygu ve düşüncesinin ilk ürünleri olan İlyada ve Odysseia adlı destanların derleyicisidir. Troya (Truva) Savaşı’na ilişkin efsaneleri toplayan İlyada adlı eserinde, eski Yunanlıların gelenek ve görenekleri, dini ve felsefi inançlarıyla Çanakkale’nin tarihi coğrafyası hakkında önemli bilgiler bulunmaktadır.

Konusu, kuruluşu ve anlatım yöntemleri bakımından İlyada’dan farklı olan Odysseia’da ise Troya (Truva)’nın yıkılışından sonra, yurdu İthake’ye dönmek üzere yola çıkan Akha liderlerinden Odysseus’un 10 yıl süren yolculuğu sırasında başından geçen olaylar anlatılır. Bu destanda da aynı türden bilgilere rastlamak olasıdır.

Milattan önce dördüncü yüzyılda Atina’da yazıya aktarılan Homeros Destanlarındaki dini anlayış, Atinalılar tarafından tamamen benimsenmiş ve İlyada ve Odysseia, Yunan eğitiminin temeli haline getirilmiştir. İlyada ve Odysseia’nın Yunan toplumundaki işlevi, milattan önce dördüncü yüzyılda Platon’un Devlet’inde eleştirilinceye dek hiç sorgulanmamıştır.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Yazarlar |
Kas
30
2007
0

Münir Özkul kimdir?

Bakırköy Halkevleri’nden yetişti . Paşa torunu olarak doğduğu Bakırköy’de tanınan , sevilen bir simaydı. Önce tiyatroya atıldı. İstanbul ve Ankara Şehir-Devlet Tiyatroları’nda çalıştı. Sinemaya ise bir girdi pir girdi. 1950′lerin siyah-beyaz filmlerinde sıkça görülür oldu. Kalıptan kalıba giriyor, özellikle mimikleri çok beğeniliyordu. Her role girdi ama zengin ve kötü yürekli adam olmayı bir türlü beceremedi.Orhan Aksoy’un “Fakir Kızı Leyla” filminde evin kahyası rolüne çıkan daha sonraları defalarca bu kalıba girdi.

Hep eve gelen fakir genç kızı bir hanımefendi olabilmesi için eğitti. “Fakir Kızı Leyla” da yürüyüş dersi verebilmek için kadın kılığına bile girdi. Daha sonra “Kezban ” ve “Kezban Paris’te” de genç kızı, bir kuğu haline getirdi. “Gülşah” ın dedesi oldu, torununa yeni bir anne bulmak için elinden geleni yaptı. Ayşecikli filmlerde huysuz dede olmaktan kaçınmadı. Bastonuyla çocuk kovaladı. Hülya Koçyiğit ve Ekram Bora’nın başrollerini paylaştığı “Seni Seviyorum” da mafya üyesi rolüne bile çıktı. Zeki Müren’li filmlerde de göründü. “Gurbet” filminde , Müren’le birlikte balıkçıydı ve bugünkü halinden çok daha fazla saçlıydı. “Gece Kuşu Zehra” da ise usta bir hırsızdı. “Şöför Nebahat” filminde şarkılar söyleyen neşeli dolmuş kahyasıydı.

‘u halka asıl sevdiren filmler “Arzu Film” yapımları oldu. Ertem Eğilmez’li yıllarda birbiri ardına sayısız film çevirdi. “Gülen Gözler” “Bizim Aile” de fakir ama onurlu bir baba, Yaşar Usta oldu. “Mavi Boncuk” da dev bir kadroyla halkı güldürdü. Ve tabii “Hababam Sınıfı” serisindeki unutulmaz Kel Mahmut rolü. daha sonra Adile Naşit’le birlikte çok sayıda film çevirdi. Video filmlerinde rol aldı. Bazı dizilerde göründü. Devlet sanatçısı ünvanı da taşıyan Özkul’un “sinema rüyası ” yıllar boyunca hiç bitmedi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Oyuncular |
Kas
30
2007
0

Bob Marley kimdir?

Efsane reggae sanatçısı Bob Marley’in 130′un üzerinde plağı, her biri dillere destan olmuş yüzlerce şarkısı bulunuyor. Asıl adı Robert Nesta Marley olan unutulmaz sanatçı, 6 Şubat 1945 tarihinde Jamaika’da doğdu.

5 yaşındayken, annesi Kingston’a taşınmaya karar vermiş ve orada Bob ve ailesi, yaşamı boyunca Bob’un en iyi arkadaşlarından biri olan Bunny Livingston ve ailesi ile birlikte yaşamışlar. Bob ve Bunny, o yıllardan beri müzik ile uğraşmışlar.

Bob Marley, reggae müziğinin sadece Jamaika sınırlarında kalmamasını sağlayıp, onu bütün dünyaya duyuran en önemli isimlerden biridir. Büyük bir kesim tarafından bu tür müziğin kralı olarak ifade edilen Bob Marley, söz yazarı, şarkıcı ve gitaristtir. Profesyonel anlamda müziğe The Wailers grubu ile başlamıştır. The Wailers, Peter Tosh ve Bunny Livingston’dan oluşuyordu ki, bu isimlerde daha sonradan Bob Marley gibi solo kariyer çalışmalarına devam ettiler. İlk hitleri “Simmer Down” olmuştu.

Bob, The Wailers’dan ayrıldıktan sonra, üç kadın reggae sanatçısının oluşturduğu The I-Threes adlı gruba müzikal alanda yardım etti. Topluluğun elemanlarından Juddy Mowatt, tecrübeli sanatçı için şu ifadeyi kullanmıştı; “Bob Marley’in şarkı sözü ve müzik altyapısı öylesine gelişmiş ki, kendisi bir müzik ansiklopedisi gibi”

Bu ünlü Jameikalı söz yazarı, sadece kendisi ile değil bu grubu ile de, “ada müziğinin” evrensel bir boyut kazanmasını sağladı. Şarkılarında politik ancak basit bir içerik vardı.

“Catch A Fire”ı 1972 yılında yayımladı. Bu çalışmayı; 1973 çıkışlı “Burnin’”, 1975′te kaydedilen “Natty Dread” ve 1975 tarihli “Live” albümleri izledi. İngiltere, Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerinde de hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip oldu. Bu sayede Avrupa’da özellikle o yıllar için büyük önem taşıyan konserler verdi.

En popüler şarkılarından biri olan “Get Up, Stand Up”, sosyal karmaşayı konu edinir. “No Woman, No Cry” gibi politik olmayan içerikte parçaları da vardır.

Birleşmiş Milletler “Barış Madalyası”, 1978′de Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için, Bob Marley’e verilmiştir. Ve bu ödülü aldığı sene insancıl yardım amacıyla Jamaika’da konsere çıkmıştır. Müzisyenliğiyle uluslararası alanda kabul gören Marley, insani yönüyle de büyük takdir kazanmıştır.

Yaptığı “I Shot The Sheriff” ve “Get Up, Stand Up” gibi şarkılar ünlü sanatçı Eric Clapton tarafından yıllar sonra yeniden düzenlenmiştir.

Ve Bob Marley, 11 Mayıs 1981 tarihinde hayata gözlerini yumdu.(deri kanseri)Ölmeden önceki ay kendisine ülke kültürüne katkılarından dolayı Jamaika’nın en büyük ödülü MERİT verilmişti ama almaya ömrü yetmedi. Belki bedeni değil ama unutulmaz eserleri, büyük manevi değer taşıyan yardım çalışmaları ve dimdik ayakta duran adıyla dünya müziğinin en önemli efsanelerinden biridir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Ses Sanatçıları |
Kas
30
2007
0

Zinedine Zidane kimdir?

3 Haziran 1972′de Marsilya’da dünyaya geldi. Futbol hayatına Cannes kulübünde başladı. Cannes’dan ayrılmasının ardından, Bordeaux’ya transfer oldu. Bordeaux’da başarılı futboluyla dikkat çeken Zizou, 1996 yılında, 3 milyon Euro karşılığında Juventus’a transfer oldu.

Juventus’taki başarılı futbolunu milli takımada yansıtan Zidane, Fransa’nın 1998 FIFA Dünya Kupası’nı kazanmasında büyük pay sahibiydi. Finalde, Brezilya’ya attığı 2 kafa golü, kupayı Fransa’ya getirdi. O yıl FIFA tarafından Dünya’nın En İyi Futbolcusu Ödülüne layık görülen Zidane, 2000 yılında ülkesinin Avrupa Şampiyonluğu’na uzanmasında gene büyük rol oynadı. Bu başarılarından dolayı 2.kez dünya’nın en iyi futbolcusu seçildi.

2001 yılında Juventus’tan 81 milyon Dolar karşılığında Real Madrid’e transfer oldu. İlk gittiği sezonda Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi kupasını kazandı. Finalde Bayer Leverkusen’e attığı güzel gol UEFA’nın web sitesinde jenerik oldu.

2002 / 2003 senesinde Real Madrid’le İspanya Futbol Ligi Şampiyonluğu yaşayan Zizou, aynı yıl FIFA tarafından 3.kez dünya’da yılın futbolcusu ünvanını kazandı. Fransa Milli Futbol Takımı’nın 2004 Avrupa Şampiyonası’ndaki kötü sonuçları ardından milli takıma veda etti. Fransa’nın kendisine ihtiyacı olduğunu düşünerek geri döndü.

Zidane, Real Madrid’le 7 Mayıs’ta Villareal karşısında son kez sahaya çıktı. Kulüp takımları kariyerine son verdiğini, profesyonel futbol yaşantısına da 2006 FIFA Dünya Kupası sonrasında noktayı koyacağını açıkladı.

34 yaşında Fransa milli takımı forması altında sahaya çıktığı dünya kupası finalinde, İtalyan oyuncu Marco Materazzi’ye attığı kafa sonrası kırmızı kartla oyun dışında kalarak, 2006 dünya kupasının en çok konuşulan ismi oldu.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Sporcular |
Kas
29
2007
0

Farabi kimdir?

Felsefenin Müslümanlar arasında tanınmasında ve benimsenmesinde büyük görevler yapmış olan Türk filozoflarının ve siyasetbilimcilerinden Fârâbî’nin, fizik konusunda dikkatleri çeken en önemli çalışması, Boşluk Üzerine adını verdiği makalesidir. Fârâbî’nin bu yapıtı incelendiğinde, diğer Aristotelesçiler gibi, boşluğu kabul etmediği anlaşılmaktadır.

Fârâbî’ye göre, eğer bir tas, içi su dolu olan bir kaba, ağzı aşağıya gelecek biçimde batırılacak olursa, tasın içine hiç su girmediği görülür; çünkü hava bir cisimdir ve kabın tamamını doldurduğundan suyun içeri girmesini engellemektedir. Buna karşılık eğer, bir şişe ağzından bir miktar hava emildikten sonra suya batırılacak olursa, suyun şişenin içinde yükseldiği görülür. Öyleyse doğada boşluk yoktur.

Ancak, Fârâbî’ye göre ikinci deneyde, suyun şişe içerisinde yukarıya doğru yükselmesini Aristoteles fiziği ile açıklamak olanaklı değildir. Çünkü Aristoteles suyun hareketinin doğal yerine doğru, yani aşağıya doğru olması gerektiğini söylemiştir. Boşluk da olanaksız olduğuna göre, bu olgu nasıl açıklanacaktır? Bu durumda Aristoteles fiziğinin yetersizliğine dikkat çeken Fârâbî, hem boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de bu olguyu açıklayabilen yeni bir varsayım oluşturmaya çalışmıştır. Bunun için iki ilke kabul eder:

1. Hava esnektir ve bulunduğu mekanın tamamını doldurur; yani bir kapta bulunan havanın yarısını tahliye edersek, geriye kalan hava yine kabın her tarafını dolduracaktır. Bunun için kapta hiç bir zaman boşluk oluşmaz.

2. Hava ve su arasında bir komşuluk ilişkisi vardır ve nerede hava biterse orada su başlar.

Fârâbî, işte bu iki ilkenin ışığı altında, suyun şişenin içinde yükselmesinin, boşluğu doldurmak istemesi nedeniyle değil, kap içindeki havanın doğal hacmine dönmesi sırasında, hava ile su arasındaki komşuluk ilişkisi yüzünden, suyu da beraberinde götürmesi nedeniyle oluştuğunu bildirmektedir.

Yapmış olduğu bu açıklama ile Fârâbî, Aristoteles fiziğini eleştirerek düzeltmeye çalışmıştır. Ancak açıklama yetersizdir; çünkü havanın neden doğal hacmine döndüğü konusunda suskun kalmıştır. Bununla birlikte, Fârâbî’nin bu açıklaması, sonradan Batı’da Roger Bacon tarafından doğadaki bütün nesneler birbirinin devamıdır ve doğa boşluktan sakınır biçimine dönüştürülerek genelleştirilecektir.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Yazarlar |
Kas
29
2007
0

Fikret Kızılok kimdir?

1946 yılında İstanbul’da doğdu. Öğrenim hayatına Galatasaray Lisesi’nin ilkokul kısmında başladı. Müzikle de ilk tanışması burada gerçekleşir. İlk enstrümanı kendisini yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondur. İlk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından alır; ilk konserini de bir 23 Nisan’da Taksim Belediye Gazinosu’nda düzenlenen okul müsameresinde verir. Fikret Kızılok ve orkestrası adlı küçük grubun elemanları Kızılok’un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları halk türküleri ile alkış alırlar.

Ortaokul ve lise yıllarında bu konserler sürer. Lise yıllarında akordiyonu bırakan Kızılok, eline gitarı alır. Fikret’in o dönemdeki en büyük destekçileri ise alt sınıflarda okuyan Barış Manço ile Timur Selçuk’tur. İşte bu dönemde grubun ismi değişir ve Veliahtlar adını alır. Lise yıllarından sonra da bu grupla çalışmayı sürdürür.

Kadıköyde oturan Fikret Kızılok, aynı dönemde arkadaşı olan Cahit Oben ile birlikte yeni bir atılım içine girerler (1964). Yeni bir grup kurarak profesyonel hayata geçmeye karar verirler. Yanlarına bas gitarcı Koray Oktay ve davulcu Erol Ulaştır’ı alırlar; böylece Cahit Oben 4 doğar. Kendilerini “daha ziyade Beatles tipi müzik yapan bir grup” olarak tanımlayan Cahit Oben 4, İlham Gencer’in işlettiği Çatı gece kulübünde programlar yapmaya başlar, bir yandan da mahalle konserlerini sürdürür. Bu arada kendi paralarıyla iki 45′lik plak doldururlar. Bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumlarlar: “I Wanna Be Your Man” ve “36 24 36″. İkinci plaklarında daha “kendilerine” dönerler. Plağın ilk yüzünde “Silifke’nin Yoğurdu” vardır; diğer yüzü ise bir bestedir: “Hereke”, aynı zfakatnda Kızılok’un plak olarak yayınlanan ilk bestesidir.

Fikret Kızılok Cahit Oben 4′le çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki eğitimini sürdürür. Bir süre sadece okuluyla ilgilenir. Müzikten kopfakatyacağını anladığında ilk solo plağını doldurur. Dört şarkılık bir EP’dir bu: “Ay Osman – Colours / Sevgilim-Baby”. Bu plak o yıllarda fazla ses getirmez. Bunun üzerine Kızılok okulunu bitirmeye karar verir. Yine de zfakatn zfakatn arkadaşlarının kurduğu “Kaygısızlar”la birlikte çalışır, Barış Manço’ya eşlik eder.

Dişçilik Yüksekokulu’nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı Arda Uskan ile bir yolculuğa çıkar; müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktur bu. Bu düşünceyle gitarını eline alan Kızılok stüdyoya girer ve Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda alır. Bunu bir 45′lik olarak yayınlar. İkinci solo 45′liğidir bu; Fikret Kızılok’un hayatında da önemli bir dönüm noktası… Arka yüzünde sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, “Benim Aşkım Beni Geçti” yer alır. O güne dek sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıklar: “Piyasa, öylesine Türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi bile. Bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. Bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime düşen görevi yapmaya karar verdim…”

“Yumma Gözün Kör Gibi ! Yağmur Olsam”, Kızılok’un asıl çıkışını yaptığı plak olur. Her iki beste de Fikret Kızılok’undur. Plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullanır Kızılok. Şarkılar çok beğenilir, plak çok satar ve sanatçı ilk altın plağını alır.

Bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45′lik daha yapar Kızılok. Ancak bu kez kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıkar: “Söyle Sazım”. Plak kapağında, “Türk geleneklerine uygun 17 perdeli “Hüseyni” düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı” bir şarkı olarak tanımlanır bu.

Plağın arka yüzünde Kızılok’un Karacaoğlan’dan bestelediği “Güzel Ne Güzel Olmuşsun” vardır. Her iki şarkıda da kendisine Nedim Demirelli eşlik eder. Plak, listelerde de kendisini gösterir ve haftalarca 1 numarada kalmış olan Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar”ını devirerek liste başı olur.

1970 yılını bu iki plakla kapatır Fikret Kızılok. Bu plaklar yıl sonunda Hey dergisi tarafından düzenlenen “Yılın Müzik Oskarları” anketinde görülmemiş bir başarıya imza atar: “Söyle Sazım, Yumma Gözün Kör Gibi” ve “Güzel Ne Güzel Olmuşsun”, Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar”ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü olur. Fikret Kızılok da aynı ankette “Yılın Erkek Şarkıcısı” seçilir.

1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı bu dönemde bir Anadolu turnesine çıkar. Turne sırasında Siverek yolunda donma tehlikesi geçirir; bir kamyon şoförü tarafından kurtarılır. Bu olayın ardından bir plak yapar ve “Emmo” adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf eder. Plağın arka yüzünde Ahmed Arif in şiiri üzerine bestelediği “Vurulmuşum” adlı şarkı vardır. Kızılok, 1972′de bu şarkıyla Bulgaristan’da yapılan Altın Orfe festivaline katılır.

1973 yılında Grafson şirketiyle anlaşarak yeni bir dizi plak yayınlar. Bu plaklarda yer alan şarkılar, Kızılok’un yazdığı “Bir Ali Var” adlı oyunun bölümleridir: “Gün Ola Devran Döne”, “Anadolu’yum”, “Leylim Leylim (Kara Tren)”, “Köroğlu Dağları”, “Tutfakatdım Ellerini” ve “Gözlerinden Bellidir”. Yazılan, ancak bugüne dek sahnelenmeyen bu oyunun şarkıları başka sanatçılar tarafından da seslendirilir: “Kime Sormalı”yı Dönüşüm eşliğinde Tansu, “Duyar mısın”ı ise o dönemde ününün doruğunda olan Timur Selçuk yorumlar. Bu arada “Köroğlu Dağları” şarkısının başında kullandığı gitar, Kızılok müziğinde bir yeniliktir.

Aşık Veysel’in ölümü üzerine kendini tümüyle diş hekimliğine veren Kızılok 1975′te Tehlikeli Madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir Anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta gözükmez. Turnenin ardından İstanbul’da seri konserler verir. Tehlikeli Madde ile folk motiflerinin rock ile harmanlandığı şarkılar yapar. Giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler alır. “Haberin Var mı / Kör Pencere – Ay Battı”, bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çeker. “Kör Pencere”ye bağlı olarak plağa alınan “Ay Battı” ise, popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. Bu plaktan sonra yapılan “Anadolu’yum 75″, daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermedir.

Son 45′liği ise Mart 1976′da yayınlanır. Mahzuni Şerif’ten “Biz Yanarız” ve vazgeçemediği Veysel’den “Sen Bir Ceylan Olsan” adlı türküleri yorumlar sanatçı bu plağında. Plak eleştirilir. “Fikret Kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz” gibi ifadeler kullanılır bu eleştirilerde. Kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kaybolur. Bir yıl sonra, 1977 ortalarında, 1971-72 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlfakatdığı kimi kayıtları bir albüm olarak piyasaya sürer. “Not Defterimden” adını taşıyan bu albümde Kızılok’un deneysel çalışmaları vardır: Atonal bir altyapı üzerine Nazım Hikmet şiirini koyar ve kendi deyimiyle “şarkıcılığı değil, müzisyenliği” dener.

Ancak dönemin “nazik” siyasi ortamında bu çalışma fazla ortalarda gözükemez. Plak çıktıktan kısa bir süre sonra toplatılır. (Yeniden yayınlanması ise 1993′ü bulur.) Bu arada Varşova’da bu albümüyle iki ödül alır. Ancak, plağın toplatılması onu etkiler ve Fikret Kızılok, müziği bıraktığını açıklar. O güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömülür. Buna gerekçe olarak da “hazırladığı yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini” gösterir ve bir daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirir.

1980′lerde farklı bir türle döner müziğe Fikret Kızılok. Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Mutlu Torun gibi farklı yönelimlerde, arayışlardaki isimlerle deneyselliğin ön planda olduğu bir tür ‘atölye çalışması’ yürütülür Çekirdek’te. Kızılok-Ortaçgil ikilisinin ‘Pencere Önü Çiçeği’ bu dönemin ürünüdür. Kızılok’un yerli folk-lirik tarzından Batılı müzikal-vodvil tavrına geçişinin de göstergesi.

Sonra yine 10 yıllık kesinti. Kızılok’un geniş kitlelerle-piyasayla buluşması ise sözünü ettiğim vodvil tavrının da doruğu, 1995′te yayımlanan ‘Demirbaş’ albümü. Kültürel, entelektüel, siyasal yergi, dönemin aşınmış ‘pop’una karşı alternatif gibidir.

Veda albümü ‘Mustafa Kemal-Devrimcinin Güncesi’nde (1998) destansı, lirik bir müzik yaptı. fakat söyleyiş, resitatif-düzdü.

Kızılok 22 Eylül 2001 günü uzun süre çektiği rahatsızlığın neticesi olarak kaldırıldığı hastanede yaşamıdı yitirdi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Ses Sanatçıları |
Kas
29
2007
0

James Brown kimdir?

‘Soul müziğinin babası’ olarak tanınan efsanevi şarkıcı James Brown zatürre teşhisiyle kaldırıldığı hastanede 25 Aralık günü sabahı yaşamını yitirdi.

‘I Got You (I Feel Good), ‘Living America’ gibi parçalarıyla dünya çapında tanınan ünlü şarkıcının menajeri Frank Copsidas CNN’e yaptığı açıklamada ünlü şarkıcının haftasonu zatürre teşhisiyle Atlanta’daki Emory Crawford Long Hastanesi’ne kaldırıldığını ve Brown’ın sabah hayata veda ettiğini söyledi. Copsidas, Brown’un öldüğü sırada yanında kadim dostu Charles Bobbit’in bulunduğunu, şarkıcının ailesine haber verildiğini, ancak ölüm nedeninin henüz açıklığa kavuşmadığını kaydetti. Brown 73 yaşındaydı.

Ailenin tek çocuğu olan James Brown, 1933 yılında Güney Caroline’da Barnwell’de dünyaya geldi. Dört yaşında annesiyle babasının ayrılması üzerine teyzesinin yanına yerleşen Brown, ABD’de son 50 yılda müziğe damgasını vuran Elvis Presley ve Bob Dylan gibi sanatçılar arasında yer alıyordu.

Bir neslin idolleştirdiği ve örnek aldığı Brown’un dansı Mick Jagger ve Michael Jackson gibi şarkıcılara esin kaynağı oldu.

David Bowie’nin “Fame”i, Prince’in “Kiss”i ve George Clinton’ın “Atomic Dog”u açıkça, “Out of Sight”, “Sex Machine”, “I Got You (I Feel Good)” ve “Say It Out Loud – I’m Black and I’m Proud” gibi hitlere imza atan James Brown’un ritimlerine dayanıyordu.

Şarkı sözleri ünlü rapçiler Fat Boys, Ice-T ve Public Enemy tarafından kullanılan Brown, küçük yaşta silahlı soyguna karıştığı, çocukluğu ve gençliğini geçirdiği Georgia’da Bobby Byrd ile tanıştı ve Bryd’in daha sonra adını Famous Flames olarak değiştiren grubu Gospel Starlighters müzik hayatına başladı.

1965′de “Papa’s Got a Brand New Bag” ile en iyi R&B şarkısı, 1987′de “Living In America” R&B dalında en iyi şarkıcı, 1992 yılında ömür boyu başarı dalında Grammy kazanan James Brown, 1950′leri sallayan ilk hit şarkısı “Please, Please, Please” ile çıkış yaptı.

Hakkındaki alkol ve uyuşturucu kullandığı iddiaları, üçüncü eşi Adrienne’ye vurduğu suçlaması ışıltılı yaşamındaki lekeler olarak görülen Brown, kendisini şov dünyasının en çalışkan adamı olarak tanımlıyordu.

Müzik yaşamı boyunca 119’un üzerinde şarkı ile 50’nin üzerinde albüm yapan Brown 1992 yılında Grammy Müzik ödüllerinde ‘Yaşam Boyu Başarı’ ödülüne layık bulundu. Efsanevi şarkıcı 2006 yılının Temmuz ayında Türkiye’de konser vermişti.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Ses Sanatçıları |
Kas
29
2007
0

Üstün Dökmen kimdir?

Ankara’da Cumhuriyet Lisesi’ni 1971 yılında, sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümü’nü tamamladı. 1986 yılında doktorasını Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında bitirdi. 1988′de doçentlik, 1995′de profesörlük ünvanını aldı.

Sosyal bilimlere ilgi duyuyordu, ancak öncelikle Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümü’ne kaydoldu. Üçüncü sınıfa gelince fiziğin kişiliğine uygun olmadığını fark etti. Yeniden üniversite sınavlarına girerek Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ne geçti. Bu bölümden mezun oldu ve aynı bölümde Uygulamalı Psikoloji (Klinik Psikoloji) alanında master yaptı. Psikolojik danışma ve rehberlik alanında 1986 yılında doktora, 1988 yılında doçentlik, 1995’te ise profesörlük derecesi aldı. Halen Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesidir.

2006 itibarı ile TRT’de Küçük Şeyler adlı bir programı hazırlıyor ve sunuyordu.

Dökmen’in çeşitli bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerinin yanı sıra dört bilimsel, bir de şiir kitabı vardır. Bu kitaplar sırasıyla; “Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi: Kuruluşu, Gelişmesi, Çalışmaları” , “Okuma Becerisi İlgisi ve Alışkanlığı Üzerine Psiko-Sosyal Bir Araştırma” , “İletişim Çatışmaları ve Empati” , “Sosyometri ve Psikodrama” adlarını taşımaktadır. Şiir kitabının adı “Selam” dır. Meslektaşı Kayserili Doç. Dr. Zehra Yaşın-Dökmen’le evlidir; iki kızı bulunmaktadır.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Yazarlar |
Kas
29
2007
0

İdil Biret kimdir?

2 yaşında müziğe olan ilgisibaşladı. 5 yaşına geldiğinde olağandışı müzik yeteneği, absolut kulağı ve duyduğu her parçayı anında ve eksiksiz olarak piyanoya aktarabilme yeteneği ile Türk ve Avrupalı müzik çevrelerinin hayranlığını kazandı. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün talimatı ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in özel ilgisiyle, TBMM’nin kendi adına çıkardığı özel yasadan yararlanarak yedi yaşında ailesiyle birlikte Fransa’ya gönderildi. Paris Konservatuarı’nda Nadia Boulanger’nin öğrencisi oldu. Alfred Cortot ve Wilhelm Kempff gibi hocalarla çalıştı. Küçük yaşta Kempff’in hayranlığını kazanan Biret, 11 yaşında iken onunla Paris’te Mozart’ın İki Piyano için Konçertosu’nu çaldı. Paris Ulusal Konservatuarı’nı Yüksek Piyano, Eşlikçilik ve Oda Müziği dallarında birinci olarak bitirdiğinde 15 yaşındaydı. 16 yaşından bu yana dünya sahnelerinde yerini aldı. Amerika’daki ilk konserini 21 yaşında, Rachmaninoff’un Üçüncü Piyano Konçertosu’nu çalarak Erich Leinsdorf yönetimindeki Boston Filarmoni Orkestrası ile gerçekleştirdi. İlk Rusya turnesini piyanist Emil Gilels’in çağrısı üzerine yaptı ve bu ülkede büyük başarı kazandı. Yıllar içinde bu ülkede yüze yakın konser verdi. Biret beş kıtayı kapsayan sayısız konserlerinde Atzmon, Copland, Kempe, Keilberth, Sargent, Monteux, Fournat, Leinsdorf, Pritchard, Scherchen, Rozhdestvensky, Mackerras gibi ünlü şeflerle çaldı; Montreal, Berlin, Montpellier, Nohant, Royan, Dubrovnik, Atina, Ankara ve İstanbul festivallerine katıldı. Boston Symphony, Orchestre National de France, Orchestre Suisse Romande, London Symphony, Leningrad Philarmonic, Leipzig Gewandhaus, Dresden Staatcapelle, Tokyo Philarmonic, Sydney Symphony ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde dünyanın her yerinde konserler verdi.

Biret, 1986 yılında, Beethoven’ın dokuz senfonisinin Liszt tarafından yapılan uyarlfakatlarını, kayda aktaran ilk piyanist oldu. Beyin ve kol gücü olarak piyanistik sınırları zorlayan Biret, Montpellier Festivali’nde, eleştirmenler tarafından yapılması imkansız olarak nitelendirilen bir denemeye girişerek bu uyarlfakatların hepsini ardarda 3 konserde seslendirdi. Biret’i en iyi öğrencisi olarak nitelendiren Wilhelm Kempff’in 96′ıncı doğum yıldönümü onuruna verilen bir konserde, hocasının piyano uyarlfakatlarını seslendirdi. 1992 yılında Chopin’in tüm eserlerini içerin 15 CD’lik bir seriyi Naxos firmasıyla kayda aldı. Bu kayıt 1995 yılında Varşova’da gerçekleştirilen “Chopin Diskleri Büyük Ödülü” çerçevesinde, İdil Biret’e jüri özel ödülünü kazandırdı. Sanatçı daha sonra Brahms (1997, 12 CD) ve Rachmaninoff’un (2000, 10 CD) tüm piyano yapıtlarını külliyat halinde kaydederek romantik piyano edebiyatı literatürüne kendi damgasını vurdu. Bu CD’ler kısa sürede uluslararası müzik piyasasının aranan kayıtları haline geldi. 1995 yılında Boulez’in 3 sonatı için yaptığı kayıt Parishttp://www.idilbiret.gen.tr/images/idilbiret.jpgte her yıl düzenlenen “Altın Diyapozon” ödülünü kazandı ve “Le Monde” gazetesi bu diski yılın en iyi kaydı seçti. 1997′de Brahms’ın ölümünün yüzüncü yılı nedeniyle, bestecinin piyano eserlerinin tfakatmını Almanya’da 5 resitalde icra etti. Ayrıca bir konserde Brahms’ın iki konçertosunu birden çalarak bunu yapabilmiş çok az sayıda piyanistin arasına girdi. 1998 yılında, Beethoven’ın 5 piyano konçertosunu 3 günlük konser dizisinde ardarda seslendirdi. Biret, ayrıca 7 günlük bir konser dizisinde Beethoven’in tüm piyano sonatlarını ardarda çaldı. Şu anda bu sonatları kaydetmekte olan piyanist, bu projesiyle dünyada Beethoven’ın piyano için yazdığı sonat, konçerto ve senfoni uyarlfakatlarının tfakatmını seslendiren tek piyanist ünvanına erişmektedir. Sanatçı son olarak 2002 yılında da György Ligeti’nin piyano etüdlerinin kaydını yaptı. Olağanüstü bir hafıza, mükemmel bir teknik ve yorumlfakat gücüne sahip olarak nitelendirilen Biret dünyanın en geniş repertuvarlı piyanisti ünvanını taşımakta. Sanatçı şu anda Brahms’ın senfonilerinin piyano uyarlfakatlarını yazmakta. Kendi etüdlerini de bestelemiş olan ve bir süre sonra gün ışığına çıkartacağını söyleyen Biret, 70′i aşkın LP/CD’si ve bunlarin 2 milyon’a yakın satış rakamıyla klasik müzik dünyasının en çok sevilen ve aranan yorumcularından biri.

Sanatçı bugüne kadar Kraliçe Elizabeth (Belçika), Van Cliburn (ABD), Busoni (İtalya), Montreal (Kanada), Liszt (Weimar, Almanya) gibi birçok piyano yarışmasında jüri üyeliği yaptı. 1971′de T.C. Devlet Sanatçısı ilan edilen İdil Biret, Boğaziçi Üniversitesi’yle Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin “onursal doktora” ünvanlarını taşıyor. Yurtdışında aldığı ödüller arasında “Lili Boulanger Memorial”, “Harriet Cohen/Dinu Lipatti Altın Madalyası”, Polonya Hükümeti Kültür Liyakat Nişanı, İtalyan Hükümeti Adelaide Ristori Nişanı ve Fransa Hükümeti “Chevalier de L’Ordre de Mérite” nişanı bulunuyor. Türkiye’nin en prestijli müzik ödülü sayılan Sevda Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası’nın da sahibi.

Yaziyi gonderen in: BİYOGRAFİ,Ses Sanatçıları |

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel